Mürselât (1-16)
el-MÜRSELÂT
Diyanet / Elmalılı
Mekke'de inmiştir. 50 (elli) âyettir. "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur'an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.
Süleyman Ateş
"Gönderilenler" anlamındaki kelime ile başladığından bu adı almıştır. Mekke'de inen ilk sûrelerdendir. Hümeze Sûresinden sonra inmiştir. 50 âyettir. 48. âyetinin Medine'de indiği söylenir. Mushaf'ta 77, iniş sırasına göre 33. sûredir.
(MÜRSELÂT suresi 1. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا
| Okunuş | Velmurselati 'urfen. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere; |
| Elmalılı Orijinal | Kasem olsun o urf için gönderilenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | Andolsun iyilik yapılması için (o birbiri ardınca) gönderilenlere, |
| Elmalılı Sade. 2 | Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere, |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Andolsun, marûf ile gönderilmişlere. Ve pek sür'atle esmekle esenlere. |
| S. Ateş | Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere, |
| A. Bulaç | Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; |
| Muhammed Esed | DÜŞÜN bu (mesaj)ları, dalga dalga gönderilen |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgârlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara, |
| S. Yıldırım | İyilik için birbirinin peşinden gönderilenler, |
| Tefhimü-l Kuran | Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; |
| Fizilalil Kuran | Dalga dalga salınanlara, |
| A. Gölpınarlı | Andolsun, ardı ardınca, iyilikle gönderilenlere. |
| H. S. Yeter | Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere; |
| A. Uğur | Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere; |
| G. Onan | Birbiri ardırıca gönderilenlere andolsun; |
| Ş. Piriş | Andolsun, birbiri ardınca gönderilenlere. |
| Yusuf Ali (EN) | By the (Winds) Sent Forth one after another (to man's profit); |
| M. Pickthall (EN) | By the emissary winds, (sent) one after anotherr |
(MÜRSELÂT suresi 2. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا
| Okunuş | Fel'asifati 'asfen. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara; |
| Elmalılı Orijinal | Derken büküp devirenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | büküp devirenlere, |
| Elmalılı Sade. 2 | Büküp devirenlere, |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Andolsun, marûf ile gönderilmişlere. Ve pek sür'atle esmekle esenlere. |
| S. Ateş | Esip savuranlara, |
| A. Bulaç | Derken kökünden koparıp savuranlara. |
| Muhammed Esed | ve sonra fırtına şiddetiyle patlayan! |
| Y.N. Öztürk | Esip de büküp devirenlere, |
| S. Yıldırım | Esip savuranlar, |
| Tefhimü-l Kuran | Derken kökünden koparıp savuranlara. |
| Fizilalil Kuran | Kasırga gibi esip savuranlara, |
| A. Gölpınarlı | Şiddetle esip yelenlere. |
| H. S. Yeter | Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara; |
| A. Uğur | Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara; |
| G. Onan | Derken kökünden koparıp savuranlara. |
| Ş. Piriş | Şiddetle esip savrulanlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | Which then blow violently in tempestuous Gusts, |
| M. Pickthall (EN) | By the raging hurricanes, |
(MÜRSELÂT suresi 3. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا
| Okunuş | Vennaşirati neşren. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara; |
| Elmalılı Orijinal | Ve neşrederek yayanlara |
| Elmalılı Sade. 1 | neşrederek yayanlara, |
| Elmalılı Sade. 2 | Yaydıkça yayanlara, |
| Ö. N. Bilmen | Ve yaymakla yayıverenlere. |
| S. Ateş | Yaydıkça yayanlara, |
| A. Bulaç | Yaydıkça yayanlara. |
| Muhammed Esed | Düşün bu (mesaj)ları, (hakikati) dört bir yana yayan, |
| Y.N. Öztürk | Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere, |
| S. Yıldırım | Tohumlarını yaydıkça yayanlar, |
| Tefhimü-l Kuran | Yaydıkça yayanlara, |
| Fizilalil Kuran | Her yana dağıtanlara, |
| A. Gölpınarlı | Bulutları yayıp sürenlere. |
| H. S. Yeter | (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara; |
| A. Uğur | (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara; |
| G. Onan | Yaydıkça yayanlara. |
| Ş. Piriş | Yaydıkça yayanlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | And scatter (things) far and wide; |
| M. Pickthall (EN) | By those which cause earth's vegetation to revive; |
(MÜRSELÂT suresi 4. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
| Okunuş | Felfarikati ferkan. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara; |
| Elmalılı Orijinal | Derken seçip ayıranlara |
| Elmalılı Sade. 1 | (gerçek ile batılı) seçip ayıranlara, |
| Elmalılı Sade. 2 | Seçip ayıranlara, |
| Ö. N. Bilmen | Sonra ayrılmakla ayıranlara. |
| S. Ateş | Ayırdıkça ayıranlara, |
| A. Bulaç | Böylece ayırdıkça ayıranlara, |
| Muhammed Esed | böylece (doğru ile eğriyi) kesin şekilde ayıran, |
| Y.N. Öztürk | Gerektiği şekilde ayıranlara, |
| S. Yıldırım | Hakla batılı, doğru ile eğriyi ayırt edenler, |
| Tefhimü-l Kuran | Böylece ayırdıkça ayıranlara, |
| Fizilalil Kuran | Doğruyu eğriden kesin çizgilerle ayıranlara, |
| A. Gölpınarlı | Gerçekle aslı olmayanı ayırt edenlere. |
| H. S. Yeter | (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara; |
| A. Uğur | (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara; |
| G. Onan | Böylece ayırdıkça ayıranlara, |
| Ş. Piriş | Ayırdıkça ayıranlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | Then separate them, one from another, |
| M. Pickthall (EN) | By those who winnow with a winnowing, |
(MÜRSELÂT suresi 5. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا
| Okunuş | Felmulkiyati zikren. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | (5-6) (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere; |
| Elmalılı Orijinal | Sonra bir ögüt bırakanlara |
| Elmalılı Sade. 1 | sonra bir öğüt bırakanlara, |
| Elmalılı Sade. 2 | Bir öğüt bırakanlara, |
| Ö. N. Bilmen | Sonra bir öğüt bırakanlara. |
| S. Ateş | Öğüt bırakanlara: |
| A. Bulaç | Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara; |
| Muhammed Esed | ve sonra bir öğüt ve hatırlatmada bulunan, |
| Y.N. Öztürk | Öğüt ulaştıranlara/Kur'an'ı ulaştıranlara, |
| S. Yıldırım | (5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için: |
| Tefhimü-l Kuran | Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara; |
| Fizilalil Kuran | İlahi mesajı peygamberlere iletenlere andolsun. |
| A. Gölpınarlı | Öğütleri telkin edenlere. |
| H. S. Yeter | Öğüt telkin edenlere; |
| A. Uğur | Öğüt telkin edenlere; |
| G. Onan | Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara; |
| Ş. Piriş | Uyarıyı/zikri ulaştıranlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | Then spread abroad a Message, |
| M. Pickthall (EN) | By those who bring down the Reminder, |
(MÜRSELÂT suresi 6. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
| Okunuş | 'Uzren ev nuzren. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | (5-6) (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere; |
| Elmalılı Orijinal | Gerek özriçin olsun gerek inzar |
| Elmalılı Sade. 1 | gerek mazur kılmak gerekse uyarmak için olsun, |
| Elmalılı Sade. 2 | Gerek özür için olsun, gerek uyarı için, |
| Ö. N. Bilmen | Özür dilemek veya korkutmak için. |
| S. Ateş | Özür yahut uyarmak için. |
| A. Bulaç | Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için. |
| Muhammed Esed | suçlardan arınma(yı vaad eden) veya bir uyarı(da bulunan)! |
| Y.N. Öztürk | Özür yahut uyarı için, |
| S. Yıldırım | (5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için: |
| Tefhimü-l Kuran | Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) olarak veya uyarıp-korkutmak için. |
| Fizilalil Kuran | Ya bahaneleri boşa çıkarmak ya da uyarmak amacı ile, |
| A. Gölpınarlı | Özürle suçu yok etmek husûsunda olsun, yahut korkutma husûsuna âit bulunsun. |
| H. S. Yeter | (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için. |
| A. Uğur | (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için. |
| G. Onan | Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için. |
| Ş. Piriş | Özür veya korkutmak için.. |
| Yusuf Ali (EN) | Whether of justification or of Warning- |
| M. Pickthall (EN) | To excuse or to warn, |
(MÜRSELÂT suresi 7. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
| Okunuş | İnnema tu'adune levaki'un. |
| Diyanet Çevirisi | (1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. |
| Diyanet Vakfı | Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek! |
| Elmalılı Orijinal | Herhalde size va'dolunan muhakkak olacaktır |
| Elmalılı Sade. 1 | elbette size va'd olunan şey muhakkak meydana gelecektir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki vaad olunduğunuz şey, elbette vukû bulacaktır. |
| S. Ateş | (Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır. |
| A. Bulaç | Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. |
| Muhammed Esed | BAKIN, bekleyip görün denilenher şey mutlaka gerçekleşecektir. |
| Y.N. Öztürk | Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir. |
| S. Yıldırım | Size vâd edilen mutlaka gerçekleşecektir. |
| Tefhimü-l Kuran | Şüphesiz, size vadedilmekte olan gerçekleşecektir. |
| Fizilalil Kuran | Size söz verilen kıyamet kesinlikle kopacaktır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki size vaat edilen, mutlaka olacak. |
| H. S. Yeter | Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek! |
| A. Uğur | Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek! |
| G. Onan | Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. |
| Ş. Piriş | Size vaadedilen elbette gerçekleşecektir. |
| Yusuf Ali (EN) | Assuredly, what ye are promised must come to pass. |
| M. Pickthall (EN) | Surely that which ye are promised will befall. |
(MÜRSELÂT suresi 8. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
| Okunuş | Feizennucumu tumiset. |
| Diyanet Çevirisi | Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, |
| Diyanet Vakfı | (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| Elmalılı Orijinal | Hani o yıldızlar silindiği vakıt |
| Elmalılı Sade. 1 | Hani o yıldızlar silindiği vakit. |
| Elmalılı Sade. 2 | Hani o yıldızlar silindiği zaman, |
| Ö. N. Bilmen | (8-9) Artık o zaman ki, yıldızların ziyaları gider. Ve o vakit ki, gök yarılır. |
| S. Ateş | Yıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman, |
| A. Bulaç | Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman, |
| Muhammed Esed | Yıldızlar söndüğü zaman (gerçekleşecek,) |
| Y.N. Öztürk | Yıldızlar silinip süpürüldüğünde, |
| S. Yıldırım | Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, |
| Tefhimü-l Kuran | Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği zaman, |
| Fizilalil Kuran | Yıldızlar karardığı zaman, |
| A. Gölpınarlı | Yıldızların ışıkları sönünce. |
| H. S. Yeter | Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, |
| A. Uğur | Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, |
| G. Onan | Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman, |
| Ş. Piriş | Yıldızların ışığı söndüğü zaman.. |
| Yusuf Ali (EN) | Then when the stars become dim; |
| M. Pickthall (EN) | So when the stars are put out, |
(MÜRSELÂT suresi 9. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ
| Okunuş | Ve izessemau furicet. |
| Diyanet Çevirisi | Gök yarıldığı zaman, |
| Diyanet Vakfı | (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| Elmalılı Orijinal | Ve o Sema açıldığı vakıt |
| Elmalılı Sade. 1 | o gök kubbe açıldığı vakit, |
| Elmalılı Sade. 2 | Gök yarıldığı zaman, |
| Ö. N. Bilmen | (8-9) Artık o zaman ki, yıldızların ziyaları gider. Ve o vakit ki, gök yarılır. |
| S. Ateş | Gök yarıldığı zaman, |
| A. Bulaç | Gök yarıldığı zaman |
| Muhammed Esed | ve gök parçalandığı zaman, |
| Y.N. Öztürk | Gök yarıldığında, |
| S. Yıldırım | Gök yarıldığı zaman, |
| Tefhimü-l Kuran | Gök yarıldığı zaman |
| Fizilalil Kuran | Gök parçalandığı zaman, |
| A. Gölpınarlı | Ve gök yarılınca. |
| H. S. Yeter | Gökkubbe yarıldığı zaman, |
| A. Uğur | Gökkubbe yarıldığı zaman, |
| G. Onan | Gök yarıldığı zaman, |
| Ş. Piriş | Gök yarıldığı.. |
| Yusuf Ali (EN) | When the heaven is cleft asunder; |
| M. Pickthall (EN) | And when the sky is riven asunder, |
(MÜRSELÂT suresi 10. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
| Okunuş | Ve izelcibalu nusifet. |
| Diyanet Çevirisi | Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, |
| Diyanet Vakfı | (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| Elmalılı Orijinal | Ve o dağlar savurulduğu vakıt |
| Elmalılı Sade. 1 | dağlar savrulduğu vakit, |
| Elmalılı Sade. 2 | Dağlar savrulduğu zaman, |
| Ö. N. Bilmen | Ve o an ki, dağlar dağılıverir. |
| S. Ateş | Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, |
| A. Bulaç | Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman, |
| Muhammed Esed | ve dağlar toz gibi ufalandığı zaman, |
| Y.N. Öztürk | Dağlar un-ufak edilip savrulduğunda, |
| S. Yıldırım | Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman, |
| Tefhimü-l Kuran | Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman, |
| Fizilalil Kuran | Dağlar ufalanıp dağıldığı zaman, |
| A. Gölpınarlı | Ve dağlar, yerlerinden kopup dümdüz olunca. |
| H. S. Yeter | Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman , |
| A. Uğur | Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, |
| G. Onan | Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman, |
| Ş. Piriş | Dağlar un ufak savrulduğu zaman.. |
| Yusuf Ali (EN) | When the mountains are scattered (to the winds) as dust; |
| M. Pickthall (EN) | And when the mountains are blown away, |
(MÜRSELÂT suresi 11. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
| Okunuş | Ve izerrusulu ukkitet. |
| Diyanet Çevirisi | Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir). |
| Diyanet Vakfı | (8-11) Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| Elmalılı Orijinal | Ve o ilçiler miykatlarına irdirildiği vakıt |
| Elmalılı Sade. 1 | peygamberler bekleme yerlerine vardırıldığı vakit (kıyamet günü), |
| Elmalılı Sade. 2 | Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman, |
| Ö. N. Bilmen | Ve o zaman ki, peygamberlere mahdut bir müddet verilmiş olur. |
| S. Ateş | Elçilere vakit belirlendiği zaman: |
| A. Bulaç | Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman |
| Muhammed Esed | ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman... |
| Y.N. Öztürk | Resuller vakte bağlandığında, |
| S. Yıldırım | Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve peygamberler de (şahidlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman |
| Fizilalil Kuran | Peygamberlerin tanıklık sıraları geldiği zaman, |
| A. Gölpınarlı | Ve peygamberler toplanınca. |
| H. S. Yeter | Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| A. Uğur | Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). |
| G. Onan | Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman, |
| Ş. Piriş | Elçiler toplandığı zaman.. |
| Yusuf Ali (EN) | And when the messengers are (all) appointed a time (to collect)- |
| M. Pickthall (EN) | And when the messengers are brought unto their time appointedd |
(MÜRSELÂT suresi 12. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
| Okunuş | Lieyyi yevmin uccilet. |
| Diyanet Çevirisi | (Bu) hangi güne ertelenmiştir? |
| Diyanet Vakfı | (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir? |
| Elmalılı Orijinal | Onlar hangi güne te'cil edildi? |
| Elmalılı Sade. 1 | bunlar hangi güne ertelenmiştir? |
| Elmalılı Sade. 2 | Bunlar hangi güne ertelendiler? |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Hangi vakti tâcil olundu? Ayırma gününe (tecil edildi). |
| S. Ateş | Ertelenmiş oldukları gün için, |
| A. Bulaç | (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti? |
| Muhammed Esed | Ne zaman gerçekleşecek (bütün bunlar)? |
| Y.N. Öztürk | Hangi gün için vakte bağlandılar? |
| S. Yıldırım | Bunlar hangi güne ertelendiler? |
| Tefhimü-l Kuran | (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti? |
| Fizilalil Kuran | Bu tanıklık hangi güne ertelendi? |
| A. Gölpınarlı | Hangi gün için geciktirildi bunlar? |
| H. S. Yeter | (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir? |
| A. Uğur | (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir? |
| G. Onan | (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti (üccilet)? |
| Ş. Piriş | -Hangi güne ertelenmiş? |
| Yusuf Ali (EN) | For what Day are these (portents) deferred? |
| M. Pickthall (EN) | For what day is the time appointed? |
(MÜRSELÂT suresi 13. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
لِيَوْمِ الْفَصْلِ
| Okunuş | Liyevmilfasli. |
| Diyanet Çevirisi | Hüküm ve ayırım gününe. |
| Diyanet Vakfı | Ayırım gününe. |
| Elmalılı Orijinal | Fasıl gününe |
| Elmalılı Sade. 1 | Ayırım gününe! |
| Elmalılı Sade. 2 | Hüküm gününe.. |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Hangi vakti tâcil olundu? Ayırma gününe (tecil edildi). |
| S. Ateş | Yani hüküm günü için. |
| A. Bulaç | (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için. |
| Muhammed Esed | (Doğruyu yanlıştan) Ayırd etme Günü! |
| Y.N. Öztürk | Ayrım ve hüküm günü için. |
| S. Yıldırım | "Hüküm gününe!" |
| Tefhimü-l Kuran | (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için. |
| Fizilalil Kuran | Hüküm gününe. |
| A. Gölpınarlı | Ayırma günü için. |
| H. S. Yeter | Ayırım gününe. |
| A. Uğur | Ayırım gününe. |
| G. Onan | (Mümini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için. |
| Ş. Piriş | -Hüküm/ayırma gününe.. |
| Yusuf Ali (EN) | For the Day of Sorting out. |
| M. Pickthall (EN) | For the Day of Decision. |
(MÜRSELÂT suresi 14. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
| Okunuş | Ve ma edrake ma yevmulfasli. |
| Diyanet Çevirisi | Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin. |
| Diyanet Vakfı | (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! |
| Elmalılı Orijinal | bildinmi nedir fasıl günü? |
| Elmalılı Sade. 1 | Ayırım gününün ne olduğunu bilir misin? |
| Elmalılı Sade. 2 | Bildin mi, nedir o hüküm günü? |
| Ö. N. Bilmen | O ayırma gününün ne olduğunu sana ne bildirdi? |
| S. Ateş | Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? |
| A. Bulaç | Bu ayırma gününü sana ne bildirdi? |
| Muhammed Esed | Bu Ayrım Günü'nün nasıl bir gün olacağını bilebilir misin? |
| Y.N. Öztürk | Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir? |
| S. Yıldırım | "Hüküm günü" nedir bilir misin? |
| Tefhimü-l Kuran | Bu ayırma gününü sana ne bildirdi? |
| Fizilalil Kuran | Hüküm gününün ne olduğunu biliyor musun? |
| A. Gölpınarlı | Ve nedir, bilir misin ayırma günü? |
| H. S. Yeter | (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! |
| A. Uğur | (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! |
| G. Onan | Bu ayırma gününü sana ne bildirdi? |
| Ş. Piriş | -Hüküm gününün ne olduğunu ne bilirsin? |
| Yusuf Ali (EN) | And what will explain to thee what is the Day of Sorting out? |
| M. Pickthall (EN) | And what will convey unto thee what the Day of Decision is! |
(MÜRSELÂT suresi 15. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) O gün vay haline yalanlayanların. Evvelkileri helâk etmedik mi? |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların! |
| Y.N. Öztürk | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | -Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 16. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
| Okunuş | Elem nuhlikil'evveliyne. |
| Diyanet Çevirisi | Biz öncekileri helâk etmedik mi? |
| Diyanet Vakfı | Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi? |
| Elmalılı Orijinal | Helâk etmedikmi evvelkileri? |
| Elmalılı Sade. 1 | Önceki toplulukları helak etmedik mi? |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz, öncekileri helak etmedik mi? |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) O gün vay haline yalanlayanların. Evvelkileri helâk etmedik mi? |
| S. Ateş | Öncekileri helâk etmedik mi? |
| A. Bulaç | Biz, öncekileri helak etmedik mi? |
| Muhammed Esed | Biz, geçmişin o (günahkar)larını yok etmedik mi? |
| Y.N. Öztürk | Öncekileri helâk etmedik mi? |
| S. Yıldırım | Biz o peygamberleri reddedenlerden öncekileri yok etmedik mi? |
| Tefhimü-l Kuran | Biz, öncekileri helak etmedik mi? |
| Fizilalil Kuran | Önceki inkarcı toplumları yoketmedik mi? |
| A. Gölpınarlı | Önce gelenleri helâk etmedik mi? |
| H. S. Yeter | Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi? |
| A. Uğur | Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi? |
| G. Onan | Biz, öncekileri helak etmedik mi? |
| Ş. Piriş | Evvelkileri yıkıma uğratmadık mı? |
| Yusuf Ali (EN) | Did We not destroy the men of old (for their evil)? |
| M. Pickthall (EN) | Destroyed We not the former folk, |


0 yorum yazılmıştır