Mürselât (17-31)

(MÜRSELÂT suresi 17. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ

Okunuş Summe nutbi'uhumul'ahiriyne.
Diyanet Çevirisi Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
Diyanet Vakfı Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Elmalılı Orijinal Sonra arkalarına takacağız geridekileri
Elmalılı Sade. 1 Sonra arkalarına takacağız geridekileri!
Elmalılı Sade. 2 Sonra geridekileri de onlara katarız.
Ö. N. Bilmen (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız.
S. Ateş Sonra geridekileri de onların ardına takarız.
A. Bulaç Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Muhammed Esed İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız:
Y.N. Öztürk Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
S. Yıldırım Sonra gidenleri de onların ardına takarız.
Tefhimü-l Kuran Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Fizilalil Kuran Sonraki inkarcıları da katarız onlara.
A. Gölpınarlı Sonra da son gelenleri tutar, katarız onlara.
H. S. Yeter Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
A. Uğur Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
G. Onan Sonra, arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Ş. Piriş Daha sonra da geridekileri onlara tabi kılarız.
Yusuf Ali (EN) So shall We make later (generations) follow them.
M. Pickthall (EN) Then caused the latter folk to follow after?

(MÜRSELÂT suresi 18. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

Okunuş Kezalike nef'alu bilmucrimiyne.
Diyanet Çevirisi Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Diyanet Vakfı İşte biz suçlulara böyle yaparız!
Elmalılı Orijinal Biz öyle yaparız mücrimleri
Elmalılı Sade. 1 Biz suçluları öyle yaparız!
Elmalılı Sade. 2 Biz suçlulara böyle yaparız.
Ö. N. Bilmen (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız.
S. Ateş Suçlulara böyle yaparız.
A. Bulaç İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.
Muhammed Esed (çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız.
Y.N. Öztürk Biz, suçlulara işte böyle yaparız.
S. Yıldırım İşte suçlu kâfirlere Biz böyle davranırız.
Tefhimü-l Kuran İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapmaktayız.
Fizilalil Kuran İşte biz günahkârlara böyle yaparız.
A. Gölpınarlı Böyle yaparız günahkârlara.
H. S. Yeter İşte biz suçlulara böyle yaparız!
A. Uğur İşte biz suçlulara böyle yaparız!
G. Onan İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.
Ş. Piriş İşte suçlulara böyle yaparız!
Yusuf Ali (EN) Thus do We deal with men of sin.
M. Pickthall (EN) Thus deal We ever with the guilty.

(MÜRSELÂT suresi 19. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Okunuş Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne.
Diyanet Çevirisi O gün vay yalanlayanların hâline!
Diyanet Vakfı O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı Orijinal Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı Sade. 1 O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı Sade. 2 O gün yalanlayanların vah haline!
Ö. N. Bilmen O gün vay haline yalanlayanların.
S. Ateş (Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!
A. Bulaç O gün, yalanlayanların vay haline.
Muhammed Esed O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Y.N. Öztürk Yalanlayanların o gün vay haline!
S. Yıldırım Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Tefhimü-l Kuran O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Fizilalil Kuran O gün inkarcıların vay haline!
A. Gölpınarlı Vay hallerine o gün yalanlayanların.
H. S. Yeter O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
A. Uğur O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
G. Onan O gün, yalanlayanların vay haline.
Ş. Piriş Vay haline o gün, yalanlayanların!
Yusuf Ali (EN) Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
M. Pickthall (EN) Woe unto the repudiators on that day!

(MÜRSELÂT suresi 20. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ

Okunuş Elem nahlukkum min main mehiynin.
Diyanet Çevirisi Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Diyanet Vakfı (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Elmalılı Orijinal Yaratmadıkmı sizi bir hakîr sudan?
Elmalılı Sade. 1 Yaratmadık mı sizi hor bir sudan?
Elmalılı Sade. 2 Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Ö. N. Bilmen Sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı?
S. Ateş Sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
A. Bulaç Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Muhammed Esed Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı,
Y.N. Öztürk Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
S. Yıldırım Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Tefhimü-l Kuran Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Fizilalil Kuran Sizi basit bir sıvı damlasından yaratmadık mı?
A. Gölpınarlı Sizi, bayağı ve azıcık bir sudan yaratmadık mı?
H. S. Yeter (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
A. Uğur (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
G. Onan Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Ş. Piriş Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Yusuf Ali (EN) Have We not created you from a fluid (held) despicable?
M. Pickthall (EN) Did We not create you from a base fluidd

(MÜRSELÂT suresi 21. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ

Okunuş Fece'alnahu fiy kararin mekiynin.
Diyanet Çevirisi (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Diyanet Vakfı (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Elmalılı Orijinal Kılıp da onu bir makarda temkin
Elmalılı Sade. 1 Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
Elmalılı Sade. 2 Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Ö. N. Bilmen İmdi onu bir sağlam karargâhta (bulunur) kıldık.
S. Ateş Onu sağlam bir karar yerine koyduk.
A. Bulaç Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Muhammed Esed (rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan),
Y.N. Öztürk Onu dayanıklı karargâhta tuttuk.
S. Yıldırım (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Tefhimü-l Kuran Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik,
Fizilalil Kuran Sonra o sıvı damlasını korunaklı bir yuvaya yerleştirmedik mi?
A. Gölpınarlı Derken onu, karâr edilecek kuvvetli bir yerde tutmadık mı?
H. S. Yeter İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
A. Uğur İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
G. Onan Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Ş. Piriş Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Yusuf Ali (EN) The which We placed in a place of rest, firmly fixed,
M. Pickthall (EN) Which We laid up in a safe abodee

(MÜRSELÂT suresi 22. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

Okunuş İla kaderin ma'lumin.
Diyanet Çevirisi (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Diyanet Vakfı (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Elmalılı Orijinal Ma'lûm bir kadere değin
Elmalılı Sade. 1 Belirli bir vakte değin!
Elmalılı Sade. 2 Belli bir süreye kadar.
Ö. N. Bilmen Bir malum müddete kadar.
S. Ateş Belli bir süreye kadar.
A. Bulaç Belli bir süreye kadar;
Muhammed Esed önceden belirlenmiş bir süreyle?
Y.N. Öztürk Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.
S. Yıldırım (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Tefhimü-l Kuran Belli bir süreye kadar;
Fizilalil Kuran Belirli bir sürenin sonuna kadar.
A. Gölpınarlı Bilinen bir müddete dek.
H. S. Yeter Belli bir süreye kadar.
A. Uğur Belli bir süreye kadar.
G. Onan Belli bir süreye kadar;
Ş. Piriş Belli bir süreye kadar..
Yusuf Ali (EN) For a period (of gestation), determined (according to need)?
M. Pickthall (EN) For a known term?

(MÜRSELÂT suresi 23. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ

Okunuş Fekaderna feni'melkadirune.
Diyanet Çevirisi Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
Diyanet Vakfı Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
Elmalılı Orijinal Demekki ölçmüşüz, demekki biz ne güzel kâdiriz
Elmalılı Sade. 1 Demek ki ölçmüşüz, demek ki Biz ne güzel güçlüleriz.
Elmalılı Sade. 2 Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
Ö. N. Bilmen İşte Biz kâdir olduk, artık ne güzel kâdir olanlarız.
S. Ateş Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.
A. Bulaç İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz.
Muhammed Esed Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik: ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz!
Y.N. Öztürk Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
S. Yıldırım Biz işte böyle takdir ettik. Ne güzel takdir ederiz Biz!
Tefhimü-l Kuran İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz.
Fizilalil Kuran Biz o sıvı damlacığın gelişmesini aşamalı bir plâna bağladık. Biz ne güzel plân yaparız.
A. Gölpınarlı Derken taktîr ettik yaratılışını, ne güzel de takdîr ederiz biz.
H. S. Yeter Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
A. Uğur Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
G. Onan İşte (buna) güç-yetirdik. Biz ne güzel güç-yetirenleriz.
Ş. Piriş Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz.
Yusuf Ali (EN) For We do determine (according to need); for We are the Best to determine (things).
M. Pickthall (EN) Thus We arranged. How excellent is Our arranging!

(MÜRSELÂT suresi 24. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Okunuş Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne.
Diyanet Çevirisi O gün vay yalanlayanların hâline!
Diyanet Vakfı O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı Orijinal Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı Sade. 1 O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı Sade. 2 O gün yalanlayanların vay haline!
Ö. N. Bilmen O gün vay haline yalanlayanların.
S. Ateş Yalanlayanların vay haline o gün!
A. Bulaç O gün, yalanlayanların vay haline.
Muhammed Esed O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Y.N. Öztürk Vay başına o gün, yalanlayanların!
S. Yıldırım Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Tefhimü-l Kuran O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Fizilalil Kuran O gün inkarcıların vay haline!
A. Gölpınarlı Vay hallerine o gün yalanlayanların.
H. S. Yeter O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
A. Uğur O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
G. Onan O gün, yalanlayanların vay haline.
Ş. Piriş Vay haline o gün, yalanlayanların!
Yusuf Ali (EN) Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
M. Pickthall (EN) Woe unto the repudiators on that day!

(MÜRSELÂT suresi 25. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا

Okunuş Elem nec'alil'arda kifaten.
Diyanet Çevirisi (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Diyanet Vakfı (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Elmalılı Orijinal Ye kılmadıkmı Arzı bir tokat
Elmalılı Sade. 1 Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Elmalılı Sade. 2 Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Ö. N. Bilmen (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere.
S. Ateş Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?;
A. Bulaç Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Muhammed Esed Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı
Y.N. Öztürk Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?
S. Yıldırım (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Tefhimü-l Kuran Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Fizilalil Kuran Biz yeryüzünü barınak yapmadık mı?
A. Gölpınarlı Yeryüzünü, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi?
H. S. Yeter Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
A. Uğur Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
G. Onan Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Ş. Piriş Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?
Yusuf Ali (EN) Have We not made the earth (as a place) to draw together
M. Pickthall (EN) Have We not made the earth a receptaclee

(MÜRSELÂT suresi 26. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

أَحْيَاء وَأَمْوَاتًا

Okunuş Ahyaen ve emvaten.
Diyanet Çevirisi (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Diyanet Vakfı (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Elmalılı Orijinal Gerekse diriler için gerekse emvat
Elmalılı Sade. 1 Gerek diriler gerekse ölüler için.
Elmalılı Sade. 2 Gerek diriler, gerekse ölüler için.
Ö. N. Bilmen (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere.
S. Ateş Diriler ve ölüler için.
A. Bulaç Dirilere ve ölülere.
Muhammed Esed diriler ve ölüler için?
Y.N. Öztürk Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
S. Yıldırım (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Tefhimü-l Kuran Dirilere ve ölülere.
Fizilalil Kuran Ölüler için de diriler için de.
A. Gölpınarlı Dirilere ve ölülere.
H. S. Yeter Dirilere ve ölülere .
A. Uğur Dirilere ve ölülere.
G. Onan Dirilere ve ölülere.
Ş. Piriş Dirilere ve ölülere..
Yusuf Ali (EN) The living and the dead,
M. Pickthall (EN) Both for the living and the dead,

(MÜRSELÂT suresi 27. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا

Okunuş Ve ce'alna fiyha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furaten.
Diyanet Çevirisi Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Diyanet Vakfı Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.
Elmalılı Orijinal Ve oturdupda onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadıkmı size bir su (tatlı) bir furat
Elmalılı Sade. 1 Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı?
Elmalılı Sade. 2 Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
Ö. N. Bilmen Ve orada yüksek, sabit dağlar kıldık, ve size bir tatlı su içirdik.
S. Ateş Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi?
A. Bulaç Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Muhammed Esed Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi?
Y.N. Öztürk Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.
S. Yıldırım Orada, sağlam yüksek dağlar yarattık ve size tatlı bir su ihsan ettik.
Tefhimü-l Kuran Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi?
Fizilalil Kuran Orada yüksek dağlar yaratmadık ve size tatlı sular içirmedik mi?
A. Gölpınarlı Ve orada, sâbit ve metin dağlar yarattık ve sizi, tatlı suyla suvardık.
H. S. Yeter Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
A. Uğur Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
G. Onan Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Ş. Piriş Orada yüksek dağlar yaratıp, size tatlı su içirmedik mi?
Yusuf Ali (EN) And made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)?
M. Pickthall (EN) And placed therein high mountains and given you to drink sweet water therein?

(MÜRSELÂT suresi 28. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Okunuş Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne.
Diyanet Çevirisi O gün vay yalanlayanların hâline!
Diyanet Vakfı O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Elmalılı Orijinal Vay haline o gün yalan diyenlerin
Elmalılı Sade. 1 O gün yalan diyenlerin vay haline!
Elmalılı Sade. 2 O gün yalanlayanların vay haline!
Ö. N. Bilmen (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz.
S. Ateş Yalanlayanların vay haline o gün!
A. Bulaç O gün, yalanlayanların vay haline.
Muhammed Esed O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Y.N. Öztürk Vay haline o gün, yalanlayanların!
S. Yıldırım Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Tefhimü-l Kuran O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Fizilalil Kuran O gün inkarcıların vay haline!
A. Gölpınarlı Vay hallerine o gün yalanlayanların.
H. S. Yeter O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
A. Uğur O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
G. Onan O gün, yalanlayanların vay haline.
Ş. Piriş Vay haline o gün yalanlayanların!
Yusuf Ali (EN) Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
M. Pickthall (EN) Woe unto the repudiators on that day!

(MÜRSELÂT suresi 29. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ

Okunuş İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzebune.
Diyanet Çevirisi Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin.”
Diyanet Vakfı (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
Elmalılı Orijinal Haydi boşanın o yalan dediğinize
Elmalılı Sade. 1 Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize.
Elmalılı Sade. 2 (Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): «Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru.»
Ö. N. Bilmen (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz.
S. Ateş "Haydi yalanladığınız(azâb)a gidin!"
A. Bulaç Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
Muhammed Esed HAYDİ, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!
Y.N. Öztürk Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!
S. Yıldırım Nankörlere ise şöyle denir: "Haydi, durmayın yalan dediğiniz o azaba girin bakalım!"
Tefhimü-l Kuran Kendisini yalanlamakta olduğunuz (azab) a gidin.
Fizilalil Kuran Şimdi inkar ettiğiniz yere koşunuz!
A. Gölpınarlı Haydi yürüyün yalanladığınıza doğru.
H. S. Yeter (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
A. Uğur (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
G. Onan Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
Ş. Piriş Haydi yalanladığınıza yürüyün.
Yusuf Ali (EN) (It will be said:) Depart ye to that which ye used to reject as false!
M. Pickthall (EN) (It will be said unto them:) Depart unto that (doom) which ye used to deny;

(MÜRSELÂT suresi 30. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ

Okunuş İntaliku ila zillin ziy selasi şu'abin.
Diyanet Çevirisi (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”
Diyanet Vakfı (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.
Elmalılı Orijinal Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye
Elmalılı Sade. 1 haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye;
Elmalılı Sade. 2 «Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme).»
Ö. N. Bilmen (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir.
S. Ateş Üç dallı bir gölgeye gidin."
A. Bulaç Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Muhammed Esed Üç katlı gölgeye doğru gidin,
Y.N. Öztürk Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!
S. Yıldırım Üç kola ayrılmış gölgeye gidin.
Tefhimü-l Kuran Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Fizilalil Kuran Üç çatallı gölgeye koşunuz.
A. Gölpınarlı Yürüyün üç kola ayrılmış gölgeye doğru.
H. S. Yeter Üç kola ayrılmış,bir gölgeğe gidin.
A. Uğur Üç kola ayrılmış,bir gölgeğe gidin.
G. Onan Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Ş. Piriş Yürüyün üç kollu karaltıya!
Yusuf Ali (EN) Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns,
M. Pickthall (EN) Depart unto the shadow falling threefold.

(MÜRSELÂT suresi 31. ayet)          (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)

لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ

Okunuş La zaliylin ve la yuğniy minellehebi.
Diyanet Çevirisi (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”
Diyanet Vakfı (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.
Elmalılı Orijinal Ne gölgelendirir ne alevden korur
Elmalılı Sade. 1 ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Elmalılı Sade. 2 O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Ö. N. Bilmen (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir.
S. Ateş Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
A. Bulaç Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Muhammed Esed hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),
Y.N. Öztürk Ne gölgelendirir ne alevden korur.
S. Yıldırım Gidin ama, o, ateşten sizi korumaz, gölgelik olmaz.
Tefhimü-l Kuran Ne gölge altında bulundurur, ne de (yakıcı) alevden korur.
Fizilalil Kuran Serinlik sağlamayan ve alevden korumayan gölgeye!
A. Gölpınarlı Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur.
H. S. Yeter Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
A. Uğur Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
G. Onan Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Ş. Piriş Gölgelendirmez, alevden de korumaz.
Yusuf Ali (EN) (Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze.
M. Pickthall (EN) (Which yet is) no relief nor shelter from the flame.


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!