Mürselât (17-31)
(MÜRSELÂT suresi 17. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
| Okunuş | Summe nutbi'uhumul'ahiriyne. |
| Diyanet Çevirisi | Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız. |
| Diyanet Vakfı | Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra arkalarına takacağız geridekileri |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra arkalarına takacağız geridekileri! |
| Elmalılı Sade. 2 | Sonra geridekileri de onlara katarız. |
| Ö. N. Bilmen | (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız. |
| S. Ateş | Sonra geridekileri de onların ardına takarız. |
| A. Bulaç | Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz. |
| Muhammed Esed | İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız: |
| Y.N. Öztürk | Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız. |
| S. Yıldırım | Sonra gidenleri de onların ardına takarız. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz. |
| Fizilalil Kuran | Sonraki inkarcıları da katarız onlara. |
| A. Gölpınarlı | Sonra da son gelenleri tutar, katarız onlara. |
| H. S. Yeter | Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız. |
| A. Uğur | Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız. |
| G. Onan | Sonra, arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz. |
| Ş. Piriş | Daha sonra da geridekileri onlara tabi kılarız. |
| Yusuf Ali (EN) | So shall We make later (generations) follow them. |
| M. Pickthall (EN) | Then caused the latter folk to follow after? |
(MÜRSELÂT suresi 18. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
| Okunuş | Kezalike nef'alu bilmucrimiyne. |
| Diyanet Çevirisi | Biz suçlulara işte böyle yaparız. |
| Diyanet Vakfı | İşte biz suçlulara böyle yaparız! |
| Elmalılı Orijinal | Biz öyle yaparız mücrimleri |
| Elmalılı Sade. 1 | Biz suçluları öyle yaparız! |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz suçlulara böyle yaparız. |
| Ö. N. Bilmen | (17-18) Sonra arkadakilerini onlara tâbi kılarız. İşte günahkârlara böyle yaparız. |
| S. Ateş | Suçlulara böyle yaparız. |
| A. Bulaç | İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz. |
| Muhammed Esed | (çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız. |
| Y.N. Öztürk | Biz, suçlulara işte böyle yaparız. |
| S. Yıldırım | İşte suçlu kâfirlere Biz böyle davranırız. |
| Tefhimü-l Kuran | İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapmaktayız. |
| Fizilalil Kuran | İşte biz günahkârlara böyle yaparız. |
| A. Gölpınarlı | Böyle yaparız günahkârlara. |
| H. S. Yeter | İşte biz suçlulara böyle yaparız! |
| A. Uğur | İşte biz suçlulara böyle yaparız! |
| G. Onan | İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz. |
| Ş. Piriş | İşte suçlulara böyle yaparız! |
| Yusuf Ali (EN) | Thus do We deal with men of sin. |
| M. Pickthall (EN) | Thus deal We ever with the guilty. |
(MÜRSELÂT suresi 19. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vah haline! |
| Ö. N. Bilmen | O gün vay haline yalanlayanların. |
| S. Ateş | (Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların! |
| Y.N. Öztürk | Yalanlayanların o gün vay haline! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 20. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ
| Okunuş | Elem nahlukkum min main mehiynin. |
| Diyanet Çevirisi | Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı? |
| Diyanet Vakfı | (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? |
| Elmalılı Orijinal | Yaratmadıkmı sizi bir hakîr sudan? |
| Elmalılı Sade. 1 | Yaratmadık mı sizi hor bir sudan? |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı? |
| Ö. N. Bilmen | Sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı? |
| S. Ateş | Sizi âdi bir sudan yaratmadık mı? |
| A. Bulaç | Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı? |
| Muhammed Esed | Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı, |
| Y.N. Öztürk | Sizi basit bir sudan yaratmadık mı? |
| S. Yıldırım | Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı? |
| Fizilalil Kuran | Sizi basit bir sıvı damlasından yaratmadık mı? |
| A. Gölpınarlı | Sizi, bayağı ve azıcık bir sudan yaratmadık mı? |
| H. S. Yeter | (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? |
| A. Uğur | (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? |
| G. Onan | Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı? |
| Ş. Piriş | Sizi basit bir sudan yaratmadık mı? |
| Yusuf Ali (EN) | Have We not created you from a fluid (held) despicable? |
| M. Pickthall (EN) | Did We not create you from a base fluidd |
(MÜRSELÂT suresi 21. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ
| Okunuş | Fece'alnahu fiy kararin mekiynin. |
| Diyanet Çevirisi | (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. |
| Diyanet Vakfı | (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Kılıp da onu bir makarda temkin |
| Elmalılı Sade. 1 | Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onu sağlam bir yerde oturttuk. |
| Ö. N. Bilmen | İmdi onu bir sağlam karargâhta (bulunur) kıldık. |
| S. Ateş | Onu sağlam bir karar yerine koyduk. |
| A. Bulaç | Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. |
| Muhammed Esed | (rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan), |
| Y.N. Öztürk | Onu dayanıklı karargâhta tuttuk. |
| S. Yıldırım | (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik, |
| Fizilalil Kuran | Sonra o sıvı damlasını korunaklı bir yuvaya yerleştirmedik mi? |
| A. Gölpınarlı | Derken onu, karâr edilecek kuvvetli bir yerde tutmadık mı? |
| H. S. Yeter | İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik. |
| A. Uğur | İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik. |
| G. Onan | Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. |
| Ş. Piriş | Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi? |
| Yusuf Ali (EN) | The which We placed in a place of rest, firmly fixed, |
| M. Pickthall (EN) | Which We laid up in a safe abodee |
(MÜRSELÂT suresi 22. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
| Okunuş | İla kaderin ma'lumin. |
| Diyanet Çevirisi | (21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. |
| Diyanet Vakfı | (21-22) İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Ma'lûm bir kadere değin |
| Elmalılı Sade. 1 | Belirli bir vakte değin! |
| Elmalılı Sade. 2 | Belli bir süreye kadar. |
| Ö. N. Bilmen | Bir malum müddete kadar. |
| S. Ateş | Belli bir süreye kadar. |
| A. Bulaç | Belli bir süreye kadar; |
| Muhammed Esed | önceden belirlenmiş bir süreyle? |
| Y.N. Öztürk | Bilinen bir ölçüye/süreye kadar. |
| S. Yıldırım | (21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Belli bir süreye kadar; |
| Fizilalil Kuran | Belirli bir sürenin sonuna kadar. |
| A. Gölpınarlı | Bilinen bir müddete dek. |
| H. S. Yeter | Belli bir süreye kadar. |
| A. Uğur | Belli bir süreye kadar. |
| G. Onan | Belli bir süreye kadar; |
| Ş. Piriş | Belli bir süreye kadar.. |
| Yusuf Ali (EN) | For a period (of gestation), determined (according to need)? |
| M. Pickthall (EN) | For a known term? |
(MÜRSELÂT suresi 23. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
| Okunuş | Fekaderna feni'melkadirune. |
| Diyanet Çevirisi | Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz! |
| Diyanet Vakfı | Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür! |
| Elmalılı Orijinal | Demekki ölçmüşüz, demekki biz ne güzel kâdiriz |
| Elmalılı Sade. 1 | Demek ki ölçmüşüz, demek ki Biz ne güzel güçlüleriz. |
| Elmalılı Sade. 2 | Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz. |
| Ö. N. Bilmen | İşte Biz kâdir olduk, artık ne güzel kâdir olanlarız. |
| S. Ateş | Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz. |
| A. Bulaç | İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz. |
| Muhammed Esed | Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik: ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz! |
| Y.N. Öztürk | Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz! |
| S. Yıldırım | Biz işte böyle takdir ettik. Ne güzel takdir ederiz Biz! |
| Tefhimü-l Kuran | İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz. |
| Fizilalil Kuran | Biz o sıvı damlacığın gelişmesini aşamalı bir plâna bağladık. Biz ne güzel plân yaparız. |
| A. Gölpınarlı | Derken taktîr ettik yaratılışını, ne güzel de takdîr ederiz biz. |
| H. S. Yeter | Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür! |
| A. Uğur | Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür! |
| G. Onan | İşte (buna) güç-yetirdik. Biz ne güzel güç-yetirenleriz. |
| Ş. Piriş | Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz. |
| Yusuf Ali (EN) | For We do determine (according to need); for We are the Best to determine (things). |
| M. Pickthall (EN) | Thus We arranged. How excellent is Our arranging! |
(MÜRSELÂT suresi 24. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | O gün vay haline yalanlayanların. |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların! |
| Y.N. Öztürk | Vay başına o gün, yalanlayanların! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline! |
| A. Uğur | O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 25. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
| Okunuş | Elem nec'alil'arda kifaten. |
| Diyanet Çevirisi | (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? |
| Diyanet Vakfı | (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı? |
| Elmalılı Orijinal | Ye kılmadıkmı Arzı bir tokat |
| Elmalılı Sade. 1 | Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı? |
| Elmalılı Sade. 2 | Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı? |
| Ö. N. Bilmen | (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere. |
| S. Ateş | Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?; |
| A. Bulaç | Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? |
| Muhammed Esed | Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı |
| Y.N. Öztürk | Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı? |
| S. Yıldırım | (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? |
| Fizilalil Kuran | Biz yeryüzünü barınak yapmadık mı? |
| A. Gölpınarlı | Yeryüzünü, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi? |
| H. S. Yeter | Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı? |
| A. Uğur | Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı? |
| G. Onan | Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? |
| Ş. Piriş | Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı? |
| Yusuf Ali (EN) | Have We not made the earth (as a place) to draw together |
| M. Pickthall (EN) | Have We not made the earth a receptaclee |
(MÜRSELÂT suresi 26. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
أَحْيَاء وَأَمْوَاتًا
| Okunuş | Ahyaen ve emvaten. |
| Diyanet Çevirisi | (25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? |
| Diyanet Vakfı | (25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı? |
| Elmalılı Orijinal | Gerekse diriler için gerekse emvat |
| Elmalılı Sade. 1 | Gerek diriler gerekse ölüler için. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gerek diriler, gerekse ölüler için. |
| Ö. N. Bilmen | (25-26) Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı? Dirilere ve ölülere. |
| S. Ateş | Diriler ve ölüler için. |
| A. Bulaç | Dirilere ve ölülere. |
| Muhammed Esed | diriler ve ölüler için? |
| Y.N. Öztürk | Diriler bakımından da ölüler bakımından da. |
| S. Yıldırım | (25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Dirilere ve ölülere. |
| Fizilalil Kuran | Ölüler için de diriler için de. |
| A. Gölpınarlı | Dirilere ve ölülere. |
| H. S. Yeter | Dirilere ve ölülere . |
| A. Uğur | Dirilere ve ölülere. |
| G. Onan | Dirilere ve ölülere. |
| Ş. Piriş | Dirilere ve ölülere.. |
| Yusuf Ali (EN) | The living and the dead, |
| M. Pickthall (EN) | Both for the living and the dead, |
(MÜRSELÂT suresi 27. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا
| Okunuş | Ve ce'alna fiyha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furaten. |
| Diyanet Çevirisi | Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi? |
| Diyanet Vakfı | Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Ve oturdupda onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadıkmı size bir su (tatlı) bir furat |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı? |
| Elmalılı Sade. 2 | Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı? |
| Ö. N. Bilmen | Ve orada yüksek, sabit dağlar kıldık, ve size bir tatlı su içirdik. |
| S. Ateş | Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi? |
| A. Bulaç | Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi? |
| Muhammed Esed | Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi? |
| Y.N. Öztürk | Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik. |
| S. Yıldırım | Orada, sağlam yüksek dağlar yarattık ve size tatlı bir su ihsan ettik. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi? |
| Fizilalil Kuran | Orada yüksek dağlar yaratmadık ve size tatlı sular içirmedik mi? |
| A. Gölpınarlı | Ve orada, sâbit ve metin dağlar yarattık ve sizi, tatlı suyla suvardık. |
| H. S. Yeter | Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.. |
| A. Uğur | Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.. |
| G. Onan | Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi? |
| Ş. Piriş | Orada yüksek dağlar yaratıp, size tatlı su içirmedik mi? |
| Yusuf Ali (EN) | And made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)? |
| M. Pickthall (EN) | And placed therein high mountains and given you to drink sweet water therein? |
(MÜRSELÂT suresi 28. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz. |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların! |
| Y.N. Öztürk | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay haline o gün yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 29. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
| Okunuş | İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzebune. |
| Diyanet Çevirisi | Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin.” |
| Diyanet Vakfı | (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin! |
| Elmalılı Orijinal | Haydi boşanın o yalan dediğinize |
| Elmalılı Sade. 1 | Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): «Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru.» |
| Ö. N. Bilmen | (28-29) O gün vay haline yalanlayanların. Kendisini yalanladığınız şeye gidiniz. |
| S. Ateş | "Haydi yalanladığınız(azâb)a gidin!" |
| A. Bulaç | Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin. |
| Muhammed Esed | HAYDİ, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım! |
| Y.N. Öztürk | Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin! |
| S. Yıldırım | Nankörlere ise şöyle denir: "Haydi, durmayın yalan dediğiniz o azaba girin bakalım!" |
| Tefhimü-l Kuran | Kendisini yalanlamakta olduğunuz (azab) a gidin. |
| Fizilalil Kuran | Şimdi inkar ettiğiniz yere koşunuz! |
| A. Gölpınarlı | Haydi yürüyün yalanladığınıza doğru. |
| H. S. Yeter | (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin! |
| A. Uğur | (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin! |
| G. Onan | Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin. |
| Ş. Piriş | Haydi yalanladığınıza yürüyün. |
| Yusuf Ali (EN) | (It will be said:) Depart ye to that which ye used to reject as false! |
| M. Pickthall (EN) | (It will be said unto them:) Depart unto that (doom) which ye used to deny; |
(MÜRSELÂT suresi 30. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
| Okunuş | İntaliku ila zillin ziy selasi şu'abin. |
| Diyanet Çevirisi | (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.” |
| Diyanet Vakfı | (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin. |
| Elmalılı Orijinal | Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye |
| Elmalılı Sade. 1 | haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye; |
| Elmalılı Sade. 2 | «Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme).» |
| Ö. N. Bilmen | (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir. |
| S. Ateş | Üç dallı bir gölgeye gidin." |
| A. Bulaç | Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin. |
| Muhammed Esed | Üç katlı gölgeye doğru gidin, |
| Y.N. Öztürk | Haydi, üç çatallı gölgeye gidin! |
| S. Yıldırım | Üç kola ayrılmış gölgeye gidin. |
| Tefhimü-l Kuran | Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin. |
| Fizilalil Kuran | Üç çatallı gölgeye koşunuz. |
| A. Gölpınarlı | Yürüyün üç kola ayrılmış gölgeye doğru. |
| H. S. Yeter | Üç kola ayrılmış,bir gölgeğe gidin. |
| A. Uğur | Üç kola ayrılmış,bir gölgeğe gidin. |
| G. Onan | Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin. |
| Ş. Piriş | Yürüyün üç kollu karaltıya! |
| Yusuf Ali (EN) | Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns, |
| M. Pickthall (EN) | Depart unto the shadow falling threefold. |
(MÜRSELÂT suresi 31. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
| Okunuş | La zaliylin ve la yuğniy minellehebi. |
| Diyanet Çevirisi | (30-31) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.” |
| Diyanet Vakfı | (30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin. |
| Elmalılı Orijinal | Ne gölgelendirir ne alevden korur |
| Elmalılı Sade. 1 | ne gölgelendirir, ne de alevden korur. |
| Elmalılı Sade. 2 | O, ne gölgelendirir, ne alevden korur. |
| Ö. N. Bilmen | (30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir. |
| S. Ateş | Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur. |
| A. Bulaç | Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur. |
| Muhammed Esed | hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye), |
| Y.N. Öztürk | Ne gölgelendirir ne alevden korur. |
| S. Yıldırım | Gidin ama, o, ateşten sizi korumaz, gölgelik olmaz. |
| Tefhimü-l Kuran | Ne gölge altında bulundurur, ne de (yakıcı) alevden korur. |
| Fizilalil Kuran | Serinlik sağlamayan ve alevden korumayan gölgeye! |
| A. Gölpınarlı | Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur. |
| H. S. Yeter | Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır. |
| A. Uğur | Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır. |
| G. Onan | Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur. |
| Ş. Piriş | Gölgelendirmez, alevden de korumaz. |
| Yusuf Ali (EN) | (Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze. |
| M. Pickthall (EN) | (Which yet is) no relief nor shelter from the flame. |


0 yorum yazılmıştır