Mürselât (32-42)
(MÜRSELÂT suresi 32. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
| Okunuş | İnneha termiy bişererin kelkasri. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar. |
| Diyanet Vakfı | O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar. |
| Elmalılı Orijinal | çünkü o, öyle şirareler atacaktırki her biri bir saray gibi |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü o öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibi. |
| Elmalılı Sade. 2 | O, saray gibi kıvılcımlar atar. |
| Ö. N. Bilmen | (32-33) Şüphe yok ki, o köşk gibi kıvılcımlar atar. Sanki o birer sarı erkek develerdir. |
| S. Ateş | O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar. |
| A. Bulaç | Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar. |
| Muhammed Esed | (yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan, |
| Y.N. Öztürk | Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar. |
| S. Yıldırım | O, birer saray gibi kıvılcımlar atar. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar. |
| Fizilalil Kuran | O saray gibi kocaman kıvılcımlar saçar. |
| A. Gölpınarlı | O, köşk gibi kıvılcımlar fırlatır. |
| H. S. Yeter | O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar. |
| A. Uğur | O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar. |
| G. Onan | Gerçekten o sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar. |
| Ş. Piriş | Kütük büyüklüğünde kıvılcımlar atar. |
| Yusuf Ali (EN) | Indeed it throws about sparks (huge) as Forts, |
| M. Pickthall (EN) | Lo! it throweth up sparks like the castles, |
(MÜRSELÂT suresi 33. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
| Okunuş | Keennehu cimaletun sufrun. |
| Diyanet Çevirisi | Bunlar sanki birer kızıl devedir. |
| Diyanet Vakfı | Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir. |
| Elmalılı Orijinal | Sanki sarı sarı hopalar gibi |
| Elmalılı Sade. 1 | Sanki sarı hopalar (erkek develer) gibi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir). |
| Ö. N. Bilmen | (32-33) Şüphe yok ki, o köşk gibi kıvılcımlar atar. Sanki o birer sarı erkek develerdir. |
| S. Ateş | (Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır. |
| A. Bulaç | Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir. |
| Muhammed Esed | kızgın dev halatlar gibi! |
| Y.N. Öztürk | O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir. |
| S. Yıldırım | O kıvılcımlardan her biri, sanki birer deve yavrusudur! |
| Tefhimü-l Kuran | Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir. |
| Fizilalil Kuran | Her biri birer sarı deve gibi kıvılcımlar, |
| A. Gölpınarlı | Sanki o kıvılcımlar, birer sarı erkek devedir. |
| H. S. Yeter | Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir. |
| A. Uğur | Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir. |
| G. Onan | Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir. |
| Ş. Piriş | Sanki o sarı halatlar gibidir. |
| Yusuf Ali (EN) | As if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly). |
| M. Pickthall (EN) | (Or) as it might be camels of bright yellow hue. |
(MÜRSELÂT suresi 34. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | (34-35) O gün vay haline yalanlayanların. Bu bir gündür ki, konuşamazlar. |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların, |
| Y.N. Öztürk | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 35. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
| Okunuş | Haza yevmu la yentikune. |
| Diyanet Çevirisi | Bu, konuşamayacakları gündür. |
| Diyanet Vakfı | Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür. |
| Elmalılı Orijinal | Bugün nutukları tutulacağı gündür |
| Elmalılı Sade. 1 | Bugün onların nutukları tutulacağı gündür. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bugün, konuşamıyacakları gündür. |
| Ö. N. Bilmen | (34-35) O gün vay haline yalanlayanların. Bu bir gündür ki, konuşamazlar. |
| S. Ateş | Bu, konuşamayacakları gündür. |
| A. Bulaç | Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. |
| Muhammed Esed | hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri, |
| Y.N. Öztürk | Konuşamayacakları gündür bu! |
| S. Yıldırım | Bugün, kâfirlerin konuşamayacakları bir gündür. |
| Tefhimü-l Kuran | Bu, onların konuşamıyacakları bir gündür. |
| Fizilalil Kuran | Bugün onların konuşamayacakları bir gündür. |
| A. Gölpınarlı | Bu, bir gündür ki söz söyleyemezler. |
| H. S. Yeter | Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür. |
| A. Uğur | Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür. |
| G. Onan | Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. |
| Ş. Piriş | Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. |
| Yusuf Ali (EN) | That will be a Day when they shall not be able to speak, |
| M. Pickthall (EN) | This is a day wherein they speak not, |
(MÜRSELÂT suresi 36. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
| Okunuş | Ve la yu'zenu lehum feya'tezirune. |
| Diyanet Çevirisi | Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler. |
| Diyanet Vakfı | Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler. |
| Elmalılı Orijinal | İzin de verilmezki i'tizar ederler |
| Elmalılı Sade. 1 | İzin de verilmez ki, özür dileyeler! |
| Elmalılı Sade. 2 | Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler. |
| Ö. N. Bilmen | Ve onlar için izin verilmez, itizarda da bulunamazlar. |
| S. Ateş | Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler. |
| A. Bulaç | Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez. |
| Muhammed Esed | ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün. |
| Y.N. Öztürk | İzin verilmez ki onlara özür dilesinler. |
| S. Yıldırım | Kendilerine konuşma izni verilmez ki özür dilesinler. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve onlara, özür beyan etmeleri için izin de verilmez. |
| Fizilalil Kuran | Özür dilemelerine de izin verilmez. |
| A. Gölpınarlı | Onlara izin de verilmez, özür getiremezler. |
| H. S. Yeter | Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler. |
| A. Uğur | Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler. |
| G. Onan | Ve onlara öür beyan etmeleri için izin verilmez. |
| Ş. Piriş | Özür dilemeleri için onlara izin verilmez. |
| Yusuf Ali (EN) | Nor will it be open to them to put forth pleas. |
| M. Pickthall (EN) | Nor are they suffered to put forth excuses. |
(MÜRSELÂT suresi 37. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | (37-38) O gün vay haline yalanlayanların. İşte bu, ayırdetme günüdür, sizleri de evvelkileri de toplayıverdik. |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün! |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların, |
| Y.N. Öztürk | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay haline o günü yalanlayanların! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 38. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
| Okunuş | Haza yevmulfasli cema'nakum vel'evveliyne. |
| Diyanet Çevirisi | Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır. |
| Diyanet Vakfı | (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri |
| Elmalılı Sade. 1 | İşte bu o ayırt etme günüdür; topladık sizi ve öncekileri; |
| Elmalılı Sade. 2 | Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık. |
| Ö. N. Bilmen | (37-38) O gün vay haline yalanlayanların. İşte bu, ayırdetme günüdür, sizleri de evvelkileri de toplayıverdik. |
| S. Ateş | İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık. |
| A. Bulaç | Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.' |
| Muhammed Esed | (onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: "Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik; |
| Y.N. Öztürk | Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık. |
| S. Yıldırım | Bu gün karar ve hüküm günüdür.Sizi de, önce gelip geçmiş olanları da bir araya topladık. |
| Tefhimü-l Kuran | Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.' |
| Fizilalil Kuran | Bugün sizi ve sizden öncekileri biraraya getirdiğimiz bir hüküm günüdür. |
| A. Gölpınarlı | Budur ayırma günü, sizi de toplarız, öncekileri de. |
| H. S. Yeter | (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. |
| A. Uğur | (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. |
| G. Onan | Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık'. |
| Ş. Piriş | Bu, hüküm günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız. |
| Yusuf Ali (EN) | That will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)! |
| M. Pickthall (EN) | This is the Day of Decision, We have brought you and the men of old together. |
(MÜRSELÂT suresi 39. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
| Okunuş | Fein kane lekum keydun fekiyduni. |
| Diyanet Çevirisi | Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun! |
| Diyanet Vakfı | (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi! |
| Elmalılı Orijinal | Varsa bir fenniniz atlatın beni |
| Elmalılı Sade. 1 | Bir fenniniz (çareniz) varsa beni atlatın! |
| Elmalılı Sade. 2 | Bir hileniz varsa beni atlatın. |
| Ö. N. Bilmen | (39-40) Artık sizin için bir hile var ise hemen bana hilede bulunun. O gün vay haline yalanlayanların. |
| S. Ateş | Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın). |
| A. Bulaç | Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun. |
| Muhammed Esed | ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!" |
| Y.N. Öztürk | Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana! |
| S. Yıldırım | İşte hepiniz bir aradasınız. Kurtulmak için, bir düzeniniz, bir hileniz varsa, hiç durmayın, derhal uygulayın! |
| Tefhimü-l Kuran | Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun. |
| Fizilalil Kuran | Eğer bana karşı oynayacağınız bir oyununuz varsa haydi, oynayın bakalım. |
| A. Gölpınarlı | Artık bir düzeniniz varsa düzüp koşun. |
| H. S. Yeter | (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi! |
| A. Uğur | (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi! |
| G. Onan | Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun. |
| Ş. Piriş | -Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun! |
| Yusuf Ali (EN) | Now, if ye have a trick (or plot), use it against Me! |
| M. Pickthall (EN) | If now ye have any wit, outwit Me. |
(MÜRSELÂT suresi 40. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
| Okunuş | Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne. |
| Diyanet Çevirisi | O gün vay yalanlayanların hâline! |
| Diyanet Vakfı | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| Elmalılı Orijinal | Vay haline o gün yalan diyenlerin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yalan diyenlerin vay haline! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün yalanlayanların vay haline! |
| Ö. N. Bilmen | (39-40) Artık sizin için bir hile var ise hemen bana hilede bulunun. O gün vay haline yalanlayanların. |
| S. Ateş | Yalanlayanların vay haline o gün!* |
| A. Bulaç | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Muhammed Esed | O Gün vay haline hakikati yalanlayanların! |
| Y.N. Öztürk | Vay haline o gün, yalanlayanların! |
| S. Yıldırım | Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine! |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, yalanlamakta olanların vay haline. |
| Fizilalil Kuran | O gün inkarcıların vay haline! |
| A. Gölpınarlı | Vay hallerine o gün yalanlayanların. |
| H. S. Yeter | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| A. Uğur | O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! |
| G. Onan | O gün, yalanlayanların vay haline. |
| Ş. Piriş | Vay o gün yalanlayanların haline! |
| Yusuf Ali (EN) | Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth! |
| M. Pickthall (EN) | Woe unto the repudiators on that day! |
(MÜRSELÂT suresi 41. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
| Okunuş | İnnelmuttekiyne fiy zilalin ve 'uyunin. |
| Diyanet Çevirisi | Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar. |
| Diyanet Vakfı | (41-42) Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesiz ki (korunan) müttakîler gölgelerde kaynaklar |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz ki takva sahipleri gölgeliklerde pınar başlarında |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki, muttakîler ise gölgelerde ve çeşmelerdedirler. |
| S. Ateş | Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar. |
| A. Bulaç | Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır; |
| Muhammed Esed | (AMA,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında oturacaklar, |
| Y.N. Öztürk | Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır. |
| S. Yıldırım | Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise o gün gölgeliklerde, pınar başlarındadırlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadırlar; |
| Fizilalil Kuran | Kötülüklerden sakınanlara gelince anlar ağaç gölgeleri altında ve pınar başlarındadırlar. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki çekinenler, gölgeliklerdedir ve pınar başlarında, |
| H. S. Yeter | Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, |
| A. Uğur | Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, |
| G. Onan | Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır. |
| Ş. Piriş | Allah’tan sakınanlar ise gölgeler ve pınar başlarındadır. |
| Yusuf Ali (EN) | As to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water). |
| M. Pickthall (EN) | Lo! those who kept their duty are amid shade and fountains, |
(MÜRSELÂT suresi 42. ayet) (Resmi:77/İniş:33/Alfabetik:73)
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
| Okunuş | Ve fevakihe mimma yeştehune. |
| Diyanet Çevirisi | Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler. |
| Diyanet Vakfı | (41-42) Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır. |
| Elmalılı Orijinal | Ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler |
| Elmalılı Sade. 1 | ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar. |
| Ö. N. Bilmen | Ve canlarının istediğinden meyveler (içindedirler). |
| S. Ateş | Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler. |
| A. Bulaç | Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar). |
| Muhammed Esed | ve canlarının istediği her meyve(den tadacaklar); |
| Y.N. Öztürk | Canlarının çektiği meyvelerle yanyanadırlar. |
| S. Yıldırım | Arzu ettikleri her türlü meyveyi bulurlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar) . |
| Fizilalil Kuran | Canlarının çektiği meyvalarla başbaşadırlar. |
| A. Gölpınarlı | arzuladıkları meyveleri bulurlar. |
| H. S. Yeter | Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar. |
| A. Uğur | Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar. |
| G. Onan | Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar). |
| Ş. Piriş | Arzu ettikleri meyveler.. |
| Yusuf Ali (EN) | And (they shall have) fruits, all they desire. |
| M. Pickthall (EN) | And fruits such as they desire. |


0 yorum yazılmıştır