Müzzemmil (1-13)
el-MÜZZEMMİL
Diyanet / Elmalılı
Mekke'de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Sûre, adını, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almıştır. "Müzemmil" örtünüp bürünen demektir.
Süleyman Ateş
Birinci âyetinde örtüsüne bürünen anlamındaki müzzemmil kelimesi geçtiğinden bu adı almış olan sûre, Mekke'de, Kalem Sûresinden sonra inmiştir. 20 âyeti içerir. 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine'de indiği söylenirse de bu görüş ancak 20. âyet için doğru olabilir. Mushaf'ta 73, inişte 3. sûredir.
(MÜZZEMMİL suresi 1. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ
| Okunuş | Ya eyyuhelmuzzemmilu. |
| Diyanet Çevirisi | Ey örtünüp bürünen (Peygamber)! |
| Diyanet Vakfı | Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! |
| Elmalılı Orijinal | Ey o örtünen (Müzzemmil)! |
| Elmalılı Sade. 1 | Ey o örtünen, |
| Elmalılı Sade. 2 | Ey örtünen! (Peygamber) |
| Ö. N. Bilmen | Ey örtüsüne bürünüp örtünen (Resûl-i Zîşan)! |
| S. Ateş | Ey örtüsüne bürünen, |
| A. Bulaç | Ey örtüsüne bürünen, |
| Muhammed Esed | EY örtülere bürünen (insan)! |
| Y.N. Öztürk | Ey giysisine bürünüp yatan! |
| S. Yıldırım | Ey örtüsüne bürünen Resulüm! |
| Tefhimü-l Kuran | Ey örtüsüne bürünen, |
| Fizilalil Kuran | Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed, |
| A. Gölpınarlı | Ey elbisesine bürünen. |
| H. S. Yeter | Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! |
| A. Uğur | Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! |
| G. Onan | Ey örtüsüne bürünen, |
| Ş. Piriş | -Ey örtüsüne bürünen! |
| Yusuf Ali (EN) | O thou folded in garments! |
| M. Pickthall (EN) | O thou wrapped up in thy raiment!! |
(MÜZZEMMİL suresi 2. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا
| Okunuş | Kumilleyle illa kaliylen. |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. |
| Elmalılı Orijinal | Kalk gice, meğer biraz |
| Elmalılı Sade. 1 | gece kalk, pek azı hariç, |
| Elmalılı Sade. 2 | Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl). |
| Ö. N. Bilmen | (2-3) Geceleyin kalk, birazı müstesna. Onun yarısı (kalk) veya ondan biraz eksilt (yarısından az kalk, |
| S. Ateş | Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). |
| A. Bulaç | Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: |
| Muhammed Esed | Gece biraz ilerleyince (namaz için) kalk; |
| Y.N. Öztürk | Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç, |
| S. Yıldırım | Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. |
| Tefhimü-l Kuran | Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: |
| Fizilalil Kuran | Geceleyin biraz uyuduktan sonra kalk |
| A. Gölpınarlı | Geceleyin halk namaza ama gecenin az bir kısmında. |
| H. S. Yeter | Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. |
| A. Uğur | Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. |
| G. Onan | Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: |
| Ş. Piriş | Gece kalk, ancak birazı dışında. |
| Yusuf Ali (EN) | Stand (to prayer) by night, but not all night, |
| M. Pickthall (EN) | Keep vigil the night long, save a littlee |
(MÜZZEMMİL suresi 3. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا
| Okunuş | Nisfehu evinkus minhu kaliylen. |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. |
| Elmalılı Orijinal | Yarısı, yâhud eksilt ondan biraz |
| Elmalılı Sade. 1 | yarısı, yahut ondan biraz eksilt (yarısından az kalk) |
| Elmalılı Sade. 2 | Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt. |
| Ö. N. Bilmen | (2-3) Geceleyin kalk, birazı müstesna. Onun yarısı (kalk) veya ondan biraz eksilt (yarısından az kalk, |
| S. Ateş | Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. |
| A. Bulaç | (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt. |
| Muhammed Esed | gece yarısı -biraz önce |
| Y.N. Öztürk | Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt! |
| S. Yıldırım | (3-4) Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’ân’ı tertîl ile, düşünerek oku. |
| Tefhimü-l Kuran | (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan da biraz eksilt. |
| Fizilalil Kuran | Gecenin yarısında uyanık ol, ya bu miktarı biraz eksilt |
| A. Gölpınarlı | Gece yarısında, yahut ondan biraz da sonra. |
| H. S. Yeter | (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt. |
| A. Uğur | (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt. |
| G. Onan | (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt. |
| Ş. Piriş | Gece yarısında veya biraz önce |
| Yusuf Ali (EN) | Half of it, or a little less, |
| M. Pickthall (EN) | A half thereof, or abate a little thereoff |
(MÜZZEMMİL suresi 4. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا
| Okunuş | Ev zid 'aleyhi ve rettililkur'ane tertiylen. |
| Diyanet Çevirisi | Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. |
| Elmalılı Orijinal | Yâhud artır ve Kur'an oku, tertil ile yavaş yavaş güzel güzel |
| Elmalılı Sade. 1 | veya artır (buna ilave et, yarısından ziyade kıl) ve Kur'an'ı ağır ağır, güzel güzel oku! |
| Elmalılı Sade. 2 | Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'ân oku. |
| Ö. N. Bilmen | Veya onun üzerine artır ve Kur'an'ı güzelce tertip ile açıkça oku. |
| S. Ateş | Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'ân oku. |
| A. Bulaç | Veya üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. |
| Muhammed Esed | ya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur'an oku. |
| Y.N. Öztürk | Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku! |
| S. Yıldırım | (3-4) Duruma göre gecenin yarısında, veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’ân’ı tertîl ile, düşünerek oku. |
| Tefhimü-l Kuran | Veya üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı da belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. |
| Fizilalil Kuran | Ya da artır da ağır ağır Kur'an oku. |
| A. Gölpınarlı | Yahut biraz önce ve oku Kur'ân'ı, harfleri sayılırcasına, tâne-tâne ve yavaş-yavaş. |
| H. S. Yeter | Ya da bunu çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. |
| A. Uğur | Ya da bunu çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku. |
| G. Onan | Veya üzerine ilave et. Ve Kuran'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. |
| Ş. Piriş | Ya da biraz sonra... ve ağır ağır Kur’an oku! |
| Yusuf Ali (EN) | Or a little more; and recite the Quran in slow, measured rhythmic tones. |
| M. Pickthall (EN) | Or add (a little) thereto and chant the Qur'an in measure, |
(MÜZZEMMİL suresi 5. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا
| Okunuş | İnna senulkiy 'aleyke kavlen sekiylen. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| Diyanet Vakfı | Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü biz senin üzerine ağır bir söz ilka edeceğiz |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü Biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz; |
| Elmalılı Sade. 2 | Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (Kur'an vahyedeceğiz). |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki Biz sana ağır bir kelâm vahyedeceğiz. |
| S. Ateş | Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız. |
| Muhammed Esed | Biz sana (sorumluluğu) ağır bir mesaj tevdi edeceğiz; |
| Y.N. Öztürk | Doğrusu, biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. |
| S. Yıldırım | Biz sana pek ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız. |
| Fizilalil Kuran | Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz. |
| A. Gölpınarlı | Gerçekten de sana ağır bir şey vahyedeceğiz. |
| H. S. Yeter | Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| A. Uğur | Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız. |
| Ş. Piriş | Çünkü biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz. |
| Yusuf Ali (EN) | Soon shall We send down to thee a weighty Message. |
| M. Pickthall (EN) | For We shall charge thee with a word of weight. |
(MÜZZEMMİL suresi 6. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءًا وَأَقْوَمُ قِيلًا
| Okunuş | İnne naşietelleyli hiye eşeddu vat'en ve akvemu kiylen. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır. |
| Diyanet Vakfı | Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü gece neş'esi hem daha dokunaklı hem deyişce daha sağlamdır |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü gece neşesi, hem daha dokunaklı hem de deyişçe daha sağlamdır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki, geceleyin kalkış, o daha muvafıktır ve kıraatca da daha sağlamdır. |
| S. Ateş | Gerçekten gece kalk(ıp ibâdet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (du'â) daha etkilidir. |
| A. Bulaç | Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. |
| Muhammed Esed | (ve) gerçek şu ki, gece vakti zihin daha zinde ve güçlü olur ve okuma daha da berraklaşır, |
| Y.N. Öztürk | Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir. |
| S. Yıldırım | Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur’ân okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha sağlamdır. |
| Fizilalil Kuran | Kuşkusuz gece ibadeti, gündüze göre daha zor, fakat sözü daha etkilidir. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki geceleyin kalkmak, pek meşakkatlidir, fakat ibâdet için de gece, pek uygun. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir. |
| A. Uğur | Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir. |
| G. Onan | Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. |
| Ş. Piriş | Gece uyanıklığı daha etkili ve okuyuş için daha elverişlidir. |
| Yusuf Ali (EN) | Truly the rising by night is most potent for governing (the soul), and most suitable for (framing) the Word (of Prayer and Praise). |
| M. Pickthall (EN) | Lo! the vigil of the night is (a time) when impression is more keen and speech more certain. |
(MÜZZEMMİL suresi 7. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا
| Okunuş | İnne leke fiynnehari sebhan taviylen. İnne leke fiynnehari sebhan taviylen. |
| Diyanet Çevirisi | Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır. |
| Diyanet Vakfı | Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü sana gündüzün uzun bir yüzüş vardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü sana gündüzün uzun bir yüzüş vardır (birçok meşguliyetin vardır). |
| Elmalılı Sade. 2 | Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır. |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) Muhakkak ki, senin için gündüzde uzunca bir meşguliyet vardır. Ve Rabbin ismini zikret ve O'na yönel. |
| S. Ateş | Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır. |
| A. Bulaç | Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. |
| Muhammed Esed | halbuki gündüzleri seni meşgul edecek yığınla iş var, |
| Y.N. Öztürk | Kuşkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma/yoğun bir uğraş vardır. |
| S. Yıldırım | Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır. |
| Tefhimü-l Kuran | Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. |
| Fizilalil Kuran | Çünkü gündüzleri, seni uzun uzun uğraştıracak işlerin vardır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki gündüzün, işin-gücün vardır. |
| H. S. Yeter | Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var. |
| A. Uğur | Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var. |
| G. Onan | Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. |
| Ş. Piriş | Gündüz ise, senin için uzun bir meşguliyet vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | True, there is for thee by day prolonged occupation with ordinary duties: |
| M. Pickthall (EN) | Lo! thou hast by day a chain of business. |
(MÜZZEMMİL suresi 8. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا
| Okunuş | Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylen. |
| Diyanet Çevirisi | Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel. |
| Diyanet Vakfı | Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel. |
| Elmalılı Orijinal | Hem rabbının ismini an ve masivâdan kesilerek ona çekil |
| Elmalılı Sade. 1 | Rabbinin ismini an ve herşeyden kesilerek O'na çekil (O'na bütün varlığınla yönel)! |
| Elmalılı Sade. 2 | Rabbinin adını an ve bütün gönlünle ona yönel. |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) Muhakkak ki, senin için gündüzde uzunca bir meşguliyet vardır. Ve Rabbin ismini zikret ve O'na yönel. |
| S. Ateş | Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O'na yönel. |
| A. Bulaç | Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. |
| Muhammed Esed | ama (hem gece hem gündüz) Rabbinin adını an ve bütün varlığınla kendini O'na ada. |
| Y.N. Öztürk | Rabbinin adını an ve tüm benliğinle O'na yönel! |
| S. Yıldırım | Rabbinin yüce adını zikret, fânilere bel bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız O’na yönel. |
| Tefhimü-l Kuran | Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. |
| Fizilalil Kuran | Rabbinin adını an, bütün varlığında O'na yönel |
| A. Gölpınarlı | Ve an Rabbinin adını ve gönlünü ona tam bağla. |
| H. S. Yeter | Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel. |
| A. Uğur | Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel. |
| G. Onan | Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. |
| Ş. Piriş | Rabbinin ismini zikret ve her şeyi bırakıp yalnız ona yönel. |
| Yusuf Ali (EN) | But keep in remembrance the name of thy Lord and devote thyself to Him wholeheartedly. |
| M. Pickthall (EN) | So remember the name of thy Lord and devote thyself with a complete devotionn |
(MÜZZEMMİL suresi 9. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلًا
| Okunuş | Rabbulmeşriki velmağribi la ilahe illa huve fettehizhu vekiylen. |
| Diyanet Çevirisi | O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle ise O’nu vekil edin. |
| Diyanet Vakfı | O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın. |
| Elmalılı Orijinal | O meşrik u mağribin rabbı, başka tanrı yok ancak o, o halde yalnız onu tut vekîl |
| Elmalılı Sade. 1 | O doğunun ve batının Rabbi'dir. O'ndan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O'nu vekil tut! |
| Elmalılı Sade. 2 | O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O'nu vekil tut. |
| Ö. N. Bilmen | (O) Maşrikin de, mağribin de Rabbidir, O'ndan başka ilâh yoktur. O halde O'nu vekil ittihaz et. |
| S. Ateş | (O) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka tanrı yoktur. Yalnız O'nu vekil tut. |
| A. Bulaç | (Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. |
| Muhammed Esed | (O'dur) doğunun ve batının Rabbi; O'ndan başka tanrı yoktur: öyleyse, kaderini belirleme gücünü yalnız O'na izafe et, |
| Y.N. Öztürk | Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O'ndan başka. O'nu vekil et! |
| S. Yıldırım | O doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka İlah yoktur. O halde sen de yalnız O’nun himayesine sığın, yalnız O’na güven. |
| Tefhimü-l Kuran | (Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. |
| Fizilalil Kuran | O doğunun da, batının da Rabbidir, O'ndan başka ilah yoktur. O halde tek dayanağın O olsun. |
| A. Gölpınarlı | Rabbidir doğunun ve batının, yoktur ondan başka tapacak, artık ona dayan, onu koruyucu say. |
| H. S. Yeter | O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın. |
| A. Uğur | O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız O'nun himayesine sığın. |
| G. Onan | (Tanrı,) Doğunun ve batının rabbidir. O'ndan başka tanrı yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. |
| Ş. Piriş | O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse O’na teslim ol! |
| Yusuf Ali (EN) | (He is) Lord of the East and the West: there is no god but He: take Him therefore for (thy) Disposer of Affairs. |
| M. Pickthall (EN) | Lord of the East and the West; there is no God save Him; so choose thou Him alone for thy defenderr |
(MÜZZEMMİL suresi 10. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا
| Okunuş | Vasbir 'ala ma yekulune vehcurhum hecren cemiylen. |
| Diyanet Çevirisi | Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl. |
| Diyanet Vakfı | Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl. |
| Elmalılı Orijinal | Ve ağyarın diyeceklerine sabret ve onları bir hecri cemîl ile terket ayrıl |
| Elmalılı Sade. 1 | Başkalarının sözlerine sabret ve onları güzel bir terkedişle terket |
| Elmalılı Sade. 2 | Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl. |
| Ö. N. Bilmen | Ve diyecekleri şey üzerine sabret ve onları güzelce bir ayrılışla terkeyle. |
| S. Ateş | Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl. |
| A. Bulaç | Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. |
| Muhammed Esed | halkın (senin aleyhinde) söyleyebileceği her şeye sabırla katlan ve onlardan uygun şekilde uzaklaş. |
| Y.N. Öztürk | Onların söylediklerine sabret! Ve güzelce ayrıl onlardan. |
| S. Yıldırım | Onların söylediklerine karşı sabret, onlardan güzel bir tavırla uzak dur! |
| Tefhimü-l Kuran | Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. |
| Fizilalil Kuran | Müşriklerin senin için dediklerine sabret, yanlarından nazik bir şekilde ayrıl. |
| A. Gölpınarlı | Ve sabret dediklerine ve gönlünden onlara aykırı olmakla berâber kötülüklerine karşı vermeyerek bırak onları. |
| H. S. Yeter | Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl. |
| A. Uğur | Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl. |
| G. Onan | Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. |
| Ş. Piriş | Onların söylediklerine sabret ve yanlarından güzellikle ayrıl. |
| Yusuf Ali (EN) | And have patience with what they say, and leave them with noble (dignity). |
| M. Pickthall (EN) | And bear with patience what they utter, and part from them with a fair leave-taking. |
(MÜZZEMMİL suresi 11. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا
| Okunuş | Ve zerniy velmukezzibiyne uliynna'meti ve mehhilhum kaliylen. |
| Diyanet Çevirisi | Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| Diyanet Vakfı | Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| Elmalılı Orijinal | Ve bırak da bana o tekzîb edici zevk-u refah sahiblerini, mühlet ver onlara biraz |
| Elmalılı Sade. 1 | Refah ve zevk sahibi o inkarcıları Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver! |
| Elmalılı Sade. 2 | O yalanlayıcı zevk ve refah sahiplerini bana bırak, onlara biraz mühlet ver. |
| Ö. N. Bilmen | Ve o nîmet sahipleri olan mükezzipleri bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| S. Ateş | Beni ve o ni'met sâhibi yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| A. Bulaç | Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı. |
| Muhammed Esed | Ve nimet içinde oldukları halde (Allah'tan geldiğini umursamadan) hakikati yalanlayanları Bana bırak; onlara bir süre daha dayan: |
| Y.N. Öztürk | Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara. |
| S. Yıldırım | Nimet ve devlet içinde yüzen, hak dini yalan sayanları, sen Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| Tefhimü-l Kuran | Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı. |
| Fizilalil Kuran | Ayetlerimi yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı. |
| A. Gölpınarlı | Ve bana bırak nîmet sâhibi olan yalanlayanları ve az bir zaman mühlet ver onlara. |
| H. S. Yeter | Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| A. Uğur | Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. |
| G. Onan | Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı. |
| Ş. Piriş | Varlıklı olup da yalanlayanı bana bırak. Onlara biraz süre tanı. |
| Yusuf Ali (EN) | And leave Me (alone to deal with) those in possession of the good things of life, who (yet) deny the Truth; and bear with them for a little while. |
| M. Pickthall (EN) | Leave Me to deal with the deniers, lords of ease and comfort (in this life); and do thou respite them awhile. |
(MÜZZEMMİL suresi 12. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالًا وَجَحِيمًا
| Okunuş | İnne ledeyna enkalen ve cahiymen. |
| Diyanet Çevirisi | (12-13) Çünkü bizim yanımızda (kâfirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır. |
| Diyanet Vakfı | (12-13) Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü bizim yanımızda bukağılar var, ve bir cehîm var |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve ateş var, |
| Elmalılı Sade. 2 | Zira bizim yanımızda bukağılar var, bir cehennem var. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki Bizim yanımızda ağır bukağılar ve bir alevli ateş vardır. |
| S. Ateş | Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var. |
| A. Bulaç | Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır: |
| Muhammed Esed | çünkü, Katımızda ağır prangalar ve yakıcı bir alev (onları beklemektedir), |
| Y.N. Öztürk | Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var! |
| S. Yıldırım | (12-13) Muhakkak ki Bizim nezdimizde bukağılar, alevli ateşler, dikenli, boğazı tırmalayan yiyecekler ve gâyet acı azap var. |
| Tefhimü-l Kuran | Çünkü bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır; |
| Fizilalil Kuran | Çünkü bizim yanımızda ağır zincirler ile cehennem vardır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki katımızda bağlar var ve koca cehennem var. |
| H. S. Yeter | Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, var. |
| A. Uğur | Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, var. |
| G. Onan | Çünkü bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır. |
| Ş. Piriş | Bizim yanımızda ağır boyunduruklar ve cehennem var. |
| Yusuf Ali (EN) | With Us are Fetters (to bind them), and a Fire (to burn them), |
| M. Pickthall (EN) | Lo! with Us are heavy fetters and a raging fire, |
(MÜZZEMMİL suresi 13. ayet) (Resmi:73/İniş:3/Alfabetik:74)
وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا
| Okunuş | Ve ta'amen za ğussatin ve 'azaben eliymen. |
| Diyanet Çevirisi | (12-13) Çünkü bizim yanımızda (kâfirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır. |
| Diyanet Vakfı | (12-13) Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Ve buğaza duran bir ta'am ve bir azâbi elîm var |
| Elmalılı Sade. 1 | boğazda kalan bir yiyecek ve acı bir azap vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Boğaza duran bir yiyecek, elem verici bir azap var. |
| Ö. N. Bilmen | Ve boğaza tıkanıp duran bir taam ve pek acıklı bir azap vardır. |
| S. Ateş | (Dikenli) Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azâb var. |
| A. Bulaç | Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azab vardır. |
| Muhammed Esed | boğaza takılan yiyecek ve şiddetli bir azap, |
| Y.N. Öztürk | Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var, |
| S. Yıldırım | (12-13) Muhakkak ki Bizim nezdimizde bukağılar, alevli ateşler, dikenli, boğazı tırmalayan yiyecekler ve gâyet acı azap var. |
| Tefhimü-l Kuran | Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azab da vardır. |
| Fizilalil Kuran | İnsan boğazından geçmez yiyecekler ile acıklı azap vardır. |
| A. Gölpınarlı | Ve boğazdan geçmez dikenli yemek var ve elemli bir azap var. |
| H. S. Yeter | Boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap var. |
| A. Uğur | Boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap var. |
| G. Onan | Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azab vardır. |
| Ş. Piriş | Boğazı tıkayan bir yiyecek ve acı veren bir azap!. |
| Yusuf Ali (EN) | And a Food that chokes, and a Penalty Grievous. |
| M. Pickthall (EN) | And food which choketh (the partaker), and a painful doomm |


0 yorum yazılmıştır