Nahl (1-10)
en-NAHL
Diyanet / Elmalılı
Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.
Süleyman Ateş
68 nci âyetinde Allâh'ın, bal arısına, dağlarda ev yapma içgüdüsü verdiği anlatıldığından, sûreye bu ad verilmiştir. Mekke döneminin sonlarında, Kehf Sûresinden sonra inmiştir. Yalnız üç âyetinin Medine'de indiği rivâyet edilir. 128 âyeti içermektedir. Mushafta 16, inişte 70. sûredir.
Abdullah Parlıyan
Sûre dikkatleri herşeye gücü yeten tek Allah’ın kudretine çekmeyi hedef alır ve şirki reddeder. Hakka düşmanlığın, hakka karşı çıkmanın ve O’nu reddetmenin sonuçları belirtilir. Sûrede kâfirlerin itirazlarına cevaplar verilmekte, iddiaları çürütülmekte, her türlü şüpheleri ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygambere ve arkadaşlarına kâfirlerin düşmanlığına ve işkencelerine nasıl bir tavır takınılması gerektiği belirtilerek bu konuda müslümanlar teselli edilmektedir. 68. ayetinde bal arısından bahsedildiği için bu isim verilmiştir.
(NAHL suresi 1. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
أَتَى أَمْرُ اللّهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
| Okunuş | Eta emrullahi fe la testa'ciluh sübhanehu ve teala amma yüşrikun |
| Diyanet Çevirisi | Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir. |
| Elmalılı Orijinal | Allahın emri geldi, sakın onu isti'cal etmeyin, o sübhan onların şirklerinden münezzeh, yüksek çok yüksek |
| Elmalılı Sade. 1 | Allah'ın emri geldi, sakın onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. O, kendisine ortak koştukları şeylerden münezzeh, yüksek, çok yüksektir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir. |
| Ö. N. Bilmen | Allah Teâlâ'nın emri geldi, artık onu acele istemeyiniz. (Hak Teâlâ) Onların şerik koştukları şeylerden münezzehtir ve çok yücedir. |
| S. Ateş | Allâh'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allâh, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir. |
| A. Bulaç | Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. |
| Muhammed Esed | ALLAH'IN buyruğu (mutlaka) yerine gelecektir: öyleyse artık onun tez gelmesini istemeyin! O, sınırsız kudret ve kemaliyle, insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyden, herkesten üstündür, yücedir! |
| Y.N. Öztürk | Allah'ın emri geldi. Onunla yüzyüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiğidir o Allah. Arınmıştır onların şirk koştuklarından. |
| S. Yıldırım | Allah’ın emri ha geldi ha gelecek! Artık onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. Allah müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzehtir, yücedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. |
| Fizilalil Kuran | Allah'ın hükmü yakında gerçekleşecektir; buna göre onun bir an önce gerçekleşmesini boşu boşuna isteyip durmayınız. Allah, onların kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır, yücedir. |
| A. Gölpınarlı | Allah'ın emri gelip çatmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O, müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir. |
| H. S. Yeter | Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir. |
| A. Uğur | Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir. |
| G. Onan | Tanrı'nın buyruğu geldi, artık onda acele etmeyin. O (Tanrı), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. |
| Ş. Piriş | Allah’ın emri geldi. Onu acele istemeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve çok yücedir. |
| Yusuf Ali (EN) | (Inevitable) cometh (to pass) the command of Allah: seek ye not then to hasten it: glory to him, and far is he above having the partners they ascribe unto him |
| M. Pickthall (EN) | The commandment of Allah will come to pass, so seek not ye to hasten it. Glorified and Exalted be He above all that they associate (with Him). |
(NAHL suresi 2. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
يُنَزِّلُ الْمَلآئِكَةَ بِالْرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنذِرُوا أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ أَنَا فَاتَّقُونِ
| Okunuş | Yünezzilül melaikete bir ruhi min emrihi ala mey yeşaü min ibadihi en enziru ennehu la ilahe illa ene fettekun |
| Diyanet Çevirisi | Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir. |
| Diyanet Vakfı | Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, «Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun» diye gönderir. |
| Elmalılı Orijinal | Kullarından dilediğine emrinden rûh ile Melâike indiriyor da buyuruyor ki: şu hakikati bildirin: benden başka ilâh yok, hemen bana korunun |
| Elmalılı Sade. 1 | Kullarından dilediğine, kendi emrini vahyile melekleri indiriyor ve: «Şu gerçeği bildirin ki, Benden başka ilah yoktur, o halde Benden korkun!» buyuruyor. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun. |
| Ö. N. Bilmen | O, kullarından dilediği üzerine kendi emrinde Ruh ile melekleri indirir ki, korkutunuz. Şüphe yok ki, Benden başka ilâh yoktur. Artık Benden korkunuz. |
| S. Ateş | Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden olan ruh (vahy) ile indirir: "(İnsanları) Benden başka tanrı yoktur, benden korkun! diye uyarın!" (der). |
| A. Bulaç | Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın." |
| Muhammed Esed | O (ki,) kullarından dilediğine: "(bütün insanları) uyarın ki, Benden başka tanrı yok, öyleyse Bana karşı kendinizi uyanık bir bilinç ve duyarlık içinde tutun!" buyruğunu ulaştırmaları için melekleri vahiyle indirir. |
| Y.N. Öztürk | Kullarından dilediğine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: "Gerçek şu: Benden başka ilah yok, o halde benden sakının!" |
| S. Yıldırım | Allah melekleri, kendi tarafından bir vahiy ile kullarından dilediği kimselere, "Ben’den başka tanrı yoktur. Bana karşı gelmekten sakının!" diye uyarmak üzere gönderir. |
| Tefhimü-l Kuran | Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarıp-korkutun.» |
| Fizilalil Kuran | Allah «Benden başka ilah yoktur, sırf benden korkunuz» uyarısını, mesajını insanlara duyursunlar diye dilediği kullarına kendi iradesi ile vahiy eşliğinde melekler gönderir. |
| A. Gölpınarlı | Benden başka yoktur tapacak o halde çekinin benden, hükmünü bildirip insanları korkutun diye, kullarından dilediğine melekleri indirerek vahyeder. |
| H. S. Yeter | Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir. |
| A. Uğur | Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir. |
| G. Onan | Kullarından dilediğine buyruğundan bir ruh ile melekleri indirir: "Benden başka tanrı yoktur, şu halde benden korkup-sakının" diye uyarın. |
| Ş. Piriş | Melekleri, vahiyle birlikte emri gereği kullarından dilediğine indirir. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse benden sakının diye uyarmak üzere... |
| Yusuf Ali (EN) | He doth send down his angels with inspiration of his command, to such of his servants as he pleaseth, (saying): warn (man) that there is no god but I: so do your duty unto Me. |
| M. Pickthall (EN) | He sendeth down the angels with the Spirit of His command unto whom He will of His bondmen, (saying): Warn mankind that there is no God save Me, so keep your duty unto Me. |
(NAHL suresi 3. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
| Okunuş | Halekas semavati vel erda bil hakk teala amma yüşrikun |
| Diyanet Çevirisi | Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir. |
| Diyanet Vakfı | (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir. |
| Elmalılı Orijinal | Gökleri ve Yeri hakk ile yarattı, o, onların şirkinden yüksek, çok yüksek |
| Elmalılı Sade. 1 | Gökleri ve yeri hikmetle yarattı. O, onları ortak koştuklarından yüksek, çok yüksektir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı. O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir. |
| Ö. N. Bilmen | (3-4) Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O kendisine şerik koştukları şeylerden çok âlidir. İnsanı bir nutfeden yaratmıştır. Böyle iken, o, apaçık bir düşmandır. |
| S. Ateş | (Allâh), gökleri ve yeri hak ile (hikmeti uyarınca) yarattı. (O), onların ortak koştuklarından yücedir. |
| A. Bulaç | Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. |
| Muhammed Esed | O (ki,) gökleri ve yeri (içsel) bir gerçeklik, (şaşmaz bir düzen) üzere yaratmıştır; insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyin, herkesin üstünde, ötesindedir O. |
| Y.N. Öztürk | Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Arınmıştır onların ortak tuttukları şeylerden. |
| S. Yıldırım | O, gökleri ve yeri hikmetle, ciddi bir maksatla yarattı. O, müşriklerin koştukları ortaklardan yücedir! |
| Tefhimü-l Kuran | Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. |
| Fizilalil Kuran | Allah, gökleri ve yeri haklı bir gerekçe uyarınca yarattı; O, onların kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır. |
| A. Gölpınarlı | Göklerle yeryüzünü abes değil, hak ve gerçek olarak yaratmıştır, yücedir müşriklerin şirk koştuklarından. |
| H. S. Yeter | (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir. |
| A. Uğur | (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir. |
| G. Onan | Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. |
| Ş. Piriş | Gökleri ve yeri hakkıyla yarattı ve müşriklerin ortak koşmalarından çok yücedir. |
| Yusuf Ali (EN) | He has created the Heavens and the Earth for just ends: far is He above having the partners they ascribe to Him! |
| M. Pickthall (EN) | He hath created the heavens and the earth with truth. High be He exalted above all that they associate (with Him). |
(NAHL suresi 4. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
| Okunuş | Halekal insane min nutfetin fe iza hüve hasiymün mübiyn |
| Diyanet Çevirisi | İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir. |
| Diyanet Vakfı | O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir. |
| Elmalılı Orijinal | İnsanı bir nutfeden yarattı, bir de bakarsın o, natûk bir muhasım kesilmiştir |
| Elmalılı Sade. 1 | İnsanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki O, açık bir düşman kesilmiş! |
| Elmalılı Sade. 2 | O, insanı bir meniden (spermadan) yarattı. Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı apaçık bir düşmandır. |
| Ö. N. Bilmen | (3-4) Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O kendisine şerik koştukları şeylerden çok âlidir. İnsanı bir nutfeden yaratmıştır. Böyle iken, o, apaçık bir düşmandır. |
| S. Ateş | İnsanı nutfe(sperm)den yarattı, birden o (insan) konuşkan bir karşı koyucu olup çıktı. |
| A. Bulaç | İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. |
| Muhammed Esed | O, insanı (sadece) bir sperm damlasından yarattı; ama yeri gelince, bu aynı yaratık, düşünme ve karşı çıkma gücüyle donatılmış olduğunu hemen ortaya koyuyor! |
| Y.N. Öztürk | İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir. |
| S. Yıldırım | Nitekim O, insanı bir damla sudan yarattı. Ama o yaman bir hasım kesiliverdi. |
| Tefhimü-l Kuran | İnsanı bir damla sudan yarattı, buna ramen o, apaçık bir düşmandır. |
| Fizilalil Kuran | O insanı bir meni damlacığından yarattı; fakat o birdenbire pervasız bir tartışmacıya dönüştü. |
| A. Gölpınarlı | İnsanı bir damla sudan yarattı, böyleyken bir de bakarsın o, apaçık bir düşman kesilmiş. |
| H. S. Yeter | O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir. |
| A. Uğur | O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir. |
| G. Onan | İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. |
| Ş. Piriş | İnsanı bir damladan yarattı. Buna rağmen insan apaçık bir hasım kesildi. |
| Yusuf Ali (EN) | He has created man from a sperm drop; and behold this same (man) becomes an open disputer |
| M. Pickthall (EN) | He hath created man from a drop of fluid, yet behold! he is an open opponent. |
(NAHL suresi 5. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
| Okunuş | Vel en'ame halekaha lemük fiha dif'üv ve menafiu ve minha te'külun |
| Diyanet Çevirisi | Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz. |
| Diyanet Vakfı | Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. |
| Elmalılı Orijinal | En'amı da yarattı, sizin için onlarda bir ısınıklık ve bir takım menfaatler vardır, hem onlardan yersiniz |
| Elmalılı Sade. 1 | Hayvanları da yarattı, sizin için onlarda bir ısınlık= ısıtacak şeyler ve bir takım menfaatler vardır. Hem de onlardan yersiniz. |
| Elmalılı Sade. 2 | Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz. |
| Ö. N. Bilmen | Ve ehli hayvanları da yaratmıştır ki, sizin için onlarda korunmak vardır ve menfaatler vardır ve onlardan yersiniz. |
| S. Ateş | Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için ısınma(nızı sağlayan şeyler) ve daha birçok yararlar vardır. Ve onlardan kimini de yersiniz. |
| A. Bulaç | Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. |
| Muhammed Esed | Ve evcil hayvanları da yarattı O: o hayvanlar ki, kendilerinden, pek çok yararları yanında, sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsunuz: |
| Y.N. Öztürk | Davarları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için bir ısıtıcı-koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı şeyleri/onlardan bazılarını yersiniz. |
| S. Yıldırım | Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır, ve onlardan yemektesiniz. |
| Fizilalil Kuran | Allah hayvanları da yarattı. Bunlar size soğuktan koruyucu yünler, kıllar ile başka birçok yararlar sağlarlar ve etlerini de yersiniz. |
| A. Gölpınarlı | Davarları da o çeşit halketmiştir; onlardan giyiminizi temin edersiniz ve size faydalar var onlardan ve bir kısmını da yersiniz. |
| H. S. Yeter | Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. |
| A. Uğur | Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. |
| G. Onan | Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. |
| Ş. Piriş | Ve o evcil hayvanları yarattı. Pek çok yararları yarında sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsun. |
| Yusuf Ali (EN) | And cattle he has created for you (men): from them ye derive warmth, and numerous benefits, and of their (meat) ye eat. |
| M. Pickthall (EN) | And the cattle hath He created, whence ye have warm clothing and uses, and whereof ye eat. |
(NAHL suresi 6. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
| Okunuş | Ve leküm fiha cemalün hiyne türihune ve hiyne tesrahun |
| Diyanet Çevirisi | Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır. |
| Diyanet Vakfı | Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Akşam getirir, sabah salarken onlarda sizin içîn bir cemal de vardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Akşam getirip sabah salarken onlarda sizin için bir güzellik vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | O hayvanları, akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir güzellik ve zevk vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve sizin için onları akşamleyin getirdiğiniz ve sabahleyin salıverdiğiniz sırada bir ziynet vardır |
| S. Ateş | Ve akşamleyin mer'adan getirdiğiniz, sabahleyin mer'aya götürdüğünüz zaman onlarda sizin için bir güzellik de vardır. (Onların gidiş gelişleri size ayrı bir güzellik ve zevk verir.) |
| A. Bulaç | Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. |
| Muhammed Esed | akşam eve getirirken, sabah otlağa çıkarırken onlarda bir güzellik bulursunuz. |
| Y.N. Öztürk | Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akşam topladığınız sırada. |
| S. Yıldırım | Onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız! |
| Tefhimü-l Kuran | Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. |
| Fizilalil Kuran | Bu hayvanlar, onları sabahleyin otlağa salarken ve akşam geri getirirken, size göz zevki sağlarlar. |
| A. Gölpınarlı | Akşamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma götürürken de güzellikleri var, zevk alırsınız onlardan. |
| H. S. Yeter | Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır. |
| A. Uğur | Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır. |
| G. Onan | Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. |
| Ş. Piriş | Ve onların gidiş gelişlerinde ayrı bir güzellik bulursunuz. |
| Yusuf Ali (EN) | And ye have a sense of pride and beauty in them as ye drive them home in the evening, and as ye lead them forth to pasture in the morning. |
| M. Pickthall (EN) | And wherein is beauty for you, when ye bring them home, and when ye take them out to pasture. |
(NAHL suresi 7. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَّمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلاَّ بِشِقِّ الأَنفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
| Okunuş | Ve tahmilü eskaleküm ila beledil lem tekunu baliğiyhi illa bi şikkil enfüs inne rabbeküm le raufür rahiym |
| Diyanet Çevirisi | Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir. |
| Diyanet Vakfı | Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir. |
| Elmalılı Orijinal | Ağırlıklarınızı da yüklenir, canlarınızın yarısına tüketmeden varamıyacağınız beldelere kadar götürürler, her halde rabbınız size çok re'fetli, çok merhametli |
| Elmalılı Sade. 1 | Ağırlıklarınızı da yüklenir, yan can olmadan varamayacağınız memleketlere kadar götürürler. Şüphesiz Rabbiniz, çok şefkatli, çok merhametlidir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve sizin ağırlıklarınızı yüklenirler, bir beldeye kadar ki, siz o beldeye bir meşakkat-i nefsiye olmaksızın kavuşacak olamazsınız, şüphe yok ki, Rabbiniz elbette çok esirgeyicidir, çok merhametlidir. |
| S. Ateş | Ağırlıklarınızı öyle (uzak) şehirlere taşırlar ki, (onlar olmasa) canlar(ınız), büyük zahmetler çekmeden oraya varamazdınız. Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır. |
| A. Bulaç | Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. |
| Muhammed Esed | Kendinizi büyük sıkıntılara sokmadan varamayacağınız nice yerlere yükünüzü onlar taşır. Rabbiniz gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir. |
| Y.N. Öztürk | Ve ağırlıklarınızı yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamayacağınız beldelere kadar taşırlar. Hiç kuşkusuz, Rabbiniz gerçekten Raûf'tur, çok acıyıp esirger; Rahîm'dir, sınırsızca merhamet eder. |
| S. Yıldırım | Bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara.Gerçekten, bunları size âmade kılan Rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur. |
| Tefhimü-l Kuran | Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı da taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. |
| Fizilalil Kuran | Bu hayvanlar, ancak ağır sıkıntıya katlanarak varabileceğiniz uzaklıktaki beldelere yüklerinizi taşırlar. Hiç kuşkusuz Rabbiniz pek şef katli ve merhametlidir. |
| A. Gölpınarlı | Kendinize meşakkatler vererek ancak varabileceğiniz şehirlere de yüklerinizi taşırlar; şüphe yok ki Rabbiniz mutlaka esirgeyicidir, rahîmdir. |
| H. S. Yeter | Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir. |
| A. Uğur | Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir. |
| G. Onan | Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. |
| Ş. Piriş | Çok güçlükle varabileceğiniz bir beldeye yüklerinizi taşırlar. İşte Rabbiniz, böyle şefkatli ve merhametlidir. |
| Yusuf Ali (EN) | And they carry your heavy loads to lands that ye could not (otherwise) reach except with souls distressed: for your Lord is indeed Most kind, Most merciful. |
| M. Pickthall (EN) | And they bear your loads for you unto a land ye could not reach save with great trouble to yourselves. Lo! your Lord is Full of Pity, Merciful. |
(NAHL suresi 8. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
| Okunuş | Vel hayle vel biğale vel hamira li terkebuha ve zineh ve yahlüku ma la ta'lemun |
| Diyanet Çevirisi | Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır. |
| Diyanet Vakfı | Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır. |
| Elmalılı Orijinal | Hem binesiniz diye, hem de ziynet olarak atları, katırları, merkebleri de yarattı ve bilemiyeceğiniz daha neler yaratacak |
| Elmalılı Sade. 1 | Hem binesiniz diye, hem de zinet olmak üzere atları, katıdan ve eşekleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak. |
| Elmalılı Sade. 2 | Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak. |
| Ö. N. Bilmen | Ve kendilerine binmeniz için ve bir ziynet olarak atları, katırları ve merkepleri de yaratmıştır. Ve sizin bilemiyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratacaktır. |
| S. Ateş | Binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri (yarattı) ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır. |
| A. Bulaç | Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? |
| Muhammed Esed | Ve binmeniz için atları, katırları, merkepleri, (hayatı süsleyen) nakışlar, bezekler olarak O yarattı; O, bilmediğiniz daha neler neler yaratmaktadır. |
| Y.N. Öztürk | Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O... |
| S. Yıldırım | Hem binmeniz, hem de zinet olsun diye atlar, katırlar, merkepler yarattı. Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak! |
| Tefhimü-l Kuran | Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı) . Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? |
| Fizilalil Kuran | Allah atları, katırları, e,şekleri, binek ve süs hayvanı olarak yarattı. O sizin bilmediğiniz daha nice canlıları yarattı. |
| A. Gölpınarlı | Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri yaratmıştır, daha da bilmediğiniz neler yaratır. |
| H. S. Yeter | Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır. |
| A. Uğur | Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır. |
| G. Onan | Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır. |
| Ş. Piriş | Hem onlara binmeniz için hem de zinet için size atları, katırları ve merkepleri yarattı. Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır. |
| Yusuf Ali (EN) | And (he has created) horses, Mules, and donkeys, for you to ride and use for show; and he has created (other) things of which ye have no knowledge. |
| M. Pickthall (EN) | And horses and mules and asses (hath He created) that ye may ride them, and for ornament. And He createth that which ye know not. |
(NAHL suresi 9. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
| Okunuş | Ve alellahi kasdus sebili ve minha cair ve lev şae le hedaküm ecmeiyn |
| Diyanet Çevirisi | Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi. |
| Diyanet Vakfı | Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Yolu doğrultmak da Allaha aiddir, ondan sapan da var, maamafih Allah, dilerse hepinizi hidayette kılardı |
| Elmalılı Sade. 1 | Yolu doğrultmak Allah'a aittir. Ondan sapan da vardır.Allah dileseydi hepinizi doğru yola erdirildi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi. |
| Ö. N. Bilmen | Ve (maksut olan) doğru yolu beyan da Allah Teâlâ'ya aittir. Maahaza ondan sapan da vardır ve eğer Allah Teâlâ dilese idi, elbette sizi cümleten hidâyete erdirirdi. |
| S. Ateş | Kısa ve doğru yolu Allâh gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allâh dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi. |
| A. Bulaç | Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. |
| Muhammed Esed | Ve (sizin yaratıcınız O olduğu için) size yolun doğrusunu göstermek de Allah'a düşer; çünkü o yoldan sapıp da yolunu kaybeden (çok insan) var. Oysa, Allah dileseydi sizin hepinizi doğru yola çıkarırdı. |
| Y.N. Öztürk | Yolu doğrultup denge noktasını bulmak Allah'ın işidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi. |
| S. Yıldırım | Doğru yolu bildirmek Allah’a aittir. Kimi yollar ise eğridir. Şayet O dileseydi, hepinizi toptan doğru yola getirirdi. [10,99; 11,117-119] |
| Tefhimü-l Kuran | Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. |
| Fizilalil Kuran | Yolun doğrusunu göstermek Allah'ın tekelindedir. Kimi yollar eğridir. Eğer o dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.» |
| A. Gölpınarlı | Doğru yolu bildirmek, Allah'a âittir, yolların eğrisi de var ve dileseydi hepinizi de doğru yola sevk ederdi. |
| H. S. Yeter | Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. |
| A. Uğur | Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. |
| G. Onan | Yolu doğrultmak Tanrı'ya aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. |
| Ş. Piriş | Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir. Eğri yol da vardır. Eğer dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. |
| Yusuf Ali (EN) | And unto Allah leads straight the way, but there are ways that turn aside: if Allah had willed, he could have guided all of you. |
| M. Pickthall (EN) | And Allah's is the direction of the way, and some (roads) go not straight. And had He willed He would have led you all aright. |
(NAHL suresi 10. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
هُوَ الَّذِي أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ
| Okunuş | Hüvellezi enzele mines semai mael leküm minhü şerabüv ve minhü şecerun fihi tüsiymun |
| Diyanet Çevirisi | O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir. |
| Diyanet Vakfı | Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. |
| Elmalılı Orijinal | O odur ki Semâdan bir su indirdi. size ondan bir içecek var, yine ondan bir ağaç ki hayvan yayarsınız |
| Elmalılı Sade. 1 | O'dur ki, gökten bir su indirdi, içeceğiniz ondan sağlanır, kendisinde hayvan yaydığınız ağaç ve bitkiler ondan yetişir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sizin için gökten su indiren O'dur. İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir. |
| Ö. N. Bilmen | O, o (Hâlik-ı Kerîm)dir ki: Sizin için gökten bir su indirdi. Ondan bir içilecek şey vardır ve ondan nebatat yetişir, onda (hayvanlarınızı) otlatırsınız. |
| S. Ateş | O'dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçeceğ(iniz) ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaç(lar, bitkiler) ondan(sulanıp filizlenmekte)dir. |
| A. Bulaç | Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. |
| Muhammed Esed | O'dur gökten suyu indiren; öyle ki, hem siz içersiniz o sudan, hem de, hayvanlarınızı otlattığınız çayır çimen; |
| Y.N. Öztürk | O sizin için gökten bir su indirdi; ondan bir içecek var. Kendisinden hayvanlarınıza yedirdiğiniz bir ağaç da ondan oluşmaktadır. |
| S. Yıldırım | O’dur ki gökten yağmur indirir.Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar! |
| Tefhimü-l Kuran | Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. |
| Fizilalil Kuran | Size gökten su indiren O'dur ve hayvan otlattığınız çayırlar O'nun sayesinde gelişir. |
| A. Gölpınarlı | Öyle bir mabuttur ki size gökten yağmur yağdırır da suyunu içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar ve otlar da onunla biter, yeşerir. |
| H. S. Yeter | Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. |
| A. Uğur | Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. |
| G. Onan | Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınizı onda otlatmaktasınız. |
| Ş. Piriş | Gökten size su indiren O’dur. O sudan içersiniz ve bitkileri de o su ile yetiştirirsiniz. |
| Yusuf Ali (EN) | It is He Who sends down rain from the sky: from it ye drink, and out of it (grows) the vegetation on which ye feed your cattle. |
| M. Pickthall (EN) | He it is Who sendeth down water from the sky, whence ye have drink, and whence are trees on which ye send your beasts to pasture. |


0 yorum yazılmıştır