Nahl (11-20)
(NAHL suresi 11. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
يُنبِتُ لَكُم بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
| Okunuş | Yümbitü leküm bihiz zer'a vez zeytune ven nehiyle ven a'nabe ve min küllis semarat inne fi zalike le ayetel li kavmiy yetefekkerun |
| Diyanet Çevirisi | Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır. |
| Diyanet Vakfı | (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Onunla size ekin, zeytun, hurmalıklar, üzümler türlüsünden meyveler bitirir, elbette bunda tefekkür edecek bir kavm için bir âyet var |
| Elmalılı Sade. 1 | Onunla size ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve türlüsünden meyveler bitirir. Şüphesiz ki. bunda düşünecek bir topluluk için bir ibret vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır. |
| Ö. N. Bilmen | (Allah Teâlâ) Onunla sizin için bir ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve meyvelerin hepsinden yetiştirir. Şüphe yok ki, bunda düşünecekler olan bir kavim için elbette bir âyet vardır. |
| S. Ateş | Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirmektedir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır. |
| A. Bulaç | Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. |
| Muhammed Esed | onunla Allah sizin için ekin(ler), zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türden (daha) nice ürünler bitirmektedir: dikkat edin, bütün bunlarda, düşünen insanlar için mutlaka bir ders vardır! |
| Y.N. Öztürk | O suyla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşitten meyvalar bitirir. Hiç kuşkusuz, bunda, derin derin düşünen bir toplum için gerçek bir mucize vardır. |
| S. Yıldırım | Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinlikler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir.Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak bir ders var! |
| Tefhimü-l Kuran | Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. |
| Fizilalil Kuran | Allah su aracılığı ile sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit çeşit meyvalar bitirmektedir. Bunda düşünen kimseler için ibret dersi vardır. |
| A. Gölpınarlı | Onunla size, ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit-çeşit meyveler bitirir. Şüphe yok ki bunda, düşünen topluluğa bir delil var. |
| H. S. Yeter | (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır. |
| A. Uğur | (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır. |
| G. Onan | Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünderı bitirir. Şüphesiz bunda, düşünen (yetefekkerun) bir kavim için bir ayet vardır. |
| Ş. Piriş | Allah, onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzüm ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen bir toplum için bunda deliller vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | With it he produces for you corn, olives, date palms, grapes, and every kind of fruit: verily in this is a sign for those who give thought. |
| M. Pickthall (EN) | Therewith He causeth crops to grow for you, and the olive and the date-palm and grapes and all kinds of fruit. Lo! herein is indeed a portent for people who reflect. |
(NAHL suresi 12. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالْنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
| Okunuş | Ve sehhara lekümül leyle ven nehara veş şemse vel kaner ven nücumü müsahharatüm bi emrih inne fi zalike le ayatil li kavmiy ya'kilun |
| Diyanet Çevirisi | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır. |
| Diyanet Vakfı | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Hem sizin için geceyi ve gündüzü ve Şems-ü Kameri teshır buyurdu, bütün yıldızlar da onun emrine müsahhardırlar, elbette bunda aklı olan bir kavm için âyetler var |
| Elmalılı Sade. 1 | Yine geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da onun emrine boyun eğmiştir. Elbette bunda aklı olan bir topluluk için ibretler vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve sizin için geceyi, gündüzü, güneşi, kameri musahhar kıldı. Yıldızlar da onun emriyle musahhardırlar. Muhakkak ki, bunda âkilâne düşünür bir kavim için elbette büyük alâmetler vardır. |
| S. Ateş | Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır. |
| A. Bulaç | Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. |
| Muhammed Esed | Ve geceyi gündüzü sizin (yararlanmanız) için (koyduğu yasalara) boyun eğdirmiştir O; güneş ve ay ve bütün yıldızlar, hepsi O'nun buyruğuna boyun eğmişlerdir: dikkat edin, bütün bunlarda, şüphesiz, aklını kullanan kimseler için çıkarılacak dersler vardır! |
| Y.N. Öztürk | Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize vermiştir. Yıldızlar da O'nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. Bütün bunlarda, aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır. |
| S. Yıldırım | Hem geceyi ve gündüzü, güneş’i ve ay’ı sizin hizmetinize verdi.Diğer yıldızlar da O’nun emriyle size râm edilmiştir. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice dersler var! |
| Tefhimü-l Kuran | Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. |
| Fizilalil Kuran | Allah gece ile gündüzü, güneş ile ayı yararınıza sundu. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile canlılara hizmet sunmaktadırlar. Bunlarda düşünen kimseler için ibret dersi vardır. |
| A. Gölpınarlı | Ve râm etmiştir size geceyle gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da râm olmuştur emriyle. Şüphe yok ki bunda, akıl eden topluluk için deliller var. |
| H. S. Yeter | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır. |
| A. Uğur | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır. |
| G. Onan | Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi / size boyun eğdirdi; yıldızlar da O'nun buyruğuyla boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda, akleden bir kavim için ayetler vardır. |
| Ş. Piriş | Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O’nun emrine boyun eğmiştir. Bunların her birinde aklını kullanan bir toplum için ayetler vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | He has made subject to you the night and the day; the sun and the moon; and the stars are in subjection by his command: verily in this are Signs for men who are wise. |
| M. Pickthall (EN) | And he hath constrained the night and the day and the sun and the moon to be of service unto you, and the stars are made subservient by His command. Lo! herein indeed are portents for people who have sense. |
(NAHL suresi 13. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
| Okunuş | Ve ma zerae leküm fil erdi muhtelifen elvanüh inne fi zalike le ayetel li kavmiy yezzekkerun |
| Diyanet Çevirisi | Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır. |
| Diyanet Vakfı | Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Daha sizin için Arzdan muhtelif renklerle yarattıkları, neler var, elbette bunda tezekkür edecek bir kavm için bir âyet var |
| Elmalılı Sade. 1 | Daha yeryüzünde türlü renklerle yarattığı neler var sizin için. Elbette bunda derin düşünenler için bir ibret vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yeryüzünde sizin için yarattığı değişik renklerdeki şeyleri de sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bunda öğüt alan kimseler için bir ibret vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve sizin için yerde renkleri muhtelif olarak neler yaratmış ise şüphe yok onda da öğüt alacak bir kavim için elbette bir ibret vardır. |
| S. Ateş | Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki(hayvanları, bitki)leri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için ibret vardır. |
| A. Bulaç | Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. |
| Muhammed Esed | Ve sizin için yeryüzünde yarattığı bütün o rengarenk (güzel) şeyler: işte bunlarda da anıp da hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak bir ders/bir mesaj vardır! |
| Y.N. Öztürk | Ve sizin için yeryüzünde, çeşit çeşit renklerde başka şeylere de vücut vermiştir. Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır. |
| S. Yıldırım | Yeryüzünde türlü türlü renklerle, her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var!Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var. |
| Tefhimü-l Kuran | Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi) . Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayet vardır. |
| Fizilalil Kuran | O yeryüzünde yarattığı çeşitli türdeki varlıkları da sizin yararınıza sundu. Bunda öğüt alan kimselere ibret dersi vardır. |
| A. Gölpınarlı | Ve yeryüzünde sizin için yarattığı, ayrı-ayrı, çeşitli renklerde ne varsa hepsi râm olmuştur size. Şüphe yok ki bunda da ibret alacak topluluk için bir delil var. |
| H. S. Yeter | Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır. |
| A. Uğur | Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır. |
| G. Onan | Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için bir ayet vardır. |
| Ş. Piriş | Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için var etmiştir. Bunda öğüt alan bir toplum için birer ayet vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | And the things on this earth which he has multiplied in varying colours (and qualities): verily in this is a sign for men who celebrate the praises of Allah (in gratitude). |
| M. Pickthall (EN) | And whatsoever He hath created for you in the earth of divers hues, lo! therein is indeed a portent for people who take heed. |
(NAHL suresi 14. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
| Okunuş | Ve hüvellezi sehharal bahra li te'külu minhü lahmen tariyyev ve testahricu minhü hilyeten telbesuneha ve teral fülke mevahira fihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun |
| Diyanet Çevirisi | O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O’nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir. |
| Diyanet Vakfı | İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir. |
| Elmalılı Orijinal | Yine odur ki o, denizi teshır etmiştirki ondan taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız, gemileri de görürsünüz ki onda yara yara akar giderler, hem fazlından nasıyb arayasınız diye hem de gerek ki şükredesiniz |
| Elmalılı Sade. 1 | Yine taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz zinet eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde suları yara yara akıp gittiklerin! görürsün ve bu da lütfundan payınızı aramanız içindir, ola ki şükredersiniz. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yine denizden taze et (balık) yiyesiniz ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren Allah'tır. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için Allah böyle yapmıştır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve O (Hâlik-ı Azîm)dir ki, denizi musahhar etmiştir. Tâ ki ondan taze bir et yiyesiniz ve ondan giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız. Gemileri de orada yara yara gider bir halde görürsün. Hem fazlından talebedesiniz, hem de gerektir ki, şükredesiniz. |
| S. Ateş | O, denizi de (hizmetinize) verdi ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarasınız. Görüyorsun ki gemiler, denizi yara yara akıp gitmektedir. Allâh'ın lutfunu aramanız ve O'na şükretmeniz için. |
| A. Bulaç | Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. |
| Muhammed Esed | Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi; ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O'nun cömertliğinden belki bir pay ararsınız ve şükredersiniz diye (koyduğu tabii yasalara) bağlı kılan O'dur. |
| Y.N. Öztürk | Ve O'dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O'nun kereminden nasip arayasınız ve şükredebilesiniz. |
| S. Yıldırım | Yine O’dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki oradan taptaze et yiyesiniz ve takınıp kuşanacağınız zinet eşyası çıkarasınız.Denizde gemilerin suları yara yara akıp gittiklerini görürsün.Bütün bunlar Onun lütfedeceği nasibi aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir. |
| Tefhimü-l Kuran | Denizi ve sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. |
| Fizilalil Kuran | O denizi de yararınıza sundu ki, oradan elde edilen taze etler yiyesiniz ve diplerinden süs olarak kullanacağınız takılar çıkarasınız; gemilerin, dalgalan yara yara denizde süzüldüklerini görürsün. Nimetlerini araştırasınız ve ola ki, kendisine şükredesiniz diye Allah, denizi yararınıza sundu. |
| A. Gölpınarlı | Öyle bir mabuttur ki râm etmiştir size denizi ondan çıkan terü-tâze balıkları yemeniz, çıkardığınız ziynet eşyâsını takınmanız için ve görürsün ki gemi, denizde, suları yara-yara gitmede; râm etmiştir size denizi, nasîbinizi onun lûtfundan arayıp bularak şükredesiniz diye. |
| H. S. Yeter | İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir. |
| A. Uğur | İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir. |
| G. Onan | Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. |
| Ş. Piriş | Taze et yemeniz ve takındığınız süs eşyalarını ondan çıkarmanız için denizi sizin istifadenize sunmuştur. O’nun lütfundan aramanız için gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün. Artık belki şükredersiniz. |
| Yusuf Ali (EN) | It is He Who has mad the sea subject, that ye may eat thereof flesh that is fresh and tender, and that ye may extract therefrom ornaments to wear; and thou seest the ships therein that plough the waves, that ye may seek (thus) of the Bounty of Allah and that ye may be grateful. |
| M. Pickthall (EN) | And He it is Who hath constrained the sea to be of service that ye eat fresh meat from thence, and bring forth from thence ornaments which ye wear. And thou seest the ships ploughing it that ye (mankind) may seek of His bounty, and that haply ye may give thanks. |
(NAHL suresi 15. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلاً لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
| Okunuş | Ve elka fil erdi ravasiye en temide biküm ve enharav ve sübülel lealleküm tehtedun |
| Diyanet Çevirisi | (15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar. |
| Diyanet Vakfı | Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. |
| Elmalılı Orijinal | Hem Arzda ağır baskılar bıraktı ki sizi çalkar diye, hem de nehirler ve yollar, gerek ki doğru gidesiniz |
| Elmalılı Sade. 1 | Bir de sizi çalkalamasın diye yeryüzüne ağır baskılar bıraktı, doğru gidesiniz diye ırmaklar ve yollar yarattı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı. |
| Ö. N. Bilmen | Ve yerde sabit dağlar vücuda getirdi, sizi sallayıp muzdarip etmesin diye ve nehirler ve yollar da, (vücuda getirdi) tâ ki, doğru yolu bulasınız. |
| S. Ateş | Sizi sarsar diye arza ağır baskılar attı, ırmaklar ve yollar yaptı ki doğru yolu bulasınız (amaçlarınıza eresiniz). |
| A. Bulaç | Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz. |
| Muhammed Esed | Ve sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar; ve yolunuzu bulasınız diye nehirler yollar yerleştirdi; |
| Y.N. Öztürk | Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır dağlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doğruya ulaşmanız umulmaktadır. |
| S. Yıldırım | Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi. |
| Tefhimü-l Kuran | Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı) . Umulur ki doğru yolu bulursunuz. |
| Fizilalil Kuran | Allah, yeryüzünde sarsılmayasınız diye köklü dağlar, yolunuzu şaşırmayasınız diye nehirler ve yollar meydana getirdi. |
| A. Gölpınarlı | Sizinle berâber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzünde muhkem ve metin dağlar yaratmıştır, ırmaklar halketmiştir ve gideceğiniz yeri bulmanız için yollar meydana getirmiştir. |
| H. S. Yeter | Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. |
| A. Uğur | Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. |
| G. Onan | Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz. |
| Ş. Piriş | (15-16) Yeryüzünde sabit dağlar yarattı size; sarsılırsınız diye. (Gideceğiniz yere) ulaşmanız için de nehirler ve yollar.. ve işaretler.. Yıldız ile de onlar yollarını bulurlar. |
| Yusuf Ali (EN) | And he has set up on the earth mountains standing firm, lest it should shake with you; and rivers and roads; that ye may guide yourself; |
| M. Pickthall (EN) | And He hath cast into the earth firm hills that it quake not with you, and streams and roads that ye may find a way. |
(NAHL suresi 16. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ
| Okunuş | Ve alamat ve bin necmi hüm yehtedun |
| Diyanet Çevirisi | (15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar. |
| Diyanet Vakfı | Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. |
| Elmalılı Orijinal | Ve alâmetler, yıldızla da onlar yol doğrulturlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve işaretler koydu. Yıldızla da yollarını bulurlar onlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Daha birçok âlametler yarattı. İnsanlar geceleyin de Allah'ın yarattığı yıldızlarla yönlerini bulurlar. |
| Ö. N. Bilmen | Ve nice alâmetler (vücuda getirdi) ve onlar yıldızlar ile yollarını doğruturlar. |
| S. Ateş | (Yol bulmak için yararlanılacak) işâretler de (yarattı). Onlar yıldız(lar)la da yol bulurlar. |
| A. Bulaç | Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. |
| Muhammed Esed | ve daha (nice) işaretler: (söz gelimi) yıldızlar (ki, onlar)la da insanlar yollarını bulmaktadırlar. |
| Y.N. Öztürk | Ve nice işaretler! Yıldızla da onlar, yol ve yön doğrulturlar. |
| S. Yıldırım | Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alâmetler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve (başka) işaretler de (yarattı) ; onlar yıldız(lar) la da doğru yolu bulabilirler. |
| Fizilalil Kuran | Çeşitli yol işaretleri de varetti. İnsanlar yıldızlar aracılığı ile de yönlerini belirler. |
| A. Gölpınarlı | Ve alâmetler halktemiştir ve yıldızla yollarını bulur onlar. |
| H. S. Yeter | Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. |
| A. Uğur | Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. |
| G. Onan | Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. |
| Ş. Piriş | (15-16) Yeryüzünde sabit dağlar yarattı size; sarsılırsınız diye. (Gideceğiniz yere) ulaşmanız için de nehirler ve yollar.. ve işaretler.. Yıldız ile de onlar yollarını bulurlar. |
| Yusuf Ali (EN) | And marks and sign posts; and by the stars (men) guide themselves. |
| M. Pickthall (EN) | And landmarks (too), and by the star they find a way. |
(NAHL suresi 17. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لاَّ يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ
| Okunuş | E fe mey yahlüku ke mel la yahluk e fe la tezekkerun |
| Diyanet Çevirisi | Şu hâlde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz? |
| Diyanet Vakfı | O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? |
| Elmalılı Orijinal | İmdi yaratan yaratamıyana benzer mi? Artık siz bir tezekkür etmez misiniz? |
| Elmalılı Sade. 1 | Şimdi hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Anık siz, düşünmeyecek misiniz? |
| Elmalılı Sade. 2 | Hiç yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz? |
| Ö. N. Bilmen | İmdi yaratır olan zât, yaratamaz kimse gibi midir? Artık iyice düşünmez misiniz? |
| S. Ateş | Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz? |
| A. Bulaç | Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? |
| Muhammed Esed | O HALDE, (düşünün, bütün bunları) yaratan (Allah), hiçbir şey yaratamayan herhangi bir (varlıkla) kıyaslanabilir mi? Hala aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? |
| Y.N. Öztürk | Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz? |
| S. Yıldırım | Yaratan hiç yaratamayana benzer mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? |
| Tefhimü-l Kuran | Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? |
| Fizilalil Kuran | Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz? |
| A. Gölpınarlı | Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hâlâ mı düşünmeyeceksiniz? |
| H. S. Yeter | O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? |
| A. Uğur | O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? |
| G. Onan | Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz? |
| Ş. Piriş | Yaratıcı, yaratamayan gibi midir? Hiç düşünmez misiniz? |
| Yusuf Ali (EN) | Is then He Who creates like one that creates not? will ye not receive admonition? |
| M. Pickthall (EN) | Is He then Who createth as him who createth not? Will ye not then remember? |
(NAHL suresi 18. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَإِن تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
| Okunuş | Ve in teuddu ni'metellahi la tuhsuha innellahe le ğafurur rahiym |
| Diyanet Çevirisi | Hâlbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| Elmalılı Orijinal | Halbuki Allahın ni'metini saysanız ihsâ edemezsiniz, her halde Allah çok gafûr, çok rahîmdir |
| Elmalılı Sade. 1 | Oysa Allah'ın nimetlerini saymak isteseniz, sayamazsınız. Herhalde O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve eğer Allah'ın nîmetini sayacak olsanız, onu tamamen sayamazsınız. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ çok yarlığayıcıdır, çok merhametlidir. |
| S. Ateş | Eğer Allâh'ın ni'metini saysanız, sayamazsınız. Doğrusu Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir. |
| A. Bulaç | Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Muhammed Esed | Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Gerçek şu ki, çok acıyan çok esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette Allah'tır; |
| Y.N. Öztürk | Allah'ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafûr ve Rahîm'dir. |
| S. Yıldırım | Halbuki Allah’ın nimetlerini birer birer saymaya kalksanız, mümkün değil, sayamazsınız. Gerçekten Rabbin gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur). |
| Tefhimü-l Kuran | Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Fizilalil Kuran | Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak olursanız bitiremezsiniz. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. |
| A. Gölpınarlı | Ve Allah nîmetlerini saymaya kalkışsanız imkân yok, sayamazsınız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir. |
| H. S. Yeter | Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| A. Uğur | Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| G. Onan | Eğer Tanrı'nın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Ş. Piriş | Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Allah, gerçekten bağışlayıcı ve çok merhametlidir. |
| Yusuf Ali (EN) | If ye would count up the favours of Allah, never would ye be able to number them: for Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful. |
| M. Pickthall (EN) | And if ye would count the favour of Allah ye cannot reckon it. Lo! Allah is indeed Forgiving, Merciful. |
(NAHL suresi 19. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
| Okunuş | Vallahü ya'lemü ma tüsirrune ve ma tu'linun |
| Diyanet Çevirisi | Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. |
| Diyanet Vakfı | Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. |
| Elmalılı Orijinal | Hem Allah neyi sir tutar, neyi ı'lân edersiniz hepsini bilir |
| Elmalılı Sade. 1 | Allah, gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve Allah Teâlâ gizlediğiniz şeyi de ve açıkladığınız şeyi de bilir. |
| S. Ateş | Allâh, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilir. |
| A. Bulaç | Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir. |
| Muhammed Esed | Çünkü neyi ki gizliyor ve neyi ki açığa vuruyorsanız, hepsini bilen Allah'tır. |
| Y.N. Öztürk | Allah, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. |
| S. Yıldırım | Allah sizin neleri gizleyip neleri açığa vurduğunuzu pek iyi bilir. |
| Tefhimü-l Kuran | Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir. |
| Fizilalil Kuran | Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. |
| A. Gölpınarlı | Ve Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. |
| H. S. Yeter | Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. |
| A. Uğur | Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. |
| G. Onan | Tanrı, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir. |
| Ş. Piriş | Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. |
| Yusuf Ali (EN) | And Allah doth know what ye conceal, and what ye reveal. |
| M. Pickthall (EN) | And Allah knoweth that which ye keep hidden and that which ye proclaim. |
(NAHL suresi 20. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ لاَ يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ
| Okunuş | Vellezine yed'une min dunillahi la yahlükune şey'ev ve hüm yuhlekun |
| Diyanet Çevirisi | Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. |
| Elmalılı Orijinal | Allahdan başka yalvardıklarınız ise hiç bir şey yaratamazlar, halbuki kendileri yaratılıp duruyorlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Allah'tan başka yalvardıkları ise, hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılıp duruyorlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve Allah Teâlâ'dan başka kendilerine tapındıkları (şey- ler) hiçbir şey yaratamazlar. Halbuki, onlar yaratılırlar. |
| S. Ateş | Allah'tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar. |
| A. Bulaç | Allah'tan başka yakardıkları hiç bir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. |
| Muhammed Esed | Allah'tan başka o yalvarıp yakardıklarınıza gelince -bunların kendileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre- hiçbir şey yaratamazlar; |
| Y.N. Öztürk | Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır. |
| S. Yıldırım | (20-21) O müşriklerin Allah’tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar.Hep ölüdürler, diri değildirler.Kendilerine tapanların bile ne zaman diriltileceklerini bilemezler. |
| Tefhimü-l Kuran | Allah'tan başka yakardıkları hiç bir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. |
| Fizilalil Kuran | Müşriklerin Allah'ı bir yana bırakarak taptıkları düzmece ilahlar hiçbir şey yaratamazlar: tersine kendileri birer yaratıktırlar. |
| A. Gölpınarlı | Allah'tan başka tapıp çağırdıkları putlar, hiçbir şey yaratamaz, kendileri yaratılmıştır onların. |
| H. S. Yeter | Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. |
| A. Uğur | Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. |
| G. Onan | Tanrı'dan başka yakardıkları hiç bir şey yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. |
| Ş. Piriş | Onlar, Allah’tan başkalarına dua ediyorlar. Yaratamayan şeylere, kendileri yaratılmış olanlara. |
| Yusuf Ali (EN) | Those whom they invoke besides Allah create nothing and are themselves created. |
| M. Pickthall (EN) | Those unto whom they cry beside Allah created naught, but are themselves created. |


0 yorum yazılmıştır