Nahl (98-106)
(NAHL suresi 98. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
| Okunuş | Fe iza kara'tel kur'ane festeiz billahi mineş şeytanir racim |
| Diyanet Çevirisi | Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. |
| Diyanet Vakfı | Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! |
| Elmalılı Orijinal | İmdi Kur'an okuduğun vakıt evvelâ Allaha sığın o recîm Şeytandan |
| Elmalılı Sade. 1 | Şimdi,Kur'an okuduğun vakit, önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! |
| Elmalılı Sade. 2 | Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. |
| Ö. N. Bilmen | İmdi, Kur'an'ı okuyacağın zaman o kovulmuş olan şeytandan hemen Allah'a sığın. |
| S. Ateş | Kur'ân, oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytândan Allah'a sığın. |
| A. Bulaç | Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. |
| Muhammed Esed | İMDİ, Kuran okuyacağın zaman, hemen o kovulmuş şeytana karşı Allah'a sığın. |
| Y.N. Öztürk | Kur'an'ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah'a sığın! |
| S. Yıldırım | İmdi, Kur’ân okuyacağın zaman, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. |
| Tefhimü-l Kuran | Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. |
| Fizilalil Kuran | Ey Muhammed, Kur'an okuyacağınız zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. |
| A. Gölpınarlı | Kur'ân okuyacağın vakit Allah'a sığın taşlanmış Şeytan'dan. |
| H. S. Yeter | Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! |
| A. Uğur | Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! |
| G. Onan | Öyleyse Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Tanrı'ya sığın. |
| Ş. Piriş | Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. |
| Yusuf Ali (EN) | When thou dost read the Quran, seek Allah's protection from Satan the rejected one. |
| M. Pickthall (EN) | And when thou recitest the Qur'an, seek refuge in Allah from Satan the outcast. |
(NAHL suresi 99. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
| Okunuş | İnnehu leyse lehu sültanün alellezine amenu ve ala rabbihim yetevekkelun |
| Diyanet Çevirisi | Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. |
| Diyanet Vakfı | Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur. |
| Elmalılı Orijinal | Hakikat bu ki iyman edip de Rablarına tevekkül edenler üzerine onun sultası yoktur |
| Elmalılı Sade. 1 | Gerçek şu ki, iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir hakimiyeti yoktur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak ki, imân etmiş olanların ve Rablerine tevekkülde bulunanların üzerine O- nun için bir hakimiyet yoktur. |
| S. Ateş | Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara o(şeytâ)nın bir gücü yoktur. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiç bir zorlayıcı-gücü yoktur. |
| Muhammed Esed | Gerçekte, onun, imana erişenlerin ve Rablerine güven bağlamış olanların üzerinde bir nüfuzu/etkisi yoktur: |
| Y.N. Öztürk | Şu bir gerçek ki şeytanın elinde, iman edip yalnız Rablerine dayananlar aleyhine hiçbir sulta/hiçbir kanıt yoktur. |
| S. Yıldırım | Aslında iman edip Rab’lerine güvenen ve dayananlar üzerinde onun bir nüfuzu yoktur. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiç bir zorlayıcı-gücü yoktur. |
| Fizilalil Kuran | Çünkü şeytanın, Rabblerine sığınan mü'minler üzerinde hiçbir nüfuzu, hiçbir etkinliği yoktur. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki inanan ve Rablerine dayanan kimselere karşı gücü-kuvveti yoktur, hükmü yürümez onun. |
| H. S. Yeter | Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur. |
| A. Uğur | Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, inananlar ve rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiç bir zorlayıcı-gücü yoktur. |
| Ş. Piriş | Şüphesiz ki, onun iman edenler ve Rabbine güvenenler üzerinde hiçbir gücü yoktur. |
| Yusuf Ali (EN) | No authority has he over those who believe and put their trust in their Lord. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! he hath no power over those who believe and put trust in their Lord. |
(NAHL suresi 100. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُم بِهِ مُشْرِكُونَ
| Okunuş | İnnema sültanühu alellezine yetevellevnehu vellezine hüm bihi müşrikun |
| Diyanet Çevirisi | Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir. |
| Diyanet Vakfı | Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır. |
| Elmalılı Orijinal | Onun sultası ancak onu veliy ittihaz edenlere ve Allaha şirk koşanlaradır |
| Elmalılı Sade. 1 | Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphesiz ki, onun hakimiyeti ancak onu velî ittihaz edenlerin ve Allah'a şerik koşanların üzerinedir. |
| S. Ateş | Onun gücü, sadece kendisini dost tutanlara ve Allah'a ortak koşanlaradır (o, sadece onları etkileyebilir). |
| A. Bulaç | Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. |
| Muhammed Esed | Onun yalnızca kendisini izlemeye istekli olanlar üzerinde ve bir de ona tanrısal nitelikler yakıştıranlar üzerinde etkisi vardır. |
| Y.N. Öztürk | Onun sultası, sadece onu dost edinenlerle Allah'a ortak koşanlar üstündedir. |
| S. Yıldırım | Onun nüfuzu, ancak onu dost edinenler ve onu Allah’a, ortak sayanlar üzerindedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. «Sen yalnızca iftira edicisin» dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler. |
| Fizilalil Kuran | Şeytanın, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerinde, nüfuzu ve etkinliği vardır. |
| A. Gölpınarlı | Onun kudreti, ancak ona dost olup itâat edenlere yeter ve onlar da Tanrıya şirk koşanlardır. |
| H. S. Yeter | Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır. |
| A. Uğur | Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır. |
| G. Onan | Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlere, onunla O'na (Tanrı'ya) ortak koşanlar üzerindedir. |
| Ş. Piriş | Onun nüfuzu, sadece kendisini veli edinenler ve (Allah’a) şirk koşanlar üzerindedir. |
| Yusuf Ali (EN) | His authority is over those only, who take him as patron and who join partners with Allah. |
| M. Pickthall (EN) | His power is only over those who make a friend of him, and those who ascribe partners unto Him (Allah). |
(NAHL suresi 101. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
| Okunuş | Ve iza beddelna ayetem mekane ayetiv vallahü a'lemü bima yünezzilü kalu innema ente müfter bel ekseruhüm la ya'lemun |
| Diyanet Çevirisi | Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler. |
| Diyanet Vakfı | Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- «Sen ancak bir iftiracısın» dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler. |
| Elmalılı Orijinal | Bir âyeti bir âyetin yerine bedel yaptığîmız vakıt Allah indirdiğine ve indireceğine a'lem iken o Şeytan yârânı: «Sen sırf bir müfterisin» dediler, hayır onların çoğu bilmezler |
| Elmalılı Sade. 1 | Bir ayeti bir ayetin yerine bedel yaptığımız zaman Allah indirdiğini ve indireceğini en iyi bilirken o şeytan dostları: «Sen yalnızca bir iftiracısın!» dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: «Sen, ancak bir iftiracısın» dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler. |
| Ö. N. Bilmen | Ve Biz bir âyeti bir âyetin yerine tebdîl edince, Allah ise indirdiğine pek ziyâde alîmdir. Dediler ki: «Sen şüphesiz bir iftiracısın.» Hayır. Onların ekserisi bilmezler. |
| S. Ateş | Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman, ĞAllâh ne indirdiğini bilirkenĞ "Sen (Allah'a) iftirâ ediyorsun (bu sözleri kendin uydurup Allâh'ın üstüne atıyorsun)" derler. Hayır, onların çokları bilmiyorlar. |
| A. Bulaç | Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.- "Sen yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler. |
| Muhammed Esed | Biz bir ayetin yerine bir başka ayeti getirdiğimizde -ki Allah adım adım ne indirdiğini bütünüyle bilmektedir- (hakkı inkar edenler), "Sen sadece uyduruyorsun!" derler. Oysa onların çoğu bilmeyen, anlamayan kimselerdir! |
| Y.N. Öztürk | Biz bir ayeti, bir başka ayetin yerine koyduğumuzda -ki Allah neyi indirmekte olduğunu daha iyi bilir- şöyle derler: "Sen düpedüz bir iftiracısın." Hayır, öyle değil. Bunların çokları bilmiyorlar. |
| S. Yıldırım | Biz bir âyetin yerine onun hükmünü neshedecek başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah göndereceği âyetleri pek iyi bilmektedir- onlar: "Sen iftiracının tekisin!" dediler.Hayır, hiç de öyle değil! Onların çoğu işin gerçeğini bilmiyorlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilmektedir- |
| Fizilalil Kuran | Biz herhangi bir ayeti başka bir ayetle değiştirdiğimiz zaman kâfirler sana «Sen bunu yalandan uyduruyorsun» derler. Oysa Allah kullarına ne mesaj indireceğini herkesden iyi bilir. Aslında onların çoğu gerçeği bilmiyorlar. |
| A. Gölpınarlı | Bir âyeti, başka bir âyetin yerine koyup hükmünü değiştirdik mi, Allah neyi indireceğini daha iyi bildiği halde, sen derler, ancak bir iftirâcısın; halbuki onların çoğu bilmez. |
| H. S. Yeter | Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler. |
| A. Uğur | Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler. |
| G. Onan | Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, Tanrı neyi indirdiğini daha iyi bilir... "Sen yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır onların çoğu bilmezler. |
| Ş. Piriş | Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimiz zaman -ki Allah ne indirdiğini çok iyi bilir- şöyle derler: “sen ancak uyduruyorsun.” Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. |
| Yusuf Ali (EN) | When we substitute one revelation for another, and Allah knows best what he reveals (in stages), they say, thou art but a forger: but most of them understand not. |
| M. Pickthall (EN) | And when We put a revelation in place of (another) revelation, - and Allah knoweth best what He revealeth - they say: Lo! thou art but inventing. Most of them know not. |
(NAHL suresi 102. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
| Okunuş | Kul nezzelehu ruhul kudüsi mir rabbike bil hakki li yüsebbitellezine amenu ve hüdev ve büşra lil müslimin |
| Diyanet Çevirisi | Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” |
| Diyanet Vakfı | De ki: Onu, Mukaddes Rûh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Söyle onlara: onu Rabbından hikmeti hakkile Ruhulkudüs indirdi ki iyman edenleri tesbit etmek ve müslimanlara bir hidayet, bir bişaret olmak için |
| Elmalılı Sade. 1 | Söyle onlara: «Onu Rabbinden hak olarak Rühu'l-Kudüs (Cebrail), iman edenlere sebat vermek ve müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için indirdi.» |
| Elmalılı Sade. 2 | (Ey Muhammed!) Onlara de ki: «Kur'ân'ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi. |
| Ö. N. Bilmen | De ki: «Onu Rabbin tarafından hak olarak Rûhu'l Kudüs indirmiştir ki, imân edenleri sabit kılsın ve müslümanlar için bir hidâyet ve beşaret olsun.» |
| S. Ateş | De ki: "İnananları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu, Ruhu'l-Kudüs (Cebrâil) Rabbinden gerçek (bilgi) olarak indirdi." |
| A. Bulaç | De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." |
| Muhammed Esed | Onun, apaçık bir gerçeklik ve sarsılmayan bir doğruluk keyfiyeti içinde, imana erişenleri(n durumunu) güçlendirmek ve Allah'a yürekten bağlanıp boyun eğenlere bir doğru yol bilgisi, bir müjde olmak üzre Rabbinden safha safha Kutsal İlham yoluyla indirildiğini söyle. |
| Y.N. Öztürk | De ki: "İman edenleri güçlendirip kökleştirmek için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olarak, Ruhulkudüs onu, senin Rabbinden indirdi. |
| S. Yıldırım | Söyle onlara: "İman edenlere tam bir sebat vermek ve Allah’a teslimiyet gösterecek Müslümanlara bir hidâyet ve müjde olmak üzere Kur’ân’ı, Rabbin tarafından gerçek olarak getiren, Ruhu’l-kudüstür. |
| Tefhimü-l Kuran | De ki: «İnananları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu (Kur'an'ı) Ruh'ül Kudüs, Rabbinden hak gereğince indirdi.» |
| Fizilalil Kuran | Onlara de ki; «Bu Kur'an'ı, Ruh- ul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından hakka dayalı olarak indirdi. Amacı, mü'minlerin inancını pekiştirmek, müslümanlara doğru yol kılavuzu ve müjde kaynağı olmaktır. |
| A. Gölpınarlı | De ki: Onu, inananların inançlarını sağlamlaştırmak için Müslümanlara hidâyet ve müjde olarak Rûh-ül-Kudüs, Rabbinden hak ve gerçek olarak indirmiştir. |
| H. S. Yeter | De ki: Onu, Mukaddes Rûh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi. |
| A. Uğur | De ki: Onu, Mukaddes Rûh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi. |
| G. Onan | De ki: "İnananları sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran'ı) hak olarak rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." |
| Ş. Piriş | De ki: “O’nu Ruhul Kudüs (Cebrail), müminlerin imanının pekişmesi, müslümanlara doğru yolu göstermek ve müjde vermek için Rabbinin katından indirmiştir.” |
| Yusuf Ali (EN) | Say, the Holy spirit has brought the revelation from thy Lord in truth, in order to strengthen those who believe, and as a guide and glad tidings to Muslims. |
| M. Pickthall (EN) | Say: The holy Spirit hath revealed it from thy Lord with truth, that it may confirm (the faith of) those who believe, and as guidance and good tidings for those who have surrendered (to Allah). |
(NAHL suresi 103. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِّسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَـذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُّبِينٌ
| Okunuş | Ve le kad na'lemü ennehüm yekulune innema yüallimühu beşar lisanüllezi yulhidune ileyhi a'cemiyyüv ve haza lisanün arabiyyüm mübin |
| Diyanet Çevirisi | Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır. |
| Diyanet Vakfı | Şüphesiz biz onların: «Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır. |
| Elmalılı Orijinal | Muhakkak biliyoruz ki onlar «mutlaka onu bir beşer ta'lim ediyor» da diyorlar, ilhad etmek istedikleri kimsenin lisanı A'cemîdir, bu Kur'an ise gayet beliğ bir Arabî lisan |
| Elmalılı Sade. 1 | Muhakkak biliyoruz ki onlar: «Mutlaka onu bir insan öğretiyor!» da diyorlar. Haktan saparak isnatta bulunmak istedikleri kimsenin dili yabancıdır; bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: «Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor» diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır. |
| Ö. N. Bilmen | Ve muhakkak biliyoruz, onlar derler ki, «O'nu şüphe yok bir beşer öğretiyor.» Kendisine nisbet ettikleri şahsın lisanı Acemidir, bu ise pek açık bildiren bir lisan-ı Arabîdir. |
| S. Ateş | Biz onların, "Ona bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Hak'tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili a'cemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir. |
| A. Bulaç | Andolsun ki biz, onların: "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir. |
| Muhammed Esed | Hiç kuşkusuz onların, "Ona (bütün) bunları mutlaka bir insan öğretiyor!" dediklerini pekala biliyoruz. Oysa, onların karalamak amacıyla ima ettikleri kimsenin dili bütünüyle yabancı bir dil olduğu halde, bu mesaj (hem kendisi) açık olan, (hem de gerçeğin özünü) apaçık gösteren Arapça bir söylemdir. |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun ki, biz, onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık Arapça bir dildir. |
| S. Yıldırım | Biz onların, Peygamber hakkında: "Mutlaka ona öğreten bir insan vardır!" dediklerini pek iyi biliyoruz.Hakikatten uzaklaşarak tahminle kendisine yöneldikleri şahsın dili, yabancı bir dildir, halbuki bu Kur’ân, açık bir Arapça ifadedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Andolsun ki biz, onların: «Bunu ancak kendisine bir beşer öğretmektedir» dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse) nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir. |
| Fizilalil Kuran | Onların «Bu Kur'an'ı, Muhammed'e biri öğretiyor» dediklerini kesinlikle biliyoruz. Bu asılsız yakıştırmayı ileri sürerken kastettikleri kişinin dili yabancıdır, Arapça değildir; oysa Kur'an'ın dili fasih bir Arapça'dır. |
| A. Gölpınarlı | Andolsun ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi öğretmede diyorlar. Bellettiğini sandıkları adam, yabancıdır, Arapçayı doğru düzen konuşamaz, bu Kur'ân'sa, apaçık Arap diliyle. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır. |
| A. Uğur | Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır. |
| G. Onan | Andolsun ki biz onların: "Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili acemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir. |
| Ş. Piriş | Onların, “Muhammed’e bir insan öğretiyor” dediklerini elbette biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur’an ise apaçık Arapça'dır. |
| Yusuf Ali (EN) | We know indeed that they say, it is a man that teaches him. The tongue of him they wickedly point to is notably foreign, while this is Arabic, pure and clear. |
| M. Pickthall (EN) | And We know well that they say: Only a man teacheth him. The speech of him at whom they falsely hint is outlandish, and this is clear Arabic speech. |
(NAHL suresi 104. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
إِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ لاَ يَهْدِيهِمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
| Okunuş | İnnellezine la yü'minune bi ayatillahi la yehdihimüllahü ve lehüm azabün elim |
| Diyanet Çevirisi | Allah’ın âyetlerine inanmayanları, Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Allahın âyetlerine inanmıyanları elbette Allah, hidayete erdirmez ve onlara elîm bir azâb vardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Allah'ın ayetlerine inanmayanları, elbette Allah doğru yola erdirmez ve onlara acı bir azap vardır. . |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah'ın âyetlerine iman etmeyenleri, muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlara can yakıcı bir azab vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok o kimseler ki, Allah'ın âyetlerine imân etmezler. Allah onlara hidâyet etmez ve onlar için pek acıklı bir azap vardır. |
| S. Ateş | Allâh'ın âyetlerine inanmayanları Allâh doğru yola iletmez, onlar için acı bir azâb vardır. |
| A. Bulaç | Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azab vardır. |
| Muhammed Esed | Gerçek şu ki, Allah'ın mesajlarına inanmayanları Allah doğru yola yöneltmez; ve onların (öte dünyadaki) payları da zorlu bir azap olacaktır. |
| Y.N. Öztürk | Allah'ın ayetlerine inanmayanlara Allah kılavuzluk etmez. Onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür. |
| S. Yıldırım | Allah’ın âyetlerine iman etmeyenler var ya (onlar inkârı, tercih ettikleri müddetçe)Allah onları hidâyete erdirmez.Onlara gayet acı bir azap vardır. |
| Tefhimü-l Kuran | Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır. |
| Fizilalil Kuran | Allah'ın ayetlerine inanmayanları O doğru yola iletmez. Onları acıklı bir azap beklemektedir. |
| A. Gölpınarlı | Allah'ın âyetlerine inanmayanları Allah, doğru yola sevketmez; onlara elemli bir azap var. |
| H. S. Yeter | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır. |
| A. Uğur | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır. |
| G. Onan | Tanrı'nın ayetlerine inanmayanları Tanrı hidayete ulaştırmaz ve onlar için acı bir azab vardır. |
| Ş. Piriş | Allah’ın ayetlerine inanmayanları, Allah doğru yola iletmez. Ve onlara acı bir azap vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | Those who believe not in the Signs of Allah, Allah will not guide them, and theirs will be a grievous penalty. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! those who disbelieve the revelations of Allah, Allah guideth them not and theirs will be a painful doom. |
(NAHL suresi 105. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأُوْلـئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ
| Okunuş | İnnema yefteril kezibellezine la yü'minune bi ayatillah ve ülaike hümül kazibun |
| Diyanet Çevirisi | Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir. |
| Elmalılı Orijinal | Yalanı ancak Allahın âyetlerine inanmıyanlar uydurur iftira ederler, işte onlar kendileridir ki o yalancılardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur, iftira ederler; işte onlar, yalancıların ta kendileridirler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yalanı ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir. |
| Ö. N. Bilmen | Yalanı ancak Allah'ın âyetlerine imân etmeyenler uydurur. İşte yalancı olanlar onlardır. |
| S. Ateş | Yalanı ancak Allâh'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur; yalancılar, işte onlardır. |
| A. Bulaç | Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır. |
| Muhammed Esed | Yalnızca, Allah'ın ayetlerine inanmayacak olanlar bu yalanı uydurmaktadırlar; işte asıl böyleleridir yalan söyleyen! |
| Y.N. Öztürk | Yalanı ancak, Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. Yalancılık edenler onların ta kendileridir. |
| S. Yıldırım | Allah’ın âyetlerine iman etmeyenlerdir ki uydurdukları yalanı Allah’a mal ederler!İşte yalancıların ta kendileri onlardır. |
| Tefhimü-l Kuran | Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri de onlardır. küfre göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır. |
| Fizilalil Kuran | Yalanı, ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. Onlar ise yalancıların ta kendileridirler. |
| A. Gölpınarlı | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, yalan söylerler, iftirâda bulunurlar, onlardır yalancıların tâ kendileri. |
| H. S. Yeter | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir. |
| A. Uğur | Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir. |
| G. Onan | Yalanı, yalnızca Tanrı'nın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte asıl yalancılar onlardır. |
| Ş. Piriş | Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler sadece yalan uydururlar. Onlar gerçekten yalancıdırlar. |
| Yusuf Ali (EN) | It is those who believe not in the Signs of Allah, that forge falsehood: it is they who lie |
| M. Pickthall (EN) | Only they invent falsehood who believe not Allah's revelations, and (only) they are the liars. |
(NAHL suresi 106. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
مَن كَفَرَ بِاللّهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ وَلَـكِن مَّن شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ اللّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
| Okunuş | Men kefera billahi mim ba'di imanihi illa men ükrihe ve kalbühu mutmeinüm bil imani ve lakim men şeraha bil küfri sadran fe aleyhim ğadabüm minellah ve lehüm azabün aziym |
| Diyanet Çevirisi | Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. |
| Diyanet Vakfı | Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Her kim imanından sonra Allaha küfrederse - kalbi iyman ile mutmainn olduğu halde ikrah edilen başka - velâkin küfre sinesini açan kimse lâbüdd onların üstüne Allahdan bir gadab iner ve onlara azîm bir azâb vardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Her kim imanından sonra Allah'a küfrederse kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan başka ve kim küfre göğsünü açarsa, onların üstüne kesinkes Allah'tan bir gazap iner ve onlara büyük bir azap vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Kalbi imân ile mutmain olduğu halde icbar edilen müstesna, velâkin her kim imânından sonra Allah Teâlâ'yı inkâr eder de küfre sine açarsa işte onların üzerine Allah'tan bir gazap vardır ve onlar için pek büyük bir azap da vardır. |
| S. Ateş | İnandıktan sonra Allah'a nankörlük eden, Ğkalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkâra) zorlanan değilĞ, fakat küfre göğüs açan, (küfürle sevinç duyan) kimselere Allah'tan bir gazab iner ve onlar için büyük bir azâb vardır. |
| A. Bulaç | Kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkâra sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır. |
| Muhammed Esed | İmana eriştikten sonra Allah'ı inkar eden kimseye gelince -ki, bundan kasıt, kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında inkar etmiş görünen kimse değil, fakat kalbini bile isteye hakkın inkarına açan kimsedir- işte böylelerinin üzerine Allah katından bir hışım çökecek ve onların payına çok büyük bir azap düşecektir: |
| Y.N. Öztürk | Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan hariç olmak üzere, inkâra göğüs açarsa, böylelerinin üzerine Allah'tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da öngörülmüştür. |
| S. Yıldırım | Kalbi imanla dolu olarak mutmain iken, dini inkâr etmeye mecbur bırakılıp da yalnız dilleriyle inkâr sözünü söyleyenler hariç, kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederek gönlünü inkâra açar, göğsüne küfrü yerleştirirse, onlara Allah tarafından bir gazap, hem de müthiş bir azap vardır. |
| Tefhimü-l Kuran | Kim imanından sonra Allah'a (karşı) küfre-sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- |
| Fizilalil Kuran | iman ettikten sonra kâfir olanlar, Allah'ın gazabına uğrarlar, onun için büyük bir azap vardır. Yalnız bu hüküm, kalpleri kesin bir imanın hazzı ile donanmış olduğu halde baskı altında kalanlar için değil, fakat gönüllerinin kapısını inkârcılığa açanlar için geçerlidir. |
| A. Gölpınarlı | Canla, gönülle inanmışken ve yüreği, inançla yatışmışken zorla, cebirle, istemediği halde dininden döndüğünü söyleyenden başka inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden, hattâ kâfirlikle yüreği genişleyen, hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kişileredir Allah'ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var. |
| H. S. Yeter | Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır. |
| A. Uğur | Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır. |
| G. Onan | Kim inancından sonra Tanrı'ya küfredip de, -kalbi inançla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- küfre göğüs açarsa, işte onların üstünde Tanrı'dan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır. |
| Ş. Piriş | Kim iman ettikten sonra Allah’a nankörlük ederse, kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan kimseden başka kim de göğsünü inkarcılığa açarsa, Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Ve onlara büyük bir azap vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | Any one who, after accepting Faith in Allah, utters unbelief, except under compulsion, his heart remaining firm in Faith but such as open their breast to unbelief, on them is wrath from Allah, and theirs will be a dreadful penalty. |
| M. Pickthall (EN) | Whoso disbelieveth in Allah after his belief - save him who is forced thereto and whose heart is still content with Faith - but whoso findeth ease in disbelief: on them is wrath from Allah. Theirs will be an awful doom. |


0 yorum yazılmıştır