Nahl (116-122)
(NAHL suresi 116. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَلاَ تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُوا عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ
| Okunuş | Ve la tekulu lima tesifü elsinetükümül kezibe haza halalüv ve haza haramül li tefteru alellahil kezib innellezine yefterune alellahil kezibe la yüflihun |
| Diyanet Çevirisi | Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler. |
| Diyanet Vakfı | Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak «Bu helâldir, şu da haramdır» demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. |
| Elmalılı Orijinal | Sade dilinizin yalan tavsıfile şu halâl, şu haram demeyin ki yalanı Allaha iftira etmiş olursunuz, şüphe yok ki yalanı Allaha iftirâ edenler felâh bulmazlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Sadece dillerinizin yalan yere nitelemesi ile: «şu helaldır, şu haramdır.» demeyin ki, yalanı Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphe yok ki, yalanı Allah'a iftira edenler kurtuluşa eremezler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: «Şu helaldir, şu haramdır» demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. |
| Ö. N. Bilmen | Lisanlarınızın yalan yere vasıflandırdığı şeyler hakkında «Şu helâldir ve şu haramdır» demeyiniz ki, Allah'a karşı yalan iftirada bulunmuş olursunuz. Şüphe yok ki, Allah'a karşı yalan yere iftirada bulunanlar felâha eremezler. |
| S. Ateş | Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü "Şu helâldir, şu harâmdır," demeyin, sonra Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise iflâh olmazlar. |
| A. Bulaç | Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. |
| Muhammed Esed | Buna göre, artık, kendi yalanınızı (adeta) Allah'a isnad ederek öyle dilinize geldiği gibi yalan-yanlış "bu helaldir, şu haramdır" demeyin; çünkü, haberiniz olsun, Allah'a yalan isnad edenler asla kurtuluşa erişemezler! |
| Y.N. Öztürk | Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar. |
| S. Yıldırım | Kendi dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle uydurduğunuz yalanı Allah’a mal ederek "bu helâldir, şu haramdır" demeyin.Çünkü Allah adına yalan söyleyenler asla iflah olmazlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla: «Şuna helal buna haram» demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. |
| Fizilalil Kuran | Kendi dillerinizle uydurduğunuz asılsız nitelemelere dayanarak «Şu helaldir, şu da haramdır» diyerek Allah adına yalan uydurmayınız. Hiç şüphesiz Allah adına yalan uyduranlar iflah olmazlar. Kurtuluşa eremezler. |
| A. Gölpınarlı | |
| H. S. Yeter | Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helâldir, şu da haramdır" demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. |
| A. Uğur | Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helâldir, şu da haramdır" demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. |
| G. Onan | Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal buna haram demeyin. Çünkü Tanrı'ya karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Tanrı'ya karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. |
| Ş. Piriş | Dilleriniz yalana alışkın olması sebebiyle “Allah hakkında yalan uydurmuş olmamak için “bu helaldir, şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa eremez. |
| Yusuf Ali (EN) | But say not for any false thing that your tongues may put forth, this is lawful, and this is forbidden, so as to ascribe false things to Allah. For those who ascribe false things to Allah, will never prosper. |
| M. Pickthall (EN) | And speak not, concerning that which your own tongues qualify (as clean or unclean), the falsehood: "This is lawful, and this is forbidden," so that ye invent a lie against Allah. Lo! those who invent a lie against Allah will not succeed. |
(NAHL suresi 117. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
| Okunuş | Metaun kalilüv ve lehüm azabün elim |
| Diyanet Çevirisi | (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Hâlbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır. |
| Diyanet Vakfı | (Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Az bir istifade ve haklarında elîm bir azâb vardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Bu az bir faydalanmadır ve onlara acı bir azap vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır. |
| Ö. N. Bilmen | (Bu) Biraz menfaatten ibarettir ve onlara pek acıklı bir azap vardır. |
| S. Ateş | Azıcık yaşama(nın ardından), onlara acı bir azâb gelecektir. |
| A. Bulaç | (Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır. |
| Muhammed Esed | (Onlarınki bu dünyada) kısa bir avuntudan ibarettir; (öte dünyada ise) kendilerini can yakıcı bir azap beklemektedir! |
| Y.N. Öztürk | Az bir nimetlenme ardından, acıklı bir azap var onlara. |
| S. Yıldırım | Onların bütün bulacakları, dünyanın azıcık bir zevkidir.Onlara gayet acı bir azap vardır. |
| Tefhimü-l Kuran | (Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acıklı bir azab vardır. |
| Fizilalil Kuran | Kısa süreli bir dünya mutluluğu tadarlar, ama acıklı bir azap onları beklemektedir. |
| A. Gölpınarlı | Elde ettikleri pek az bir geçimden ibârettir ve onlara elemli bir azap var. |
| H. S. Yeter | (Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır. |
| A. Uğur | (Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır. |
| G. Onan | (Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır. |
| Ş. Piriş | Az bir menfaat ve onlara acı bir azap! |
| Yusuf Ali (EN) | (In such falsehood) is but a paltry profit; but they will have a most grievous penalty. |
| M. Pickthall (EN) | A brief enjoyment (will be theirs); and theirs a painful doom. |
(NAHL suresi 118. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَـكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
| Okunuş | Ve alellezine hadu harramna ma kasasna aleyke min kabl ve ma zalemnahüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun |
| Diyanet Çevirisi | Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. |
| Diyanet Vakfı | Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı. |
| Elmalılı Orijinal | Yehudî olanlara ise bundan evvel sana naklettiklerimizi haram kıldık ve onlara biz zulm etmedik ve lâkin kendi kendilerine zulmediyorlardı |
| Elmalılı Sade. 1 | Yahudilere ise bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık ve onlara biz zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi. |
| Ö. N. Bilmen | Ve sana evvelce hikaye etmiş olduğumuz şeyleri Yahudilere haram kılmış idik. Ve onlara Biz zulüm etmedik velâkin onlar kendi nefislerine zulüm eder oldular. |
| S. Ateş | Yahûdi olanlara da, bundan önce sana anlattıklarımızı harâm kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı! |
| A. Bulaç | Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. |
| Muhammed Esed | Ve (yalnız) Yahudi inancına bağlı olanlara sana daha önce sözünü ettiğimiz şeyleri yasakladık; çünkü onlara Biz haksızlık yapmadık; tam tersine, onlar kendi kendilerine haksızlık yaptılar. |
| Y.N. Öztürk | Sana anlattıklarımızı daha önce, Yahudilere haram kılmıştık. Biz onlara haksızlık etmedik; aksine, onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı. |
| S. Yıldırım | Yahudilere de, daha önce sana bildirdiğimiz şeyleri haram kılmıştık.Bununla Biz onlara zulmetmedik.Lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. |
| Tefhimü-l Kuran | Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. |
| Fizilalil Kuran | Yahudilere, sana daha önce anlattığımız yiyecekleri haram kıldık. Ama biz onlara zulmetmiş değiliz, tersine onlar kendi kendilerine zulmettiler. |
| A. Gölpınarlı | Yahûdi olanlara da daha önce sana anlattığımız şeyleri harâm etmiştik. Onlar, bize zulmetmediler, kendilerine zulmettiler. |
| H. S. Yeter | Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı. |
| A. Uğur | Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı. |
| G. Onan | Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onları zulmelmedik, ancak onlar kendi nefslerine zulmediyodardı. |
| Ş. Piriş | Sana anlattıklarımızı daha önce Yahudilere de haram kılmıştık. Onlara biz zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. |
| Yusuf Ali (EN) | To the Jews we prohibited such things as we have mentioned to thee before: we did them no wrong, but they were used to doing wrong to themselves. |
| M. Pickthall (EN) | And unto those who are Jews We have forbidden that which We have already related unto thee. And We wronged them not, but they were wont to wrong themselves. |
(NAHL suresi 119. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
| Okunuş | Sümme inne rabbeke lillezine amilüs sue bi cehaletin sümme tabu mim ba'di zalike ve aslehu inne rabbeke mim ba'diha le ğafurur rahiym |
| Diyanet Çevirisi | Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| Diyanet Vakfı | Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunudüzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra şüphesizdir ki rabbın bir cehaletle kötülük işleyen, sonra arkasından tevbe edip düzelen kimseler hakkında şüphesiz ki rabbın bunun arkasından elbette gafurdur, rahîmdir |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra muhakkak Rabbin, bir cehaletle kötülük isteyen sonra arkasından tevbe edip düzelen kimselerin lehinedir; şüphesiz ki, Rabbin, bunun arkasından elbette çok bağışlayandır, merhamet sahibidir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.) |
| Ö. N. Bilmen | Sonra şüphe yok ki, senin Rabbin, bir cehaletle kötülükte bulunanları, sonra onun arkasından tövbe edenleri, ve (hallerini) ıslah eyleyenleri (elbette) affedecektir. Muhakkak ki, senin Rabbin ondan sonra elbette yarlığayıcıdır, pek esirgeyicidir. |
| S. Ateş | Sonra Rabbin şunlardan yanadır ki, cehâletle kötülük işlediler, sonra onun ardından tevbe ettiler, uslandılar. Bütün bunlardan sonra Rabbin, elbette bağışlayandır, esirgeyendir. |
| A. Bulaç | Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Muhammed Esed | Bir kez daha (belirtelim), muhakkak ki senin Rabbin, bilmezlik yüzünden kötülük işleyen sonra da tevbe eden ve artık düzgün yaşayan kimselerden yanadır; işte böyle (bir tevbeden) sonra çok acıyıp-esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette senin Rabbindir. |
| Y.N. Öztürk | Şu da var: Rabbin, bilgisizlik yüzünden kötülük işleyip de bunun ardından tövbe edip hallerini düzeltenler lehindedir. Sonra senin Rabbin gerçekten Gafûr ve Rahîm'dir. |
| S. Yıldırım | Bundan sonra şunu bil ki: Rabbin, cahillik sebebiyle fenalık yapan, peşinden tövbe edip halini ve işini düzeltenleri bağışlar.Rabbin, onların bu hallerinden sonra elbette gafur ve rahîm olduğunu gösterir. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar (la beraberdir) . Şüphe yok, senin Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Fizilalil Kuran | Sonra, bilmeyerek kötülük işleyenler, fakat arkasından tevbe edip davranışlarını düzeltenler var ya: Hiç kuşkusuz Rabbin bu aşamadan sonra onlar hakkında affedicidir, merhametlidir. |
| A. Gölpınarlı | Sonra şüphe yok ki Rabbin, bilgisizlikle kötü işler yapıp da tövbe ederek hallerini düzeltenleri, yaptıkları kötü işlerden sonra da yarlıgar muhakkak, suçları örter, rahîmdir. |
| H. S. Yeter | Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| A. Uğur | Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir. |
| G. Onan | Sonra gerçekten rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. |
| Ş. Piriş | Sonra, Rabbin, cahillikle kötülük işleyen, daha sonra onun ardından tevbe edip, halini düzelten kimseleri, şüphesiz Rabbin böyle yaptıkları takdirde bağışlar ve merhamet eder. |
| Yusuf Ali (EN) | But verily thy Lord, to those who do wrong in ignorance, but who thereafter repent and make amends, thy Lord, after all this, is Oft-Forgiving, Most Merciful. |
| M. Pickthall (EN) | Then lo! thy Lord - for those who do evil in ignorance and afterward repent and amend - lo! (for them) thy Lord is afterward indeed Forgiving, Merciful. |
(NAHL suresi 120. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
| Okunuş | İnne ibrahime kane ümmeten kanitel lillahi hanifa ve lem yekü minel müşrikin |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi. |
| Diyanet Vakfı | İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi. |
| Elmalılı Orijinal | Muhakkak ki İbrahim başlı başına bir ümmet idi, tek bir hanîf olarak Allaha itaat için kıyam etmişti ve hiç bir zaman müşriklerden olmadı |
| Elmalılı Sade. 1 | Muhakkak ki, İbrahim başlı basma bir ümmet idi, tevhid inancına sahip olarak Allah'a itaat için kıyam etmişti ve asla Allah'a ortak koşanlardan olmadı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden, Hakk'a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı. |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak ki, İbrahim (başlıca) bir ümmet idi, Allah'a muti idi, bâtıldan müteberri idi ve müşriklerden olmuş değildi. |
| S. Ateş | İbrâhim Allâh'ı birleyerek O'na itâ'at eden bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir önder) idi, ortak koşanlardan değildi. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. |
| Muhammed Esed | GERÇEK ŞU Kİ, İbrahim insana yakışan bütün erdemleri kendinde toplamasını bilen, yalan ve sahtelik taşıyan her şeyden yüz çevirerek Allah'ın iradesine yürekten bağlanıp boyun eğen biriydi; Allah'tan başkalarına tanrılık yakıştıran kimselerden değildi: |
| Y.N. Öztürk | Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir hanîf olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi. |
| S. Yıldırım | Gerçekten İbrâhim, hak dine yönelen, Allah’a itaat üzere bulunan tek başına bir ümmet, bütün hayırlı halleri kendinde toplayan bir önder idi. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhidti ve o müşriklerden değildi. |
| Fizilalil Kuran | Hiç kuşkusuz İbrahim Allah'ın buyruğuna titizlikle uyan, tek Allah'a inanmış bir önderdi, O Allah'a ortak koşanlardan değildir. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki İbrâhim, tek başına bir ümmetti, Allah'a itâat ederdi dâimâ, doğruydu ve müşriklerden değildi. |
| H. S. Yeter | İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi. |
| A. Uğur | İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Tanrı'ya gönülden yönelip itaat eden bir muvahiddi ve o müşriklerden değildi. |
| Ş. Piriş | İbrahim, Allah’a itaatkar hanif bir önderdir. Asla müşriklerden değildir. |
| Yusuf Ali (EN) | Abraham was indeed model, devoutly obedient to Allah, (and) true in Faith, and he joined not gods with Allah: |
| M. Pickthall (EN) | Lo! Abraham was a nation obedient to Allah, by nature upright, and he was not of the idolaters; |
(NAHL suresi 121. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
شَاكِرًا لِّأَنْعُمِهِ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
| Okunuş | Şakiral li en'umih ictebahü ve hedahü ila siratim müstekiym |
| Diyanet Çevirisi | O’nun nimetlerine şükreden bir önderdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| Diyanet Vakfı | Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| Elmalılı Orijinal | Onun ni'metlerine şâkir idi, o onu seçmiş ve doğru bir yola hidayet buyurmuştu |
| Elmalılı Sade. 1 | O'nun nimetlerine şükredendi. Allah, onu seçmiş ve doğru bir yola iletmiş. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah'ın nimetlerine şükredendi. Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| Ö. N. Bilmen | O'nun nîmetlerine şükredici idi. (Cenâbı Hak da) O'nu mümtaz kıldı. Ve O'nu dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu. |
| S. Ateş | O'nun ni'metlerine şükredici idi. (Allâh) onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| A. Bulaç | O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. |
| Muhammed Esed | (Çünkü) o, kendisini seçip doğru yola yönelmesini sağlayan (Allah'a), nimetlerinden ötürü her zaman şükranla doluydu. |
| Y.N. Öztürk | O'nun nimetlerine şükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoğru bir yola kılavuzladı. |
| S. Yıldırım | Allah’ın nimetlerine şükreden bir zat idi. Çünkü Allah onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| Tefhimü-l Kuran | O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. |
| Fizilalil Kuran | Rabbinin nimetlerine şükreden bir kuldu, Allah onu seçip dosdoğru yola iletmişti. |
| A. Gölpınarlı | Onun nîmetlerine şükrederdi. Tanrı onu seçmiş ve doğru yola sevketmişti. |
| H. S. Yeter | Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| A. Uğur | Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. |
| G. Onan | O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Tanrı) Onu seçti ve doğru yola iletti. |
| Ş. Piriş | Allah’ın nimetlerine şükredici idi. Allah, onu seçti ve onu dosdoğru yola iletti. |
| Yusuf Ali (EN) | He showed his gratitude for the favours of Allah, who chose him, and guided him to a straight way. |
| M. Pickthall (EN) | Thankful for His bounties; He chose him and He guided him unto a straight path. |
(NAHL suresi 122. ayet) (Resmi:16/İniş:70/Alfabetik:75)
وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
| Okunuş | Ve ateynahü fid dünya haseneh ve innehu fil ahirati le mines salihiyn |
| Diyanet Çevirisi | Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. |
| Diyanet Vakfı | Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir. |
| Elmalılı Orijinal | Ve biz ona hem Dünyada bir hasene verdik, hem de şüphesiz ki o Âhırette elbette salihînden |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve Biz ona dünyada bir iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de mutlaka iyiler arasında olacaktır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve Biz O'na dünyada bir güzellik verdik ve şüphe yok ki, o ahirette elbette sâlihlerdendir. |
| S. Ateş | Ona dünyâda iyilik vermiştik. O, âhirette de iyilerdendir. |
| A. Bulaç | Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır. |
| Muhammed Esed | Biz de bunun için o'na bu dünyada iyilik bahşettik; şüphesiz ahirette de o kendini dürüst ve erdemli kimselerin arasında bulacaktır. |
| Y.N. Öztürk | Dünyada ona güzellik verdik, âhirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır. |
| S. Yıldırım | Biz ona dünyada iyilik verdik. Elbette o, âhirette de salihlerden olacaktır. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır. |
| Fizilalil Kuran | Biz ona dünyada iyilik verdik, ahirette ise O, kesinlikle iyi kullar arasındadır. |
| A. Gölpınarlı | Ve dünyâda ona iyilik vermiştik, âhirette de gerçekten, sâlih kişilerdendi. |
| H. S. Yeter | Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir. |
| A. Uğur | Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir. |
| G. Onan | Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır. |
| Ş. Piriş | Dünyada ona iyilik vermiştik. Ahirette de o salihlerdendir. |
| Yusuf Ali (EN) | And we gave him good in this world, and he will be, in the Hereafter, in the ranks of the righteous. |
| M. Pickthall (EN) | And We gave him good in the world, and in the Hereafter he is among the righteous. |


0 yorum yazılmıştır