Nâziât (1-15)
en-NÂZİ'ÂT
Diyanet / Elmalılı
Nebe' sûresinden sonra Mekke'de inmiştir; 46 (kırkaltı) âyettir. Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
Süleyman Ateş
Söküp çıkaran anlamındaki nâzi'ât kelimesiyle başladığından bu adı almış olan sûre, Mekke'de, Nebe' Sûresinden sonra inmiştir. 46 âyettir. Mushaf'ta 79, inişte 81. sûredir.
(NÂZİÂT suresi 1. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا
| Okunuş | Vennazi'ati ğarken. |
| Diyanet Çevirisi | Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, |
| Diyanet Vakfı | (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun; |
| Elmalılı Orijinal | O daldırıp nez'edenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | Andolsun, o daldırıp çıkaranlara, |
| Elmalılı Sade. 2 | Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara, |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Andolsun (ruhları) şiddetle çekip çıkaranlara. Ve kolaylıkla çıkarıp alanlara. |
| S. Ateş | Andolsun söküp çıkaranlara, |
| A. Bulaç | Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. |
| Muhammed Esed | DÜŞÜN bu (yıldız)ları, batmak üzere yükselen; |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun, çekip koparanlara/yay çekenlere/kuyudan su çekenlere/bağsız-bekçisiz koşan atlara/ayrılık yüzünden hasret çekenlere/daldırıp daldırıp çıkaranlara, |
| S. Yıldırım | Var gücüyle koşanlar, |
| Tefhimü-l Kuran | Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. |
| Fizilalil Kuran | Andolsun söküp çıkaranlara. |
| A. Gölpınarlı | Andolsun şiddetle çekip alanlara. |
| H. S. Yeter | Söküp çıkaranlara, andolsun; |
| A. Uğur | Söküp çıkaranlara, andolsun; |
| G. Onan | Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. |
| Ş. Piriş | Andolsun şiddetle söküp alanlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | By the (angels) who tear out (the souls of the wicked) with violence; |
| M. Pickthall (EN) | By those who drag forth to destruction,, |
(NÂZİÂT suresi 2. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا
| Okunuş | Vennaşitati neştan. |
| Diyanet Çevirisi | Andolsun (mü’minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara, |
| Diyanet Vakfı | (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun; |
| Elmalılı Orijinal | Ve usulcacık çekenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | usulcacık çekenlere, |
| Elmalılı Sade. 2 | Usulcacık çekenlere, |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Andolsun (ruhları) şiddetle çekip çıkaranlara. Ve kolaylıkla çıkarıp alanlara. |
| S. Ateş | Hemen çekip alanlara, |
| A. Bulaç | Yumuşacık çekip alanlara, |
| Muhammed Esed | ve (yörüngelerinde) istikrarlı şekilde hareket eden, |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun, rahatça, incitmeden çekenlere/düğümü hünerle çözenlere/bir yerden bir yere gidenlere/coşkuyla iç çekenlere, |
| S. Yıldırım | Neş’e ve şevkle yürüyenler, |
| Tefhimü-l Kuran | Yumuşacık çekip alanlara, |
| Fizilalil Kuran | Hemen çekip alanlara. |
| A. Gölpınarlı | Ve neşeli-neşeli yürüyenlere. |
| H. S. Yeter | Yavaşça çekenlere, |
| A. Uğur | Yavaşça çekenlere, |
| G. Onan | Yumuşacık çekip alanlara, |
| Ş. Piriş | Kolayca çekip çıkaranlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | By those who gently draw out (the souls of the blessed); |
| M. Pickthall (EN) | By the meteors rushing, |
(NÂZİÂT suresi 3. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا
| Okunuş | Vessabihati sebhan. |
| Diyanet Çevirisi | Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere, |
| Diyanet Vakfı | (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun; |
| Elmalılı Orijinal | Ve yüzüp yüzüp gidenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | yüzüp yüzüp gidenlere. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yüzüp yüzüp gidenlere, |
| Ö. N. Bilmen | (3-4) Ve sür'atle yüzenlere. Ve çabukça ileri geçenlere. |
| S. Ateş | Yüzüp gidenlere, |
| A. Bulaç | Yüzdükçe yüzerek gidenlere, |
| Muhammed Esed | ve (uzayda) sakin sakin yüzen, |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun, boşlukta yahut suda yüzüp gidenlere, |
| S. Yıldırım | Yüzüp yüzüp gidenler, |
| Tefhimü-l Kuran | Yüzdükçe yüzerek gidenlere, |
| Fizilalil Kuran | Yüzüp gidenlere. |
| A. Gölpınarlı | Ve yüze-yüze gidenlere. |
| H. S. Yeter | Yüzdükçe yüzenlere, |
| A. Uğur | Yüzdükçe yüzenlere, |
| G. Onan | Yüzdükçe yüzerek gidenlere, |
| Ş. Piriş | Yüzdükçe yüzenlere.. |
| Yusuf Ali (EN) | And by those who glide: along (on errands of mercy), |
| M. Pickthall (EN) | By the lone stars floating, |
(NÂZİÂT suresi 4. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا
| Okunuş | Fessabikati sebkan. |
| Diyanet Çevirisi | Derken, öne geçenlere, |
| Diyanet Vakfı | (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun; |
| Elmalılı Orijinal | Derken yarışıp geçenlere |
| Elmalılı Sade. 1 | yarışıp geçenlere, |
| Elmalılı Sade. 2 | Yarışıp geçenlere, |
| Ö. N. Bilmen | (3-4) Ve sür'atle yüzenlere. Ve çabukça ileri geçenlere. |
| S. Ateş | Yarışıp, geçenlere, |
| A. Bulaç | Öncü olarak yarışıp geçenlere, |
| Muhammed Esed | ve hızlı şekilde (birbirini) izleyen, |
| Y.N. Öztürk | Derken öne geçip yarışı kazananlara, |
| S. Yıldırım | Yarışıp geçenler |
| Tefhimü-l Kuran | Öncü olarak yarışıp geçenlere, |
| Fizilalil Kuran | Yarışıp, geçenlere. |
| A. Gölpınarlı | Ve herkesi geçenlere. |
| H. S. Yeter | Yarıştıkça yarışanlara, |
| A. Uğur | Yarıştıkça yarışanlara, |
| G. Onan | Öncü olarak yarışıp geçenlere, |
| Ş. Piriş | Yarıştıkça yarışanlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | Then press forward as in a race, |
| M. Pickthall (EN) | By the angels hastening, |
(NÂZİÂT suresi 5. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا
| Okunuş | Felmudebbirati emren. |
| Diyanet Çevirisi | Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz). |
| Diyanet Vakfı | (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun; |
| Elmalılı Orijinal | Derken bir emir çevirenlere kasem olsun ki (Kıyamet var) |
| Elmalılı Sade. 1 | ve bir iş çevirenlere ki, |
| Elmalılı Sade. 2 | Derken bir iş çevirenlere kasem olsun (ki kıyamet var). |
| Ö. N. Bilmen | (5-6) Hangi bir mühim işi tedbir edenlere. O gün sarsılacak, sarsılacaktır. |
| S. Ateş | Derken işi düzenleyenlere! |
| A. Bulaç | Derken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere, |
| Muhammed Esed | böylece (Yaratıcı'nın) buyruğunu yerine getiren! |
| Y.N. Öztürk | Bir iş ve oluşu çekip çevirenlere, |
| S. Yıldırım | İşleri düzenleyip yönetenler, hakkı için ki: (kıyamet gerçektir, hepiniz ölümden sonra diriltileceksiniz!) |
| Tefhimü-l Kuran | Derken işi bir düzen içinde evirip çevirenlere. |
| Fizilalil Kuran | Derken işi düzenliyenlere! |
| A. Gölpınarlı | Ve işi tedbîrle yapanlara. |
| H. S. Yeter | Derken iş düzenleyenlere . |
| A. Uğur | Derken iş düzenleyenlere. |
| G. Onan | Derken buyruğu bir düzen içinde evirip çevirenlere, |
| Ş. Piriş | Ve işleri düzene sokanlara.. |
| Yusuf Ali (EN) | Then arrange to do (the Commands of their Lord), |
| M. Pickthall (EN) | And those who govern the event, |
(NÂZİÂT suresi 6. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ
| Okunuş | Yevme tercufurracifetu. |
| Diyanet Çevirisi | (6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir. |
| Diyanet Vakfı | (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür. |
| Elmalılı Orijinal | O gün ki sarsar râcife |
| Elmalılı Sade. 1 | o gün sarsıntı sarsacak. |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün deprem sarsar, |
| Ö. N. Bilmen | (5-6) Hangi bir mühim işi tedbir edenlere. O gün sarsılacak, sarsılacaktır. |
| S. Ateş | O gün o gürültü sarsar. |
| A. Bulaç | O sarsıntının sarsacağı gün, |
| Muhammed Esed | (O HALDE, düşün) şiddetli bir sarsıntının (dünyayı) sarstığı Gün(ü), |
| Y.N. Öztürk | Ki o gün şiddetle sarsacak olan saracaktır. |
| S. Yıldırım | Günü gelince, sura ilk üfleme, yeri şiddetli bir depremle yıkacak! |
| Tefhimü-l Kuran | O sarsıntının sarsacağı gün, |
| Fizilalil Kuran | O gün bir sarsıntı sarsar. |
| A. Gölpınarlı | O gün, bir sarsıntıdır, sarsar. |
| H. S. Yeter | Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, |
| A. Uğur | Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, |
| G. Onan | O sarsıntının sarsacağı gün, |
| Ş. Piriş | O gün sarsılacak olan sarsılır. |
| Yusuf Ali (EN) | One Day everything that can be in commotion will be in violent commotion, |
| M. Pickthall (EN) | On the day when the first trump resoundethh |
(NÂZİÂT suresi 7. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ
| Okunuş | Tetbe'uherradifetu. |
| Diyanet Çevirisi | (6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir. |
| Diyanet Vakfı | (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür. |
| Elmalılı Orijinal | Onu velyeder o râdife |
| Elmalılı Sade. 1 | Onu ikincisi izleyecek. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onu ikinci bir sarsıntı izler. |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) O sarsanın ardından biride gelecektir. Kalpler o günde pek muztariptir. |
| S. Ateş | Ardından başka bir gürültü gelir. |
| A. Bulaç | Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek. |
| Muhammed Esed | daha büyük (sarsıntı)ların ardından geleceği (Günü)! |
| Y.N. Öztürk | Onu, ardısıra gelen izleyecektir. |
| S. Yıldırım | Onu izleyen ikinci üfleme herkesi mezarından kaldıracak! |
| Tefhimü-l Kuran | Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek. |
| Fizilalil Kuran | Ardından bir başka sarsıntı gelir. |
| A. Gölpınarlı | Ardından bir sarsıntı daha gelir çatar. |
| H. S. Yeter | Onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, |
| A. Uğur | Onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, |
| G. Onan | Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek. |
| Ş. Piriş | Bir diğeri onu izler. |
| Yusuf Ali (EN) | Followed by oft-repeated (Commotions): |
| M. Pickthall (EN) | And the second followeth it, |
(NÂZİÂT suresi 8. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
| Okunuş | Kulubun yevmeizin vacifetun. |
| Diyanet Çevirisi | O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır. |
| Diyanet Vakfı | (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür. |
| Elmalılı Orijinal | Yürekler o gün oynar kaygıdan |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün yürekler oynar kaygıdan. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yürekler vardır, o gün kaygıdan hoplar. |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) O sarsanın ardından biride gelecektir. Kalpler o günde pek muztariptir. |
| S. Ateş | O gün bazı yürekler çarpar. |
| A. Bulaç | O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak. |
| Muhammed Esed | O Gün (insanların) kalpleri titreyerek çarpacak |
| Y.N. Öztürk | Bazı kalpler o gün kaygıdan titreyecektir. |
| S. Yıldırım | O gün kalpler güp güp atacak |
| Tefhimü-l Kuran | O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak. |
| Fizilalil Kuran | O gün kalpler titrer. |
| A. Gölpınarlı | Yürekler, belinleyip korkar. |
| H. S. Yeter | İşte o gün yürekler kaygıdan oynar, |
| A. Uğur | İşte o gün yürekler kaygıdan oynar, |
| G. Onan | O gün kalpler (dehşet içinde) hoplayacak. |
| Ş. Piriş | O gün çarpan kalpler vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | Hearts that Day will be in agitation; |
| M. Pickthall (EN) | On that day hearts beat painfullyy |
(NÂZİÂT suresi 9. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
| Okunuş | Ebsaruha haşi'atun. |
| Diyanet Çevirisi | Onların gözleri (korku ile) inecektir. |
| Diyanet Vakfı | (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür. |
| Elmalılı Orijinal | Gözleri kalkmaz saygıdan |
| Elmalılı Sade. 1 | Gözler kalkmaz saygıdan. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gözler kalkmaz saygıdan. |
| Ö. N. Bilmen | Onların gözleri de pek zelilane bir vaziyettedir. |
| S. Ateş | Gözleri (korkudan) aşağı kayar. |
| A. Bulaç | Gözler zillet içinde düşecek. |
| Muhammed Esed | (ve) gözleri yere bakacak... |
| Y.N. Öztürk | Onların gözleri yerlere eğilecektir. |
| S. Yıldırım | Gözler yere eğilecek |
| Tefhimü-l Kuran | Gözler de zillet içinde düşecek. |
| Fizilalil Kuran | Gözler korkudan aşağı kayar. |
| A. Gölpınarlı | Gözleri yere dikilir. |
| H. S. Yeter | Gözler yorgun düşer. |
| A. Uğur | Gözler yorgun düşer. |
| G. Onan | Gözler zillet içinde düşecek. |
| Ş. Piriş | Gözleri korku ile yere eğilmiştir. |
| Yusuf Ali (EN) | Cast down will be (their owners') eyes. |
| M. Pickthall (EN) | While eyes are downcastt |
(NÂZİÂT suresi 10. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
| Okunuş | Yekulune einna lemerdudune fiylhafireti. |
| Diyanet Çevirisi | Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisingeriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?” |
| Diyanet Vakfı | (10-11) «Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, (hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?» derler. |
| Elmalılı Orijinal | Diyorlar ki: biz, gerçek döndürülecekmiyiz o hufrede |
| Elmalılı Sade. 1 | Diyorlar ki: «Biz gerçekten eski halimize döndürülecek miyiz? |
| Elmalılı Sade. 2 | Diyorlar ki: «Biz tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz? |
| Ö. N. Bilmen | Derler ki: «Biz mi hayata hakikaten döndürülmüş kimseler olacağız?» |
| S. Ateş | Diyorlar ki: "Biz yine eski halimize döndürülecek miyiz?" |
| A. Bulaç | Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?" |
| Muhammed Esed | (Ama hala) bazıları: "Ne yani!" diyorlar, "Biz gerçekten eski halimize mi döndürüleceğiz, |
| Y.N. Öztürk | "Biz gerçekten bu çukurda eski halimize döndürülecek miyiz?" diyorlar. |
| S. Yıldırım | (10-12) İnkârcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!" |
| Tefhimü-l Kuran | Kendileri; derler ki: «Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?» |
| Fizilalil Kuran | Diyorlar ki: «Biz yine eski halimize döndürülecek miyiz? |
| A. Gölpınarlı | Onlar derler ki: Çukura atıldıktan sonra mı dirileceğiz de çıkacağız? |
| H. S. Yeter | Diyorlar ki, "Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, |
| A. Uğur | Diyorlar ki, "Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, |
| G. Onan | Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?" |
| Ş. Piriş | -Çukurdan geri mi çıkacağız? derler. |
| Yusuf Ali (EN) | They say (now): What! Shall we indeed be returned to (our) former state? |
| M. Pickthall (EN) | (Now) they are saying: Shall we really be restored to our first statee |
(NÂZİÂT suresi 11. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَّخِرَةً
| Okunuş | Eiza kunna 'izamen nehireten. |
| Diyanet Çevirisi | “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?” |
| Diyanet Vakfı | (10-11) «Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, (hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?» derler. |
| Elmalılı Orijinal | Ya' ufalanmış kemikler olduğumuz vaktı ha? |
| Elmalılı Sade. 1 | Ya, ufalanmış kemikler olduktan sonra ha?» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?» |
| Ö. N. Bilmen | «Biz mi çürümüş kemikler olduğumuz zaman?» |
| S. Ateş | "Biz çürümüş kemikler olduktan sonra ha?" |
| A. Bulaç | "Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?" |
| Muhammed Esed | çürüyen kemik (yığını) olsak bile?" |
| Y.N. Öztürk | "Un-ufak kemikler haline geldikten sonra, öyle mi!" |
| S. Yıldırım | (10-12) İnkârcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!" |
| Tefhimü-l Kuran | «Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?» |
| Fizilalil Kuran | Biz çürümüş kemikler olduktan sonra ha? |
| A. Gölpınarlı | Ufalanmış bir kemik yığını hâline geldikten sonra mı olacak bu iş? |
| H. S. Yeter | (Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra ha?" |
| A. Uğur | (Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra ha?" |
| G. Onan | "Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?" |
| Ş. Piriş | -Çürüyüp ufalanmış kemikler haline geldiğimiz zaman.. |
| Yusuf Ali (EN) | What! when we shall have become rotten bones? |
| M. Pickthall (EN) | Even after we are crumbled bones? |
(NÂZİÂT suresi 12. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
| Okunuş | Kalu tilke izen kerretun hasiretun. |
| Diyanet Çevirisi | “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür” dediler. |
| Diyanet Vakfı | «O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur» dediler. |
| Elmalılı Orijinal | O dediler: o halde husranlı bir dönüş |
| Elmalılı Sade. 1 | Dediler ki: «Öyleyse o zararlı bir dönüş!» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür.» dediler. |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Dediler ki: «Bu, o halde ziyanlı bir dönüş.» Fakat şüphe yok ki o, bir tek sayhadır. |
| S. Ateş | "Öyle ise bu, ziyanlı bir dönüştür!" dediler. |
| A. Bulaç | Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu." |
| Muhammed Esed | (Ve) ilave ediyorlar: "Öyleyse bu, zararlı bir dönüş olur!" |
| Y.N. Öztürk | "Hüsran dolu bir dönüştür bu öyleyse!" diye konuştular. |
| S. Yıldırım | (10-12) İnkârcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!" |
| Tefhimü-l Kuran | Dediler ki: «Şu durumda, zararına bir dönüştür bu.» |
| Fizilalil Kuran | Öyle ise bu, ziyanlı bir dönüştür» dediler. |
| A. Gölpınarlı | Öyleyse derler, bu, pek ziyanlı bir dönüş. |
| H. S. Yeter | "O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur" dediler. |
| A. Uğur | O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur dediler. |
| G. Onan | Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu." |
| Ş. Piriş | -Öyleyse bu dönüş hüsrandır, derler. |
| Yusuf Ali (EN) | They say: It would, in that case, be a return with loss! |
| M. Pickthall (EN) | They say: Then that would be a vain proceeding. |
(NÂZİÂT suresi 13. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ
| Okunuş | Feinnema hiye zecretun vahidetun. |
| Diyanet Çevirisi | Hâlbuki o, bir haykırıştan (sûr’un üfürülmesinden) ibarettir. |
| Diyanet Vakfı | Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar. |
| Elmalılı Orijinal | Fakat o zorlu bir kumandadır |
| Elmalılı Sade. 1 | Fakat o zorlu bir kumandadır, |
| Elmalılı Sade. 2 | Fakat o bir tek haykırıştır. |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Dediler ki: «Bu, o halde ziyanlı bir dönüş.» Fakat şüphe yok ki o, bir tek sayhadır. |
| S. Ateş | O (olay zor değil) bir tek haykırış(a bakmakta)dır. |
| A. Bulaç | Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır. |
| Muhammed Esed | (Ama) o zaman, (Son Saat), bir tek çığlık (gibi ansızın onların üzerine) kopacak, |
| Y.N. Öztürk | Oysaki o, sert bir komut sesinden ibarettir. |
| S. Yıldırım | (13-14) Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler! |
| Tefhimü-l Kuran | Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır. |
| Fizilalil Kuran | Doğrusu bir tek çığlık yetecektir. |
| A. Gölpınarlı | Halbuki o, bir tek haykırış. |
| H. S. Yeter | Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar. |
| A. Uğur | Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar. |
| G. Onan | Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır. |
| Ş. Piriş | O, ancak tek bir çığlıktır. |
| Yusuf Ali (EN) | But verily, it will be but a single (compelling) Cry, |
| M. Pickthall (EN) | Surely it will need but one shout, |
(NÂZİÂT suresi 14. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَإِذَا هُم بِالسَّاهِرَةِ
| Okunuş | Feiza hum bissahireti. |
| Diyanet Çevirisi | Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. |
| Diyanet Vakfı | Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. |
| Elmalılı Orijinal | Bakarsın uyanmışlar hepsi meydandadır |
| Elmalılı Sade. 1 | bir de bakarsın uyanmışlar, hepsi meydanda. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bir de bakarsın hepsi meydandadır. |
| Ö. N. Bilmen | Artık onlar, o zaman bir düz yer üzerindedirler. |
| S. Ateş | Hemen onlar uyanıklık alanındadırlar. |
| A. Bulaç | Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler. |
| Muhammed Esed | işte o zaman (hakikati) anlayacaklar! |
| Y.N. Öztürk | Bir anda hepsi uyanıp ortaya geliverir. |
| S. Yıldırım | (13-14) Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler! |
| Tefhimü-l Kuran | Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler. |
| Fizilalil Kuran | Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir. |
| A. Gölpınarlı | Derken onlar dümdüz bir yerde toplanırlar. |
| H. S. Yeter | Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. |
| A. Uğur | Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. |
| G. Onan | Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler. |
| Ş. Piriş | İşte o zaman onlar, hemen uyanacaktır. |
| Yusuf Ali (EN) | When, behold, they will be in the (full) awakening (to Judgment). |
| M. Pickthall (EN) | And lo! they will be awakened. |
(NÂZİÂT suresi 15. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
| Okunuş | Hel etake hadiysu musa. |
| Diyanet Çevirisi | (Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? |
| Diyanet Vakfı | (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi? |
| Elmalılı Orijinal | Geldi ye sana Musânın kıssası? |
| Elmalılı Sade. 1 | Sana o Musa'nın haberi geldi ya? |
| Elmalılı Sade. 2 | Musa'nın haberi sana geldi mi? |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) Sana Mûsa'nın kıssası geldi mi? O vakit ki, O'na Rabbi, mukaddes Tuvâ vadisinde nidâ etmişti. |
| S. Ateş | Mûsâ'nın haberi sana geldi mi? |
| A. Bulaç | Musa'nın haberi sana geldi mi? |
| Muhammed Esed | MUSA'NIN kıssasından hiç haberin oldu mu? |
| Y.N. Öztürk | Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi? |
| S. Yıldırım | Mûsa’nın hadisesinden haberin olmuştu değil mi? |
| Tefhimü-l Kuran | Musa'nın haberi sana geldi mi? |
| Fizilalil Kuran | Musa'nın haberi sana geldi mi? |
| A. Gölpınarlı | Gelmedi mi Mûsâ'ya âit söz sana? |
| H. S. Yeter | (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi? |
| A. Uğur | (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi? |
| G. Onan | Musa'nın haberi sana geldi mi? |
| Ş. Piriş | Musa’nın haberi sana geldi mi? |
| Yusuf Ali (EN) | Has the story of Moses reached thee? |
| M. Pickthall (EN) | Hath there come unto thee the history of Moses? |


0 yorum yazılmıştır