Nâziât (16-30)
(NÂZİÂT suresi 16. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
| Okunuş | İz nadahu rabbuhu bilvadilmukaddesi tuven. |
| Diyanet Çevirisi | Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: |
| Diyanet Vakfı | Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti: |
| Elmalılı Orijinal | O vakıt ki ona rabbı nidâ etmişti o mukaddes vadîde: Tuvada |
| Elmalılı Sade. 1 | Hani Rabbi ona o mukaddes vadi Tuva'da seslenmişti: |
| Elmalılı Sade. 2 | Hani Rabbi ona kutsal vaadi Tuva'da seslenmişti: |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) Sana Mûsa'nın kıssası geldi mi? O vakit ki, O'na Rabbi, mukaddes Tuvâ vadisinde nidâ etmişti. |
| S. Ateş | Hani Rabbi ona Kutsal Vâdi'de, "Tuvâ"'da ünlemişti: |
| A. Bulaç | Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti: |
| Muhammed Esed | Hani kutsal bir vadide Rabbi o'na şöyle seslenmişti: |
| Y.N. Öztürk | Hani, Rabbi ona, kutsal vadide, Tuva'da seslenmişti: |
| S. Yıldırım | Hani Rabbi ona kutlu Tuvâ vâdisinde şöyle seslenmişti: |
| Tefhimü-l Kuran | Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti: |
| Fizilalil Kuran | Tiva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitab etmişti: |
| A. Gölpınarlı | Hani Rabbi, kutlu Tuvâ vâdisinde nidâ etmişti ona. |
| H. S. Yeter | Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti: |
| A. Uğur | Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti: |
| G. Onan | Hani rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti: |
| Ş. Piriş | Hani, Rabbi ona, mukaddes Tuva’da seslenmişti: |
| Yusuf Ali (EN) | Behold, thy Lord did call to him in the sacred valley of Tuwa: |
| M. Pickthall (EN) | How his Lord called him in the holy vale of Tuwa, |
(NÂZİÂT suresi 17. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
| Okunuş | İzheb ila fir'avne innehu tağa. |
| Diyanet Çevirisi | “Haydi Firavun’a git! Çünkü o azmıştır.” |
| Diyanet Vakfı | Firavun'a git! Çünkü o çok azdı. |
| Elmalılı Orijinal | Haydi demişti git Firavne de, çünkü o pek azdı |
| Elmalılı Sade. 1 | Haydi git Firavun'a, çünkü o pek azıttı. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Haydi, demişti, git Firavun'a, çünkü o çok azdı.» |
| Ö. N. Bilmen | (17-18) Fir'avun'a gidiver, muhakkak ki, o pek azmıştır.» İmdi de ki: «Senin temizlenmekliğine meylin var mıdır?» |
| S. Ateş | "Fir'avn'a git, çünkü o azdı." |
| A. Bulaç | "Firavun'a git; çünkü o, azdı." |
| Muhammed Esed | "Sen, Firavun'a git -çünkü o hak ve adalet sınırlarını ihlal ediyor- |
| Y.N. Öztürk | "Firavun'a git! İyice azdı o." |
| S. Yıldırım | (17-18) "Firavuna git, zira o iyice azdı!Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı? |
| Tefhimü-l Kuran | «Firavun'a git; çünkü o, azdı.» |
| Fizilalil Kuran | Firavuna git çünkü o azdı. |
| A. Gölpınarlı | Git Firavun'a, şüphe yok ki o, azdı. |
| H. S. Yeter | Firavun'a git! Çünkü o çok azdı. |
| A. Uğur | Firavun'a git! Çünkü o çok azdı. |
| G. Onan | "Firavun'a git; çünkü o azdı." |
| Ş. Piriş | -Firavun’a git, çünkü o azdı. |
| Yusuf Ali (EN) | Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds; |
| M. Pickthall (EN) | (Saying:) Go thou unto Pharaoh - Lo! he hath rebelledd |
(NÂZİÂT suresi 18. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَى أَن تَزَكَّى
| Okunuş | Fekul hel leke ila en tezekka. |
| Diyanet Çevirisi | “Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin? |
| Diyanet Vakfı | (18-19) De ki: Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın. |
| Elmalılı Orijinal | De ki: istermisin temizlenesin? |
| Elmalılı Sade. 1 | De ki: «İster misin temizlenesin? |
| Elmalılı Sade. 2 | De ki: İster misin arınasın? |
| Ö. N. Bilmen | (17-18) Fir'avun'a gidiver, muhakkak ki, o pek azmıştır.» İmdi de ki: «Senin temizlenmekliğine meylin var mıdır?» |
| S. Ateş | "De ki: Arınmağa gönlün var mı?" |
| A. Bulaç | Ona de ki: "Temizlenmek ister misin?" |
| Muhammed Esed | ve (ona) söyle: 'Arınmaya istekli misin? |
| Y.N. Öztürk | "De ki ona: 'Arınıp temizlenmeye ne dersin?" |
| S. Yıldırım | (17-18) "Firavuna git, zira o iyice azdı!Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı? |
| Tefhimü-l Kuran | «Ona de ki: -Temizlenme isteğin var mı?» |
| Fizilalil Kuran | Ona de ki: «Arınmağa niyetin var mı? |
| A. Gölpınarlı | De ki: İster misin temizlenmeyi. |
| H. S. Yeter | De ki:Nasıl arınmağa gönlün var mı? |
| A. Uğur | De ki:Nasıl arınmağa gönlün var mı? |
| G. Onan | Ona de ki: "Temizlenmek ister misin?" |
| Ş. Piriş | Ve de ki: -Arınmaya istekli misin? |
| Yusuf Ali (EN) | And say to him, Wouldst thou that thou shouldst be purified (from sin)? |
| M. Pickthall (EN) | And say (unto him): Hast thou (will) to grow (in grace)? |
(NÂZİÂT suresi 19. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى
| Okunuş | Ve ehdiyeke ila rabbike fetahşa. |
| Diyanet Çevirisi | Seni Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!” |
| Diyanet Vakfı | (18-19) De ki: Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın. |
| Elmalılı Orijinal | Ve rabbına irşad edeyim de seni saygılanasın? |
| Elmalılı Sade. 1 | Sana Rabbini tan itayım da ona saygı duyasın?» |
| Elmalılı Sade. 2 | Seni Rabbinin yoluna ileteyim de ondan korkasın. |
| Ö. N. Bilmen | «Ve sana Rabbin yolunu göstereyim de O'ndan korkasın.» |
| S. Ateş | "Seni Rabbin(in yolun)a ileteyim de O'ndan korkasın." |
| A. Bulaç | "Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun." |
| Muhammed Esed | (Eğer istekliysen) o zaman seni Rabbin(i tanıma mertebesin)e ulaştıracağım ki (bundan sonra) O'nun korkusunu duyasın.'" |
| Y.N. Öztürk | "Seni Rabbine kılavuzlayayım da gönülden ürperesin!" |
| S. Yıldırım | "İster misin Seni Rabbine kavuşturan yola vurayım.Böylece Sen de O’na saygı duyasın?" |
| Tefhimü-l Kuran | «Seni Rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun.» |
| Fizilalil Kuran | Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın.» |
| A. Gölpınarlı | Ve sana Rabbinin yolunu göstereyim de korkasın, saygı duyasın? |
| H. S. Yeter | Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın. |
| A. Uğur | Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın. |
| G. Onan | "Seni rabbine yönelteyim, böylece (O'ndan) korkmuş olursun." |
| Ş. Piriş | Sana, Rabbine giden yolu göstereyim de O’ndan saygı ile korkasın. |
| Yusuf Ali (EN) | And that I guide thee to thy Lord, so thou shouldst fear Him? |
| M. Pickthall (EN) | Then I will guide thee to thy Lord and thou shalt fear (Him). |
(NÂZİÂT suresi 20. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
| Okunuş | Feerahul'ayetelkubra. |
| Diyanet Çevirisi | Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi. |
| Diyanet Vakfı | Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi. |
| Elmalılı Orijinal | Vardı ona o büyük mu'cizeyi de gösterdi. |
| Elmalılı Sade. 1 | Vardı ona, o büyük mucizeyi gösterdi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Musa Firavun'a o büyük mucizeyi gösterdi. |
| Ö. N. Bilmen | Artık O'na pek büyük mûcize gösterdi. |
| S. Ateş | Ona büyük mu'cizeyi gösterdi. |
| A. Bulaç | (Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi. |
| Muhammed Esed | Bunun üzerine (Musa), (Firavun'a gitti ve) ona (Rabbinin rahmetinin eseri olan) büyük mucizeyi anlattı. |
| Y.N. Öztürk | Derken, ona o en büyük mucizeyi gösterdi. |
| S. Yıldırım | Ona en büyük mûcizeyi gösterdi. |
| Tefhimü-l Kuran | (Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi. |
| Fizilalil Kuran | Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi. |
| A. Gölpınarlı | Derken ona en büyük delîli göstermişti. |
| H. S. Yeter | Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi. |
| A. Uğur | Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi. |
| G. Onan | (Musa) Ona büyük ayeti gösterdi. |
| Ş. Piriş | Ona en büyük mucizeyi/ayeti gösterdi. |
| Yusuf Ali (EN) | Then did (Moses) show him the Great Sign. |
| M. Pickthall (EN) | And he showed him the tremendous token. |
(NÂZİÂT suresi 21. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَكَذَّبَ وَعَصَى
| Okunuş | Fekezzebe ve 'asa. |
| Diyanet Çevirisi | Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti. |
| Diyanet Vakfı | (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti. |
| Elmalılı Orijinal | Fakat o tekzîb etti, ısyan etti |
| Elmalılı Sade. 1 | Fakat o, yalan dedi ve isyan etti. |
| Elmalılı Sade. 2 | Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi. |
| Ö. N. Bilmen | O ise yalanladı ve isyan etti. |
| S. Ateş | Fakat o yalanladı, karşı geldi. |
| A. Bulaç | Fakat o, yalanladı ve isyan etti. |
| Muhammed Esed | Ama (Firavun) o'nu yalanladı ve (hidayeti) şiddetle reddetti, |
| Y.N. Öztürk | Ama o yalanladı, isyan etti. |
| S. Yıldırım | Fakat o buna "yalan" dedi ve isyan etti. |
| Tefhimü-l Kuran | Fakat o, yalanladı ve isyan etti. |
| Fizilalil Kuran | Fakat o Musa'yı yalanladı, karşı geldi. |
| A. Gölpınarlı | Oysa yalanlamıştı, karşı gelmişti. |
| H. S. Yeter | (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti. |
| A. Uğur | (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti. |
| G. Onan | Fakat o, yalanladı ve isyan etti. |
| Ş. Piriş | Fakat o yalanladı ve isyan etti. |
| Yusuf Ali (EN) | But (Pharaoh) rejected it and disobeyed (guidance); |
| M. Pickthall (EN) | But be denied and disobeyed, |
(NÂZİÂT suresi 22. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى
| Okunuş | Summe edbere yes'a. |
| Diyanet Çevirisi | Sonra sırt dönüp koşarak gitti. |
| Diyanet Vakfı | Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstermek üzere sırtını döndü. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra koşarak idbara gitti |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra koşarak ters yöne gitti. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sonra koşarak dönüp gitti. |
| Ö. N. Bilmen | (22-23) Sonra da koşarak geriye döndü. Artık topladı da nidâ etti. |
| S. Ateş | Sonra sırtını döndü; (Mûsâ'nın getirdiklerini iptal etmek için) çalışmağa koyuldu. |
| A. Bulaç | Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü. |
| Muhammed Esed | sonra da kaba bir şekilde (Musa'ya) sırtını döndü; |
| Y.N. Öztürk | Sonra, sırtını döndü; koşuyordu. |
| S. Yıldırım | Sonra sırtını dönüp Mûsâ’ya karşı bir çalışma içine girdi. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonra da (karşıt olarak) çaba harcayıp sırtını döndü. |
| Fizilalil Kuran | Sonra sırtını döndü; çalışmağa koyuldu. |
| A. Gölpınarlı | Sonra da geri dönmüştü de koşup gitmişti. |
| H. S. Yeter | Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü. |
| A. Uğur | Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü. |
| G. Onan | Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü. |
| Ş. Piriş | Sonra arkasını dönüp, koşmaya başladı. |
| Yusuf Ali (EN) | Further, he turned his back, striving hard (against Allah). |
| M. Pickthall (EN) | Then turned he away in haste, |
(NÂZİÂT suresi 23. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَحَشَرَ فَنَادَى
| Okunuş | Fehaşere fenada. |
| Diyanet Çevirisi | Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi: |
| Diyanet Vakfı | Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı: |
| Elmalılı Orijinal | Derken mahşerini topladı da bağırdı: |
| Elmalılı Sade. 1 | Derken toplayıp bağırdı! |
| Elmalılı Sade. 2 | Derken adamlarını topladı da bağırdı: |
| Ö. N. Bilmen | (22-23) Sonra da koşarak geriye döndü. Artık topladı da nidâ etti. |
| S. Ateş | (Adamlarını) Topladı, (onlara) bağırdı: |
| A. Bulaç | Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi; |
| Muhammed Esed | daha sonra (ileri gelen adamlarını) topladı ve (halkını) çağırdı, |
| Y.N. Öztürk | Derken, bir araya toplayıp bağırdı. |
| S. Yıldırım | (23-24) Adamlarını topladı ve onlara: "Sizin en yüce rabbiniz benim!" dedi. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi; |
| Fizilalil Kuran | Adamların: toplayıp seslendi: |
| A. Gölpınarlı | Derken halkı toplamıştı da bağırmıştı. |
| H. S. Yeter | Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı: |
| A. Uğur | Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı: |
| G. Onan | Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi; |
| Ş. Piriş | Toplantı yapıp, şöyle seslendi: |
| Yusuf Ali (EN) | Then he collected (his men) and made a proclamation, |
| M. Pickthall (EN) | Then gathered he and summonedd |
(NÂZİÂT suresi 24. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
| Okunuş | Fekale ene rabbukumul'a'la. |
| Diyanet Çevirisi | “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. |
| Diyanet Vakfı | Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi. |
| Elmalılı Orijinal | Benim en yüksek rabbınız, dedi |
| Elmalılı Sade. 1 | Benim en büyük Rabbinizi dedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Ben sizin en yüce Rabbinizim» dedi. |
| Ö. N. Bilmen | «Ben sizin en yüksek Rabbinizim,» dedi. |
| S. Ateş | "Ben sizin en yüce Rabbinizim!" dedi. |
| A. Bulaç | Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." |
| Muhammed Esed | ve onlara "Ben sizin en yüce rabbinizim!" dedi. |
| Y.N. Öztürk | Dedi ki: "Ben sizin en yüce rabbinizim." |
| S. Yıldırım | (23-24) Adamlarını topladı ve onlara: "Sizin en yüce rabbiniz benim!" dedi. |
| Tefhimü-l Kuran | Dedi ki: «Sizin en yüce Rabbiniz benim.» |
| Fizilalil Kuran | Sizin en yüce Rabbiniz benim dedi. |
| A. Gölpınarlı | Ben, sizin en yüce Rabbinizim demişti. |
| H. S. Yeter | Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi. |
| A. Uğur | Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi. |
| G. Onan | Dedi ki: "Sizin en yüce rabbiniz benim." |
| Ş. Piriş | -Sizin en yüce Rabbi’niz/kralınız benim, dedi. |
| Yusuf Ali (EN) | Saying, I am your Lord, Most High. |
| M. Pickthall (EN) | And proclaimed: "I (Pharaoh) am your Lord the Highest" |
(NÂZİÂT suresi 25. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى
| Okunuş | Feehazehullahu nekalel'ahireti vel'ula. |
| Diyanet Çevirisi | Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı. |
| Diyanet Vakfı | Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. |
| Elmalılı Orijinal | Allah da onu tuttu sonuna önüne nekâl olmak üzere tenkîl ediverdi |
| Elmalılı Sade. 1 | Allah da onu tuttu, sonuna ve önüne (ahirette ve dünyada) ibret olmak üzere bir cezaya çarptırdı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Allah da onu tuttu, dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi. |
| Ö. N. Bilmen | Fakat Allah, onu ahiretin de, dünyanın da ukûbetiyle yakaladı. |
| S. Ateş | Allâh da onu, sonun ve ilkin (âhiretin ve dünyânın) azâbıyle cezâlandırdı. |
| A. Bulaç | Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. |
| Muhammed Esed | Bunun üzerine Allah onu yakalayıp hesaba çekti (ve bunu) hem bu dünyada hem de öteki dünyada uyarıcı bir örnek yaptı. |
| Y.N. Öztürk | Bunun üzerine Allah, onu sonraya ve önceye ibret olmak üzere bir ceza ile çarptı. |
| S. Yıldırım | Allah da onu dünyada da, âhirette de şiddetle cezalandırdı. |
| Tefhimü-l Kuran | Böylelikle Allah (c.c.) onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. |
| Fizilalil Kuran | Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı. |
| A. Gölpınarlı | Derken Allah onu, dünyâda da, âhirette de azaplandırarak helâk etmişti. |
| H. S. Yeter | Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. |
| A. Uğur | Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. |
| G. Onan | Böylelikle Tanrı onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı. |
| Ş. Piriş | Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla yakaladı. |
| Yusuf Ali (EN) | But Allah did punish him, (and made an) example of him, in the Hereafter, as in this life. |
| M. Pickthall (EN) | So Allah seized him (and made him) an example for the after (life) and for the former. |
(NÂZİÂT suresi 26. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى
| Okunuş | İnne fiy zalike le'ubreten limen yahşa. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. |
| Diyanet Vakfı | Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesiz ki bunda bir ıbret var, saygı duyacaklar için |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz ki, bunda saygı duyacaklar için bir ibret vardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki, bunda korkar olan kimse için elbette bir ibret vardır. |
| S. Ateş | Şüphesiz bunda (Allah'tan) korkacak kimse için ibret vardır. |
| A. Bulaç | Gerçekten bundan 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır. |
| Muhammed Esed | Bunda, şüphesiz, (Allah'ın) ürperti ve korkusunu duyanlar için bir ibret vardır. |
| Y.N. Öztürk | Kuşkusuz, bunda, içine ürperti düşen için tam bir ibret vardır. |
| S. Yıldırım | Bu da Rabbini sayacak kimselere bir ibret oldu. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçekten bundan, 'içi titreyerek korkacak' olan bir kimse için elbette bir ibret (ders) vardır. |
| Fizilalil Kuran | Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki bunda bir ibret var korkanlara. |
| H. S. Yeter | Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. |
| A. Uğur | Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. |
| G. Onan | Gerçekten bundan 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır. |
| Ş. Piriş | İşte bunda saygı ile korkan kimse için bir ibret vardır. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily in this is an instructive warning for whosoever feareth (Allah). |
| M. Pickthall (EN) | Lo! herein is indeed a lesson for him who feareth. |
(NÂZİÂT suresi 27. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
أَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاء بَنَاهَا
| Okunuş | Eentum eşeddu halkan emissema'u benaha. |
| Diyanet Çevirisi | (Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. |
| Diyanet Vakfı | (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. |
| Elmalılı Orijinal | Sizmi daha çetinsiniz yaratılışça yoksa Semamı? O «Allah» onu bina etti |
| Elmalılı Sade. 1 | Siz mi yaratılışça daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü? Onu O «Allah» bina etti. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti. |
| Ö. N. Bilmen | Sizler mi yaradılış itibariyle daha çetinsiniz, yoksa gök mü ki, onu binâ etti? |
| S. Ateş | Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? (Allâh) onu yaptı. |
| A. Bulaç | Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. |
| Muhammed Esed | (EY İNSANLAR!) Sizi yaratmak, göğü yaratmış olan Allah için daha mı zordur? |
| Y.N. Öztürk | Siz mi daha zorsunuz yaratılışça, gök mü? |
| S. Yıldırım | Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi?İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti! |
| Tefhimü-l Kuran | Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etmiştir. |
| Fizilalil Kuran | Ey inkarcılar!Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? |
| A. Gölpınarlı | Sizi yaratmak mı daha güç sizce, yoksa göğü yaratmak mı? Onu kurdu. |
| H. S. Yeter | Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, |
| A. Uğur | Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, |
| G. Onan | Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Tanrı) Onu bina etti. |
| Ş. Piriş | Sizi mi (yeniden) yaratmak daha güçtür; yoksa göğü mü? Onu bina etti. |
| Yusuf Ali (EN) | What! Are ye the more difficult to create or the heaven (above)? (Allah) hath constructed it: |
| M. Pickthall (EN) | Are ye the harder to create, or is the heaven that He built? |
(NÂZİÂT suresi 28. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
| Okunuş | Refe'a semkeha fesevvaha. |
| Diyanet Çevirisi | Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. |
| Diyanet Vakfı | (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. |
| Elmalılı Orijinal | Boyuna irtifa' verdi. Nizamına koydu |
| Elmalılı Sade. 1 | Boyuna yükseklik verdi, nizamına koydu. |
| Elmalılı Sade. 2 | Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu. |
| Ö. N. Bilmen | Onun yükseklik miktarı yükseltti, sonra onu tesviye kıldı. |
| S. Ateş | Kalınlığını (tavanını) yükseltti, onu düzenledi. |
| A. Bulaç | Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. |
| Muhammed Esed | O, gök-kubbeyi yükseltmiş ve ona gerektiği gibi biçim vermiştir; |
| Y.N. Öztürk | Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi. |
| S. Yıldırım | Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. |
| Tefhimü-l Kuran | Onun boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. |
| Fizilalil Kuran | Ki Allah onu bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir. |
| A. Gölpınarlı | Tavanını yücelti, düzüp koştu. |
| H. S. Yeter | Onu yükseltti, düzene koydu , |
| A. Uğur | Onu yükseltti, düzene koydu, |
| G. Onan | Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. |
| Ş. Piriş | Yükseklere kaldırdı ve düzenledi. |
| Yusuf Ali (EN) | On high hath He raised its canopy, and He hath given it order and perfection. |
| M. Pickthall (EN) | He raised the height thereof and ordered it; |
(NÂZİÂT suresi 29. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا
| Okunuş | Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha. |
| Diyanet Çevirisi | O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. |
| Diyanet Vakfı | (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. |
| Elmalılı Orijinal | Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı |
| Elmalılı Sade. 1 | Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı. |
| Ö. N. Bilmen | (29-31) Ve gecesini karanlık etti, gündüzünü de çıkardı (aydınlattı). Ve ondan sonra da yeri yaydı. Ondan suyunu ve otlağını çıkarıverdi. |
| S. Ateş | Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (güneşinin ışığını) açığa çıkardı. |
| A. Bulaç | Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. |
| Muhammed Esed | onun gecesini karanlık yapmış ve gündüzünü aydınlatmıştır. |
| Y.N. Öztürk | Gecesini kararttı, kuşluğunu ortaya çıkardı. |
| S. Yıldırım | Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı. |
| Tefhimü-l Kuran | Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. |
| Fizilalil Kuran | Gecesini karanlık yapmıştır. Gündüzünü aydınlatmıştır. |
| A. Gölpınarlı | Ve gecesini kararttı, kuşluk çağını meydana çıkarttı. |
| H. S. Yeter | Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. |
| A. Uğur | Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. |
| G. Onan | Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. |
| Ş. Piriş | Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü aydınlığa çıkardı. |
| Yusuf Ali (EN) | Its night doth He endow with darkness, and its splendour doth He bring out (with light). |
| M. Pickthall (EN) | And He made dark the night thereof, and He brought forth the morn thereof. |
(NÂZİÂT suresi 30. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا
| Okunuş | Vel'arda ba'de zalike dehaha. |
| Diyanet Çevirisi | Ardından yeri düzenleyip döşedi. |
| Diyanet Vakfı | (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Ondan sonra da arzı döşedi |
| Elmalılı Sade. 1 | Ondan sonra da yeryüzünü döşedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bundan sonra da yeryüzünü döşedi. |
| Ö. N. Bilmen | (29-31) Ve gecesini karanlık etti, gündüzünü de çıkardı (aydınlattı). Ve ondan sonra da yeri yaydı. Ondan suyunu ve otlağını çıkarıverdi. |
| S. Ateş | Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı. |
| A. Bulaç | Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. |
| Muhammed Esed | Ve ardından yeri düzenleyip yaymıştır, |
| Y.N. Öztürk | Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı. |
| S. Yıldırım | Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı. |
| Tefhimü-l Kuran | Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. |
| Fizilalil Kuran | Ardından yeri düzenlemiştir. |
| A. Gölpınarlı | Ve yeryüzünü de bundan sonra yaydı, döşedi. |
| H. S. Yeter | Ondan sonra da yerküreyi döşedi, |
| A. Uğur | Ondan sonra da yerküreyi döşedi, |
| G. Onan | Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. |
| Ş. Piriş | Ve yeri, bundan sonra yaydı. |
| Yusuf Ali (EN) | And the earth, moreover, hath He extended (to a wide expanse); |
| M. Pickthall (EN) | And after that He spread the earth, |


0 yorum yazılmıştır