Nâziât (31-44)
(NÂZİÂT suresi 31. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءهَا وَمَرْعَاهَا
| Okunuş | Ahrece minha aeha ve mer'aha. |
| Diyanet Çevirisi | Ondan suyunu ve merasını çıkardı. |
| Diyanet Vakfı | (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Ondan suyunu ve mer'asını çıkardı |
| Elmalılı Sade. 1 | Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Ö. N. Bilmen | (29-31) Ve gecesini karanlık etti, gündüzünü de çıkardı (aydınlattı). Ve ondan sonra da yeri yaydı. Ondan suyunu ve otlağını çıkarıverdi. |
| S. Ateş | Ondan suyunu ve otlağını çıkardı, |
| A. Bulaç | Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Muhammed Esed | yerden suyu ve bitki örtüsünü çıkartmış, |
| Y.N. Öztürk | Ondan suyunu, otlağını çıkardı. |
| S. Yıldırım | Oradan sularını, otlaklarını çıkardı. |
| Tefhimü-l Kuran | Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Fizilalil Kuran | Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir. |
| A. Gölpınarlı | Oradan suyunu, otlağını çıkarıp meydana getirdi. |
| H. S. Yeter | Yerden suyunu ve otlağını çıkardı, |
| A. Uğur | Yerden suyunu ve otlağını çıkardı, |
| G. Onan | Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Ş. Piriş | Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. |
| Yusuf Ali (EN) | He draweth out therefrom its moisture and its pasture; |
| M. Pickthall (EN) | And produced therefrom the water thereof and the pasture thereof, |
(NÂZİÂT suresi 32. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
| Okunuş | Velcibale ersaha. |
| Diyanet Çevirisi | Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| Diyanet Vakfı | (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Ve dağlarını oturttu |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve dağlarını oturttu. |
| Elmalılı Sade. 2 | Dağlarını oturttu. |
| Ö. N. Bilmen | Dağları da tesbit etti. |
| S. Ateş | Dağları oturttu, |
| A. Bulaç | Dağlarını dikip-oturttu; |
| Muhammed Esed | ve dağları sağlam şekilde yerleştirmiştir: |
| Y.N. Öztürk | Dağları, demir atmış gibi oturttu; |
| S. Yıldırım | Dağlarını oturttu. |
| Tefhimü-l Kuran | Dağlarını dikip-oturttu; |
| Fizilalil Kuran | Dağları yerleştirmiştir. |
| A. Gölpınarlı | Ve dağlarını oturttu. |
| H. S. Yeter | Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| A. Uğur | Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| G. Onan | Dağlarını dikip-oturttu; |
| Ş. Piriş | Dağları da yerleştirdi. |
| Yusuf Ali (EN) | And the mountains hath He firmly fixed; |
| M. Pickthall (EN) | And He made fast the hills, |
(NÂZİÂT suresi 33. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
مَتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
| Okunuş | Meta'an lekum ve lien'amikum. |
| Diyanet Çevirisi | Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. |
| Diyanet Vakfı | (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. |
| Elmalılı Orijinal | Sizin ve davarlarınızın intifa'ı için |
| Elmalılı Sade. 1 | Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için . |
| Ö. N. Bilmen | Sizin için ve hayvanlarınız için bir menfaat olarak. |
| S. Ateş | Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için. |
| A. Bulaç | Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. |
| Muhammed Esed | (bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için(dir). |
| Y.N. Öztürk | Sizin için ve hayvanlarınız için bir geçim aracı olarak. |
| S. Yıldırım | Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın hayat için yaptı. |
| Tefhimü-l Kuran | Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. |
| Fizilalil Kuran | Bunları sizin ve hayvanların geçinmesi için yapmıştır. |
| A. Gölpınarlı | Sizin ve hayvanlarınızın faydası için. |
| H. S. Yeter | Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere. |
| A. Uğur | Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere. |
| G. Onan | Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. |
| Ş. Piriş | Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.. |
| Yusuf Ali (EN) | For use and convenience to you and your cattle. |
| M. Pickthall (EN) | A provision for you and for your cattle. |
(NÂZİÂT suresi 34. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَإِذَا جَاءتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى
| Okunuş | Feiza caetittammetulkubra. |
| Diyanet Çevirisi | (34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. |
| Diyanet Vakfı | (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir. |
| Elmalılı Orijinal | Fakat geldiği vakıt o «tâmmei kübrâ» |
| Elmalılı Sade. 1 | Fakat o en büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, |
| Elmalılı Sade. 2 | Fakat o her şeyi bastıran büyük felaket geldiği vakit, |
| Ö. N. Bilmen | Artık o vakit ki, pek büyük bir âfet zuhûra gelir. |
| S. Ateş | Herşeyi bastıran o büyük felâket geldiği zaman, |
| A. Bulaç | Ancak o, 'her şeyi batırıp gömen büyük-felaket' (kıyamet) geldiği zaman. |
| Muhammed Esed | VE BÖYLECE, büyük, sarsıcı (yeniden dirilme) olayı gelip çattığında, |
| Y.N. Öztürk | O güç yetmez büyük felaket geldiğinde, |
| S. Yıldırım | Fakat her şeyi bastıran o felaket geldiği zaman, |
| Tefhimü-l Kuran | Ancak o, 'her şeyi batırıp gömen büyük-felâket (kıyamet) ' geldiği zaman. |
| Fizilalil Kuran | Herşeyi bastıran o büyük felaket geldiği zaman. |
| A. Gölpınarlı | Derken o pek büyük felâket gelip çatınca. |
| H. S. Yeter | Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, |
| A. Uğur | Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, |
| G. Onan | Ancak o, 'her şeyi batırıp gömen büyük-felaket" (kıyamet) geldiği zaman. |
| Ş. Piriş | En büyük baskın geldiği zaman, |
| Yusuf Ali (EN) | Therefore, when there comes the great, overwhelming (Event), |
| M. Pickthall (EN) | But when the great disaster cometh, |
(NÂZİÂT suresi 35. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى
| Okunuş | Yevme yetezekkerul'insanu ma se'a. |
| Diyanet Çevirisi | (34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. |
| Diyanet Vakfı | (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir. |
| Elmalılı Orijinal | O insanın neye koştuğunu anlıyacağı gün |
| Elmalılı Sade. 1 | O, insanın neye koştuğunu anlayacağı gün, |
| Elmalılı Sade. 2 | O, insanın neyin peşinde koştuğunu anladığı gün, |
| Ö. N. Bilmen | İnsan neye koşup durmuş olduğunu o gün hatırlar. |
| S. Ateş | O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar. |
| A. Bulaç | O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. |
| Muhammed Esed | o Gün insan yaptığı her şeyi (açıkça) hatırlayacak; |
| Y.N. Öztürk | O gün insan, uğrunda gayret sarfettiği şeyi hatırlar. |
| S. Yıldırım | İnsan neyin peşinde koştuğunu anlar ama, artık iş işten geçer. |
| Tefhimü-l Kuran | O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar? |
| Fizilalil Kuran | O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar. |
| A. Gölpınarlı | İnsan, o gün anlar, hatırlar neye çalıştığını. |
| H. S. Yeter | İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün, |
| A. Uğur | İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün, |
| G. Onan | O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. |
| Ş. Piriş | O gün insan neye çalıştığını hatırlar. |
| Yusuf Ali (EN) | The Day when Man shall remember (all) that he strove for, |
| M. Pickthall (EN) | The day when man will call to mind his (whole) endeavour, |
(NÂZİÂT suresi 36. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَن يَرَى
| Okunuş | Ve burrizetilcehiymu limen yera. |
| Diyanet Çevirisi | Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir. |
| Diyanet Vakfı | (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir. |
| Elmalılı Orijinal | Ve Cahîm hortlatıldığı vakıt, görür kimseler için |
| Elmalılı Sade. 1 | gören kimseler için cehennem hortlatıldığı zaman, |
| Elmalılı Sade. 2 | Gören kimseler için cehennem hortlatıldığı vakit, |
| Ö. N. Bilmen | Cehennemde her gören kimseye açıklanmış bulunur. |
| S. Ateş | Gören kimseler için cehennem ortaya çıkarılmıştır. |
| A. Bulaç | Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir. |
| Muhammed Esed | ve (cehennemin) yakıcı ateşi, onu gör(meye mahkum edil)en herkesin karşısına getirilecektir. |
| Y.N. Öztürk | Gören kişi için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır. |
| S. Yıldırım | Cehennem her görene, apaçık görünür. |
| Tefhimü-l Kuran | Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir. |
| Fizilalil Kuran | Gören kimseler için cehennem ortaya çıkarılmıştır. |
| A. Gölpınarlı | Ve cehennem, belirtilir görene. |
| H. S. Yeter | Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir. |
| A. Uğur | Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir. |
| G. Onan | Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir. |
| Ş. Piriş | Gören kimselere cehennem gösterilir. |
| Yusuf Ali (EN) | And Hell Fire shall be placed in full view for (all) to see, |
| M. Pickthall (EN) | And hell will stand forth visible to him who seeth, |
(NÂZİÂT suresi 37. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَأَمَّا مَن طَغَى
| Okunuş | Feemma men tağa. |
| Diyanet Çevirisi | (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır. |
| Diyanet Vakfı | (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır. |
| Elmalılı Orijinal | Artık herkim azgınlık etmiş, |
| Elmalılı Sade. 1 | artık her kim azgınlık etmiş, |
| Elmalılı Sade. 2 | Artık her kim azgınlık etmiş, |
| Ö. N. Bilmen | (37-38) Artık kim taşkınlık etmiş ise. Ve dünya hayatını tercih eylemiş ise. |
| S. Ateş | Artık kim azmışsa, |
| A. Bulaç | Artık kim taşkınlık edip-azarsa, |
| Muhammed Esed | Çünkü, hak ve adalet sınırlarını ihlal eden, |
| Y.N. Öztürk | Artık azmış olan, |
| S. Yıldırım | Artık kim azdıysa, |
| Tefhimü-l Kuran | Artık kim taşkınlık edip-azarsa, |
| Fizilalil Kuran | Artık kim azmışsa. |
| A. Gölpınarlı | Artık kim azmışsa. |
| H. S. Yeter | Artık kim azmışsa , |
| A. Uğur | Artık kim azmışsa, |
| G. Onan | Artık kim taşkınlık edip-azarsa, |
| Ş. Piriş | Kim azdıysa, |
| Yusuf Ali (EN) | Then, for such as had transgressed all bounds, |
| M. Pickthall (EN) | Then, as for him who rebelledd |
(NÂZİÂT suresi 38. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
| Okunuş | Ve aserelhayateddunya. |
| Diyanet Çevirisi | (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır. |
| Diyanet Vakfı | (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır. |
| Elmalılı Orijinal | Dünya hayatı tercih eylemiş ise |
| Elmalılı Sade. 1 | dünya hayatını tercih etmişse, |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve dünya hayatını tercih etmişse, |
| Ö. N. Bilmen | (37-38) Artık kim taşkınlık etmiş ise. Ve dünya hayatını tercih eylemiş ise. |
| S. Ateş | Ve şu yakın hayâtı yeğlemişse, |
| A. Bulaç | Ve dünya hayatını seçerse, |
| Muhammed Esed | ve bu dünya hayatını (ruh temizliğine) tercih eden(in) |
| Y.N. Öztürk | Ve iğreti hayatı yeğlemiş olan için, |
| S. Yıldırım | Âhireti unutup dünya zevkini tercih ettiyse, |
| Tefhimü-l Kuran | Ve dünya hayatını seçerse, |
| Fizilalil Kuran | ve şu yakın hayatı yeğlemişse. |
| A. Gölpınarlı | Dünyâ yaşayışını üstün tutmuşsa, |
| H. S. Yeter | Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse, |
| A. Uğur | Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse, |
| G. Onan | Ve dünya hayatını seçerse, |
| Ş. Piriş | Dünya hayatını tercih ettiyse. |
| Yusuf Ali (EN) | And had preferred the life of this world, |
| M. Pickthall (EN) | And chose the life of the world, |
(NÂZİÂT suresi 39. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى
| Okunuş | Feinnelcahiyme hiyelme'va. |
| Diyanet Çevirisi | (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır. |
| Diyanet Vakfı | (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır. |
| Elmalılı Orijinal | muhakkak Cahîmdir onun varacağı |
| Elmalılı Sade. 1 | muhakkak onun varacağı yer cehennemdir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz onun varacağı yer cehennemdir. |
| Ö. N. Bilmen | Artık şüphe yok ki, cehennemdir, odur onun yurdu. |
| S. Ateş | Onun barınağı cehennemdir. |
| A. Bulaç | Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Muhammed Esed | varacağı yer o yakıcı ateştir! |
| Y.N. Öztürk | Cehennem, barınağın ta kendisidir. |
| S. Yıldırım | Onun varacağı yer, olsa olsa cehennemdir! |
| Tefhimü-l Kuran | Hiç şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Fizilalil Kuran | Onun barınağa cehennemdir. |
| A. Gölpınarlı | Artık cehennemdir onun yeri-yurdu. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır. |
| A. Uğur | Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır. |
| G. Onan | Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Ş. Piriş | Cehennem onun varacağı yerdir. |
| Yusuf Ali (EN) | The Abode will be Hell Fire; |
| M. Pickthall (EN) | Lo! hell will be his home. |
(NÂZİÂT suresi 40. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى
| Okunuş | Ve emma men hafe mekame rabbihi ve nehennefse 'anilheva. |
| Diyanet Çevirisi | (40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır. |
| Diyanet Vakfı | (40-41) Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır. |
| Elmalılı Orijinal | Herkim de rabbının makamından korkmuş ve nefsi hevadan nehy eylemiş ise |
| Elmalılı Sade. 1 | Her kim de Rabbinin makamından korkmuş, nefsini kötü arzulardan engellemişse, |
| Elmalılı Sade. 2 | Kim de Rabbinin divanında durmaktan korkmuş, nefsini boş heveslerden menetmiş ise, |
| Ö. N. Bilmen | Fakat kim ki, Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini hevâdan nehyetmiş ise. |
| S. Ateş | Ama kim Rabbinin divânında dur(up hesap ver)mekten korkmuş ve nefsi(ni) kötü heves(ler) den men'etmişse |
| A. Bulaç | Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, |
| Muhammed Esed | Ama Rabbinin huzurunda korku ile duranın ve nefsini kötü arzulardan alıkoyanın |
| Y.N. Öztürk | Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklanmış olan içinse, |
| S. Yıldırım | Ama kim Rabbinin divanında durmaktan korkarsa,ve nefsini heva ve hevese uymaktan dizginlerse, |
| Tefhimü-l Kuran | Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsi de heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, |
| Fizilalil Kuran | Ancak kim Rabbinin huzurunda durup hesap vermekten korkmuş ve nefsini kötü heveslerden menetmişse. |
| A. Gölpınarlı | Ve ama kim, Rabbinin durağından korkup da nefsi, dileğinden çekmişse. |
| H. S. Yeter | Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, |
| A. Uğur | Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, |
| G. Onan | Kim rabbinin makamından korkar ve nefsi hevadan sakındırırsa, |
| Ş. Piriş | Ama, kim de Rabbinin makamından korkup, kendisini heveslerine uymaktan alıkoymuşsa.. |
| Yusuf Ali (EN) | And for such as had entertained the fear of standing before their Lord's (tribunal) and has restrained (their) soul from lower Desires, |
| M. Pickthall (EN) | But as for him who feared to stand before his Lord and restrained his soul from lust, |
(NÂZİÂT suresi 41. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى
| Okunuş | Feinnelcennete hiyel me'va. |
| Diyanet Çevirisi | (40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır. |
| Diyanet Vakfı | (40-41) Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır. |
| Elmalılı Orijinal | muhakak Cennettir onun varacağı |
| Elmalılı Sade. 1 | muhakkak cennettir onun varacağı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir. |
| Ö. N. Bilmen | Artık cennette, o da (o kimse için) yurttur. |
| S. Ateş | Onun barınağı da cennettir. |
| A. Bulaç | Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Muhammed Esed | varacağı yer cennettir! |
| Y.N. Öztürk | Cennet, barınağın ta kendisidir. |
| S. Yıldırım | Onun varacağı yer de olsa olsa cennettir! |
| Tefhimü-l Kuran | Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Fizilalil Kuran | Onun barınağı da cennettir. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki cennettir onun yeri-yurdu. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz cennet(onun) yegâne barınağıdır. |
| A. Uğur | Şüphesiz cennet(onun) yegâne barınağıdır. |
| G. Onan | Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. |
| Ş. Piriş | Cennet de onun varacağı yerdir. |
| Yusuf Ali (EN) | Their Abode will be the Garden. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! the Garden will be his home. |
(NÂZİÂT suresi 42. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
| Okunuş | Yes'eluneke 'anissa'ati eyyane mursaha. |
| Diyanet Çevirisi | Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. |
| Diyanet Vakfı | Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.) |
| Elmalılı Orijinal | Sana o saattan soruyorlar: ne zaman demir atması? |
| Elmalılı Sade. 1 | Sana o saatten (kıyameti) soruyorlar «Ne zama demir atması?» diye, |
| Elmalılı Sade. 2 | Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye. |
| Ö. N. Bilmen | (42-44) Sana Kıyametten sorarlar ki, onun vukû'u ne zamandır? Sen onu yâdetmek hususunda ne haldesin? Onun sonu Rabbine varır. |
| S. Ateş | Sana sâ'atden soruyorlar: Demir atması (gelip çatması) ne zaman diye. |
| A. Bulaç | "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar. |
| Muhammed Esed | (EY PEYGAMBER,) sana Son Saat'i soruyorlar: "Ne zaman gelip çatacak?" |
| Y.N. Öztürk | O saatten soruyorlar sana, "gelip demir atması ne zaman?" diye. |
| S. Yıldırım | Sana kıyamet saatini sorarlar: "Demir atması ne zaman?" diye. |
| Tefhimü-l Kuran | «O ne zaman demir atacak?» diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar. |
| Fizilalil Kuran | Ey Muhammed! Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. |
| A. Gölpınarlı | Senden sorarlar kıyâmeti, ne vakit kopacak? |
| H. S. Yeter | Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.) |
| A. Uğur | Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.) |
| G. Onan | "O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar. |
| Ş. Piriş | Sana kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. |
| Yusuf Ali (EN) | They ask thee about the Hour, When will be its appointed time? |
| M. Pickthall (EN) | They ask thee of the Hour: when will it come to port? |
(NÂZİÂT suresi 43. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَاهَا
| Okunuş | Fiyme ente min zikraha. |
| Diyanet Çevirisi | Onu bilip söylemek nerede, sen nerede? |
| Diyanet Vakfı | Sen onu nereden bilip bildireceksin! |
| Elmalılı Orijinal | Nerde senden onu anlatması? |
| Elmalılı Sade. 1 | Nerde senden onu anlatması (sen nerede, onu anlatmak nerede)?! |
| Elmalılı Sade. 2 | Sen nerde, onu anlatmak nerde?! |
| Ö. N. Bilmen | (42-44) Sana Kıyametten sorarlar ki, onun vukû'u ne zamandır? Sen onu yâdetmek hususunda ne haldesin? Onun sonu Rabbine varır. |
| S. Ateş | Sen nerede, onun vaktini söylemek nerede?! |
| A. Bulaç | Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki... |
| Muhammed Esed | Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki? |
| Y.N. Öztürk | Nerede sende, onu hatırlatacak şey! |
| S. Yıldırım | Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede? |
| Tefhimü-l Kuran | Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki... |
| Fizilalil Kuran | Sen nerede, onun vaktini söylemek nerede? |
| A. Gölpınarlı | Sen, onu ne bilirsin ki ne anlatacaksın? |
| H. S. Yeter | Sen onu nereden bilip bildireceksin! |
| A. Uğur | Sen onu nereden bilip bildireceksin! |
| G. Onan | Onunla ilgili bilgi vermekten yana sende ne var ki... |
| Ş. Piriş | Senin neyine ondan haber vermek. |
| Yusuf Ali (EN) | Wherein art thou (concerned) with the declaration thereof? |
| M. Pickthall (EN) | Why (ask they)? What hast thou to tell thereof? |
(NÂZİÂT suresi 44. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
| Okunuş | İla rabbike muntehaha. |
| Diyanet Çevirisi | Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir. |
| Diyanet Vakfı | Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir. |
| Elmalılı Orijinal | Rabbınadır onun müntehası |
| Elmalılı Sade. 1 | Rabbine aittir onunla ilgili bütün bilgi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onun son ilmi Rabbine aittir. |
| Ö. N. Bilmen | (42-44) Sana Kıyametten sorarlar ki, onun vukû'u ne zamandır? Sen onu yâdetmek hususunda ne haldesin? Onun sonu Rabbine varır. |
| S. Ateş | Onun bilgisi Rabbine âittir. |
| A. Bulaç | En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir. |
| Muhammed Esed | (Çünkü) onun (bilgisinin) başı ve sonu yalnız Rabbinin katındadır! |
| Y.N. Öztürk | Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır. |
| S. Yıldırım | Onun sonu Rabbine varır, kesin bilgisi O’na aittir. |
| Tefhimü-l Kuran | En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir. |
| Fizilalil Kuran | Onun bilgisi Rabbine aittir. |
| A. Gölpınarlı | Onun sonu, Rabbine âittir, o bilir. |
| H. S. Yeter | Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir. |
| A. Uğur | Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir. |
| G. Onan | En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi) rabbine aittir. |
| Ş. Piriş | Rabbine aittir, onun sonucu.. |
| Yusuf Ali (EN) | With thy Lord is the Limit fixed therefor. |
| M. Pickthall (EN) | Unto thy Lord belongeth (knowledge of) the term thereof. |


0 yorum yazılmıştır