Nâziât (45-46)
(NÂZİÂT suresi 45. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَاهَا
| Okunuş | İnnema ente munziru men yahşaha. |
| Diyanet Çevirisi | Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın. |
| Diyanet Vakfı | Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. |
| Elmalılı Orijinal | Sen ancak bir münzirisin ondan haşyet duyacakların |
| Elmalılı Sade. 1 | Sen, ancak O'ndan korkacakların bir uyarıcısısın! |
| Elmalılı Sade. 2 | Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki sen, ancak ondan korkan bir korkutucusun. |
| S. Ateş | Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın. |
| A. Bulaç | Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın. |
| Muhammed Esed | Sen ancak ondan korkanları uyar(mak için gönderil)mişsin. |
| Y.N. Öztürk | Sen sadece, ondan korkanları uyaransın. |
| S. Yıldırım | Sana düşen sadece: ondan korkanı uyarmaktır. |
| Tefhimü-l Kuran | Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkmakta' olanlar için bir uyarıp-korkutansın. |
| Fizilalil Kuran | Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarırsın. |
| A. Gölpınarlı | Sen ancak, korkanı korkutansın. |
| H. S. Yeter | Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. |
| A. Uğur | Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. |
| G. Onan | Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın. |
| Ş. Piriş | Sen ancak ondan korkan kimseye bir uyarıcısın. |
| Yusuf Ali (EN) | Thou art but a Warner for such as fear it. |
| M. Pickthall (EN) | Thou art but a warner unto him who feareth it. |
(NÂZİÂT suresi 46. ayet) (Resmi:79/İniş:81/Alfabetik:78)
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
| Okunuş | Keennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa 'aşiyyeten ev duhaha. |
| Diyanet Çevirisi | Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler. |
| Diyanet Vakfı | Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar. |
| Elmalılı Orijinal | Onu görecekleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler |
| Elmalılı Sade. 1 | Onlar, onu (kıyameti) görecekleri gün, sanki bir akşam veya bir kuşluğundan başka durmamışa dönecekler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler. |
| Ö. N. Bilmen | Onlar, o Kıyameti gördükleri gün sanki bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başka kalmamış gibi olurlar. |
| S. Ateş | Onlar onu gördükleri zaman sanki (dünyâda) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar. |
| A. Bulaç | Onu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler. |
| Muhammed Esed | Onu anladıkları Gün (onlara, bu dünyada) bir akşamdan ya da kuşluğuyla (birlikte sona eren bir gece)den fazla kalmamışlar (gibi gelecek)! |
| Y.N. Öztürk | Onu gördükleri gün onlar, dünyada sanki bir akşam veya onun kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönerler. |
| S. Yıldırım | Onu gördükleri gün öyle gelir ki onlara:Yalnız bir akşam veya bir sabah faslı durdular dünyada. |
| Tefhimü-l Kuran | Kendileri onu gördükleri gün, sanki onlar, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler. |
| Fizilalil Kuran | Onlar onu gördükleri zaman sanki dünyada bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar. |
| A. Gölpınarlı | Onu gördükleri gün, bir akşamcık yaşamışa dönerler, yahut da günün kuşluk çağı. |
| H. S. Yeter | Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar. |
| A. Uğur | Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar. |
| G. Onan | Onu gördükleri gün sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler. |
| Ş. Piriş | Onu gördükleri gün, onlar sanki, sadece bir akşam veya bir kuşluk vakti süresince (dünyada) kalmış olurlar. |
| Yusuf Ali (EN) | The Day they see it, (it will be) as if they had tarried but a single evening, or (at most till) the following morn! |
| M. Pickthall (EN) | On the day when they behold it, it will be as if they had but tarried for an evening or the morn thereof. |


0 yorum yazılmıştır