Nebe (1-15)
en-NEBE
Diyanet / Elmalılı
Meâric'den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kırk) âyettir. "Nebe' " haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.
Süleyman Ateş
Nebe', haber demektir. Sûre, kıyâmet günü haberiyle başladığından bu adı almıştır. İlk Mekke sûrelerindendir. Me'âric Sûresinden sonra inmiştir, 40 âyettir. Mushaf'ta 78, inişte 80. sûredir.
(NEBE suresi 1. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
عَمَّ يَتَسَاءلُونَ
| Okunuş | Amme yetesaelune. |
| Diyanet Çevirisi | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| Diyanet Vakfı | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| Elmalılı Orijinal | Neden soruşturuyorlar? O büyük nübüvvet haberinde |
| Elmalılı Sade. 1 | Neden soruşuyorlar? |
| Elmalılı Sade. 2 | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Ne şeyden soruşturuyorlar? O pek büyük haberden. |
| S. Ateş | Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? |
| A. Bulaç | Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar? |
| Muhammed Esed | BİRBİRLERİNE (bu kadar sık) neyi soruyorlar? |
| Y.N. Öztürk | Hangi şeyden sorup duruyorlar birbirlerine? |
| S. Yıldırım | Onlar birbirine neyi sorup duruyorlar? |
| Tefhimü-l Kuran | Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar? |
| Fizilalil Kuran | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| A. Gölpınarlı | Neyi birbirlerine sorup dururlar? |
| H. S. Yeter | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| A. Uğur | Birbirlerine neyi soruyorlar? |
| G. Onan | Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar? |
| Ş. Piriş | Neyi soruşturup duruyorlar? |
| Yusuf Ali (EN) | Concerning what are they disputing? |
| M. Pickthall (EN) | Whereof do they question one another?? |
(NEBE suresi 2. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ
| Okunuş | Aninnebeil'aziymi. |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? |
| Diyanet Vakfı | (2-3) (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düştükleri büyük haberi mi? |
| Elmalılı Orijinal | Ki onlar onda ıhtilâfa düşüyorlar |
| Elmalılı Sade. 1 | O büyük peygamberlik haberinden |
| Elmalılı Sade. 2 | O büyük haberden (kıyametten) mi? |
| Ö. N. Bilmen | (1-2) Ne şeyden soruşturuyorlar? O pek büyük haberden. |
| S. Ateş | O büyük haberden mi? |
| A. Bulaç | O büyük haberi mi? |
| Muhammed Esed | O müthiş (yeniden dirilme) haberini (mi), |
| Y.N. Öztürk | O büyük haberden mi? |
| S. Yıldırım | (2-3) Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi? |
| Tefhimü-l Kuran | O büyük haberi mi? |
| Fizilalil Kuran | O büyük haberi mi? |
| A. Gölpınarlı | Pek ulu haberi. |
| H. S. Yeter | O büyük haberden mi? |
| A. Uğur | O büyük haberden mi? |
| G. Onan | O büyük haberi mi? |
| Ş. Piriş | Büyük haberi mi? |
| Yusuf Ali (EN) | Concerning the Great News, |
| M. Pickthall (EN) | (It is) of the awful tidings, |
(NEBE suresi 3. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
| Okunuş | Elleziy hum fiyhi muhtelifune. |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? |
| Diyanet Vakfı | (2-3) (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düştükleri büyük haberi mi? |
| Elmalılı Orijinal | Hayır ileride bilecekler |
| Elmalılı Sade. 1 | ki Onlar onda görüş ayrılığına düşüyorlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler. |
| Ö. N. Bilmen | O haber ki, onlar onda ihtilafa düşmüşlerdir. |
| S. Ateş | Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler. |
| A. Bulaç | Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. |
| Muhammed Esed | üzerinde (hiçbir şekilde) anlaşamadıkları. |
| Y.N. Öztürk | Ki onda tartışma içindedirler. |
| S. Yıldırım | (2-3) Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi? |
| Tefhimü-l Kuran | Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. |
| Fizilalil Kuran | Ki onlar onda ayrılığa düştüler. |
| A. Gölpınarlı | Öylesine haber ki onlar, bu hususta aykırılığa düşmüşlerdir. |
| H. S. Yeter | (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler. |
| A. Uğur | (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler. |
| G. Onan | Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. |
| Ş. Piriş | Onlar ki, hakkında ihtilaf ediyorlar. |
| Yusuf Ali (EN) | About which they cannot agree. |
| M. Pickthall (EN) | Concerning which they are in disagreement. |
(NEBE suresi 4. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
| Okunuş | Kella seya'lemune. |
| Diyanet Çevirisi | Hayır, ileride bilecekler. |
| Diyanet Vakfı | Hayır! Anlayacaklar! |
| Elmalılı Orijinal | Hayır, hayır ileride bilecekler |
| Elmalılı Sade. 1 | Hayır, ileride bilecekler! |
| Elmalılı Sade. 2 | Hayır, ilerde bilecekler. |
| Ö. N. Bilmen | (4-5) Hayır. Yakında bileceklerdir. Sonra hayır. Yakında bileceklerdir. |
| S. Ateş | Hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler. |
| A. Bulaç | Hayır; yakında bileceklerdir. |
| Muhammed Esed | Elbette, zamanı geldiğinde (onu) anlayacaklar! |
| Y.N. Öztürk | Hayır, sandıkları gibi değil! Yakında bilecekler. |
| S. Yıldırım | Hayır! (İhtilafa ne hacet,) yakında anlayacaklar! |
| Tefhimü-l Kuran | Hayır, yakında bileceklerdir. |
| Fizilalil Kuran | Hayır yakında bilecekler. |
| A. Gölpınarlı | Hayır, bilirler yakında. |
| H. S. Yeter | Hayır! Anlayacaklar! |
| A. Uğur | Hayır! Anlayacaklar! |
| G. Onan | Hayır; yakında bileceklerdir. |
| Ş. Piriş | Hayır, yakında öğrenecekler. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily, they shall soon (come to) know! |
| M. Pickthall (EN) | Nay, but they will come to know! |
(NEBE suresi 5. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
| Okunuş | Simme kella seya'lemune. |
| Diyanet Çevirisi | Yine hayır; ileride bilecekler. |
| Diyanet Vakfı | Yine hayır! Onlar anlayacaklar! |
| Elmalılı Orijinal | Değilmi ki biz arzı bir döşek yaptık |
| Elmalılı Sade. 1 | Hayır, hayır, ileride bilecekler! |
| Elmalılı Sade. 2 | Hayır hayır, ilerde bilecekler. |
| Ö. N. Bilmen | (4-5) Hayır. Yakında bileceklerdir. Sonra hayır. Yakında bileceklerdir. |
| S. Ateş | Sonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler. |
| A. Bulaç | Yine hayır; yakında bileceklerdir. |
| Muhammed Esed | Ve bir kez daha: Elbette, zamanı geldiğinde anlayacaklar! |
| Y.N. Öztürk | Hayır, hayır! Düşündükleri gibi değil, yakında bilecekler. |
| S. Yıldırım | Elbette ve elbette yakında gerçeği öğrenecekler! |
| Tefhimü-l Kuran | Yine hayır; yakında bileceklerdir. |
| Fizilalil Kuran | Yine hayır, yakında bilecekler. |
| A. Gölpınarlı | Gene de hayır, bilirler yakında. |
| H. S. Yeter | Yine hayır! Onlar anlayacaklar! |
| A. Uğur | Yine hayır! Onlar anlayacaklar! |
| G. Onan | Yine hayır; yakında bileceklerdir. |
| Ş. Piriş | Sonra, Hayır, yakında öğrenecekler. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily, verily they shall soon (come to) know! |
| M. Pickthall (EN) | Nay, again, but they will come to know! |
(NEBE suresi 6. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا
| Okunuş | Elem nec'alil'arda mihaden. |
| Diyanet Çevirisi | (6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| Diyanet Vakfı | (6-7) Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| Elmalılı Orijinal | Ve dağları birer kazık |
| Elmalılı Sade. 1 | Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı? |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? |
| Ö. N. Bilmen | (6-7) Yeri bir döşek yapmadık mı? Dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| S. Ateş | Yapmadık mı biz, Arzı bir beşik, |
| A. Bulaç | Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? |
| Muhammed Esed | YERYÜZÜNÜ (sizin için) bir dinlenme yeri yapmadık mı, |
| Y.N. Öztürk | Biz bu yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? |
| S. Yıldırım | Biz yeri bir döşek yapmadık mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? |
| Fizilalil Kuran | Yeryüzünü bir beşik, |
| A. Gölpınarlı | Yeryüzünü, hazır bir yaygı olarak yaymadık mı? |
| H. S. Yeter | Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı? |
| A. Uğur | Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı? |
| G. Onan | Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? |
| Ş. Piriş | Yeri bir beşik kılmadık mı? |
| Yusuf Ali (EN) | Have We not made the earth as a wide expanse, |
| M. Pickthall (EN) | Have We not made the earth an expanse, |
(NEBE suresi 7. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا
| Okunuş | Velcibale evtaden. |
| Diyanet Çevirisi | (6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| Diyanet Vakfı | (6-7) Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| Elmalılı Orijinal | Ve sizleri çift çift yarattık |
| Elmalılı Sade. 1 | Dağları da birer kazık (yapmadık mı)? |
| Elmalılı Sade. 2 | Dağları da birer kazık kılmadık mı? |
| Ö. N. Bilmen | (6-7) Yeri bir döşek yapmadık mı? Dağları da birer kazık yapmadık mı? |
| S. Ateş | Dağları birer kazık? |
| A. Bulaç | Dağları da birer kazık? |
| Muhammed Esed | ve dağları da (onun) sütunları? |
| Y.N. Öztürk | Dağları birer kazık yapmadık mı? |
| S. Yıldırım | Dağları da arzı tutan birer destek yapmadık mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Dağları da birer kazık? |
| Fizilalil Kuran | Dağları da onun için birer direk kıldık. |
| A. Gölpınarlı | Ve dağları, çiviler gibi çaktık. |
| H. S. Yeter | Dağları da birer kazık . |
| A. Uğur | Dağları da birer kazık. |
| G. Onan | Dağları da birer kazık? |
| Ş. Piriş | Dağları da birer kazık. |
| Yusuf Ali (EN) | And the mountains as pegs? |
| M. Pickthall (EN) | And the high hills bulwarks? |
(NEBE suresi 8. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا
| Okunuş | Ve halaknakum ezvacen. |
| Diyanet Çevirisi | Sizleri (erkekli-dişili) eşler hâlinde yarattık. |
| Diyanet Vakfı | Sizi çifter çifter yarattık. |
| Elmalılı Orijinal | Ve uykunuzu bir sübat yaptık |
| Elmalılı Sade. 1 | Sizleri çift çift yarattık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sizleri çift çift yarattık. |
| Ö. N. Bilmen | (8-9) Ve sizleri çiftler olarak yarattık. Uykunuzu da bir dinleniş kıldık. |
| S. Ateş | Ve sizi çift çift yarattık. |
| A. Bulaç | Sizi çift çift yarattık. |
| Muhammed Esed | Sizi çiftler halinde yarattık; |
| Y.N. Öztürk | Sizleri çiftler olarak yarattık. |
| S. Yıldırım | Hem, sizi çift yarattık. |
| Tefhimü-l Kuran | Sizi çift çift yarattık. |
| Fizilalil Kuran | Ve sizi çift çift yarattık. |
| A. Gölpınarlı | Ve sizi, çift-çift yarattık. |
| H. S. Yeter | Sizi çifter çifter yarattık. |
| A. Uğur | Sizi çifter çifter yarattık. |
| G. Onan | Sizi çift çift yarattık. |
| Ş. Piriş | Sizi de çift çift yarattık. |
| Yusuf Ali (EN) | And (have We not) created you in pairs, |
| M. Pickthall (EN) | And We have created you in pairs, |
(NEBE suresi 9. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
| Okunuş | Ve ce'alna nevmekum subaten. |
| Diyanet Çevirisi | Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. |
| Diyanet Vakfı | Uykunuzu bir dinlenme kıldık. |
| Elmalılı Orijinal | Ve geceyi bir libas yaptık |
| Elmalılı Sade. 1 | Uykunuzu bir dinlenme yaptık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Uykunuzu bir dinlenme yaptık. |
| Ö. N. Bilmen | (8-9) Ve sizleri çiftler olarak yarattık. Uykunuzu da bir dinleniş kıldık. |
| S. Ateş | Uykunuzu dinlenme yaptık. |
| A. Bulaç | Uykunuzu bir dinlenme yaptık. |
| Muhammed Esed | uykunuzu ölüm(ün bir sembolü) kıldık |
| Y.N. Öztürk | Sizin uykunuzu bir dinlenme/bir rahatlama/bir tür ölüm yaptık. |
| S. Yıldırım | Uykunuzu dinlenme yaptık. |
| Tefhimü-l Kuran | Uykunuzu bir dinlenme yaptık. |
| Fizilalil Kuran | Uykunuzu dinlenme vakti yaptık. |
| A. Gölpınarlı | Ve uykunuzu, vakitli bir istirâhat zamânı kıldık. |
| H. S. Yeter | Uykunuzu bir dinlenme kıldık. |
| A. Uğur | Uykunuzu bir dinlenme kıldık. |
| G. Onan | Uykunuzu bir dinlenme yaptık. |
| Ş. Piriş | Uykunuzu dinlenme kıldık. |
| Yusuf Ali (EN) | And made your sleep for rest, |
| M. Pickthall (EN) | And have appointed your sleep for repose, |
(NEBE suresi 10. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا
| Okunuş | Ve ce'alnelleyle libasen. |
| Diyanet Çevirisi | Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. |
| Diyanet Vakfı | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Elmalılı Orijinal | Ve gündüzü bir meaş yaptık |
| Elmalılı Sade. 1 | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Ö. N. Bilmen | (10-11) Geceyi de bir örtü kılmış olduk. Gündüzü de bir geçim vakti yaptık. |
| S. Ateş | Geceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık. |
| A. Bulaç | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Muhammed Esed | ve geceyi (onun) örtüsü yaptık, |
| Y.N. Öztürk | Geceyi bir giysi yaptık. |
| S. Yıldırım | (10-11) Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık. |
| Tefhimü-l Kuran | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Fizilalil Kuran | Geceyi bir örtü yaptık. |
| A. Gölpınarlı | Ve geceyi, her şeyi örten bir örtü yaptık. |
| H. S. Yeter | Geceyi bir örtü yaptık. |
| A. Uğur | Geceyi bir örtü yaptık. |
| G. Onan | Geceyi bir örtü yaptık. |
| Ş. Piriş | Geceyi örtü kıldık. |
| Yusuf Ali (EN) | And made the night as a covering, |
| M. Pickthall (EN) | And have appointed the night as a cloak, |
(NEBE suresi 11. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا
| Okunuş | Ve ce'alnennehare me'aşen. |
| Diyanet Çevirisi | Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. |
| Diyanet Vakfı | Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. |
| Elmalılı Orijinal | Ve üstünüze yedi sağlam bina çattık |
| Elmalılı Sade. 1 | Gündüzü bir geçim vakti yaptık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık. |
| Ö. N. Bilmen | (10-11) Geceyi de bir örtü kılmış olduk. Gündüzü de bir geçim vakti yaptık. |
| S. Ateş | Gündüzü de geçim zamanı yaptık. |
| A. Bulaç | Gündüzü bir geçim-vakti kıldık. |
| Muhammed Esed | gündüzü de hayat(ın sembolü). |
| Y.N. Öztürk | Gündüzü, geçim için çalışma zamanı yaptık. |
| S. Yıldırım | (10-11) Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık. |
| Tefhimü-l Kuran | Gündüzü bir geçim-vakti kıldık. |
| Fizilalil Kuran | Gündüzü geçiminiz için çalışıp kazanma zamanı yaptık. |
| A. Gölpınarlı | Ve gündüzü de geçim zamânı. |
| H. S. Yeter | Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. |
| A. Uğur | Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. |
| G. Onan | Gündüzü bir geçim-vakti kıldık. |
| Ş. Piriş | Gündüzü de geçimlik kıldık. |
| Yusuf Ali (EN) | And made the day as a means of subsistence? |
| M. Pickthall (EN) | And have appointed the day for livelihood. |
(NEBE suresi 12. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
| Okunuş | Ve beneyna fevkakum seb'an şidaden. |
| Diyanet Çevirisi | Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. |
| Diyanet Vakfı | Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. |
| Elmalılı Orijinal | Ve içlerine şa'şaalı parıl parıl bir kandil astık |
| Elmalılı Sade. 1 | Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık. |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Ve üzerinize sağlam sağlam yedi gök bina ettik. Ve çok parıldayan kandil kıldık. |
| S. Ateş | Üstünüzde yedi sağlam (gök) binâ ettik. |
| A. Bulaç | Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. |
| Muhammed Esed | Üstünüze yedi gök kubbe bina ettik, |
| Y.N. Öztürk | Üstünüzde yedi sağlam/aşınmaz kurduk. |
| S. Yıldırım | Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik. |
| Tefhimü-l Kuran | Sizin üstünüze de sapasağlam yedi-gök bina ettik. |
| Fizilalil Kuran | Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. |
| A. Gölpınarlı | Ve üstünüzde, yedi sağlam yapı kurduk. |
| H. S. Yeter | Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. |
| A. Uğur | Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. |
| G. Onan | Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. |
| Ş. Piriş | Üstünüze de sapasağlam yedi kat bina ettik. |
| Yusuf Ali (EN) | And (have We not) built over you the seven firmaments, |
| M. Pickthall (EN) | And We have built above you seven strong (heavens), |
(NEBE suresi 13. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
| Okunuş | Ve ce'alna siracen vehhacen. |
| Diyanet Çevirisi | Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. |
| Diyanet Vakfı | (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. |
| Elmalılı Orijinal | Ve o mu'sıralardan şarıl şarıl bir su indirdik |
| Elmalılı Sade. 1 | İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık. |
| Elmalılı Sade. 2 | İçlerine ışık saçan bir kandil astık. |
| Ö. N. Bilmen | (12-13) Ve üzerinize sağlam sağlam yedi gök bina ettik. Ve çok parıldayan kandil kıldık. |
| S. Ateş | Ve (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık. |
| A. Bulaç | Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık. |
| Muhammed Esed | ve (oraya güneşi,) parıldayan ışık yüklü lambayı yerleştirdik. |
| Y.N. Öztürk | Bir de parıl parıl parlayan kandil yerleştirdik. |
| S. Yıldırım | Orada pırıl pırıl yanan bir lamba koyduk. |
| Tefhimü-l Kuran | Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık. |
| Fizilalil Kuran | Oraya parlak kandiller astık. |
| A. Gölpınarlı | Ve yalım-yalım yanan bir kandil yarattık. |
| H. S. Yeter | (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. |
| A. Uğur | (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. |
| G. Onan | Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık. |
| Ş. Piriş | Işık saçan bir de lamba yarattık. |
| Yusuf Ali (EN) | And placed (therein) a Light of Splendour? |
| M. Pickthall (EN) | And have appointed a dazzling lamp, |
(NEBE suresi 14. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَأَنزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاء ثَجَّاجًا
| Okunuş | Ve enzelna minelmu'sirati maen seccacen. |
| Diyanet Çevirisi | (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. |
| Diyanet Vakfı | (14-16) Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Çıkaralım diye onunla taneler ve otlar |
| Elmalılı Sade. 1 | O yoğun bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik. |
| Ö. N. Bilmen | Ve o sıkıştıranlardan şarıl şarıl bir su indirdik. |
| S. Ateş | Sıkışan(bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik, |
| A. Bulaç | Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirdik. |
| Muhammed Esed | Ve rüzgarın sürüklediği bulutlardan şarıldayan sular indirdik, |
| Y.N. Öztürk | Sıkarak su çıkaranlardan şarıl şarıl bir su indirdik, |
| S. Yıldırım | (14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Sıkıp suyu çıkaran (bulut) lardan da 'bardaktan boşanırcasına bir su' indirdik. |
| Fizilalil Kuran | Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik ki, |
| A. Gölpınarlı | Ve sıkılan bulutlardan şarıl-şarıl sular akıttık. |
| H. S. Yeter | Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. |
| A. Uğur | Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. |
| G. Onan | Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirdik. |
| Ş. Piriş | Yoğun bulutlardan şarıl şarıl su indirdik. |
| Yusuf Ali (EN) | And do We not send down from the clouds water in abundance, |
| M. Pickthall (EN) | And have sent down from the rainy clouds abundant water, |
(NEBE suresi 15. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا
| Okunuş | Linuhrice bihi habben ve nebaten. |
| Diyanet Çevirisi | (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. |
| Diyanet Vakfı | (14-16) Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Ve sarmaş dolaş bağlar bağçeler |
| Elmalılı Sade. 1 | Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye. |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) Onunla daneler ve otlar çıkaralım (diye). Ve sarmaşık bahçeler yetiştirelim diye. |
| S. Ateş | Ki onunla çıkaralım: Dâne(ler), bitki(ler), |
| A. Bulaç | Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye. |
| Muhammed Esed | (indirdik) ki onunla taneler ve bitkiler yetiştirelim, |
| Y.N. Öztürk | Ki çıkaralım onlardan dâneler ve otlar; |
| S. Yıldırım | (14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye |
| Fizilalil Kuran | (15-16) Onunla taneler, bitkiler ve birbirine sarmaş dolaş olmuş ağaçlı bahçeler çıkaralım. |
| A. Gölpınarlı | Akıttık da o sâyede tohumları, otları. |
| H. S. Yeter | Size tohumlar, bitkiler,yetiştirmek için |
| A. Uğur | Size tohumlar, bitkiler,yetiştirmek için |
| G. Onan | Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye. |
| Ş. Piriş | Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye. |
| Yusuf Ali (EN) | That We may produce therewith corn and vegetables, |
| M. Pickthall (EN) | Thereby to produce grain and plant, |


0 yorum yazılmıştır