Nebe (16-30)
(NEBE suresi 16. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا
| Okunuş | Ve cennatin elfafen. |
| Diyanet Çevirisi | (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. |
| Diyanet Vakfı | (14-16) Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesiz ki o fasıl günü bir miykat olmuştur |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye). |
| Ö. N. Bilmen | (15-16) Onunla daneler ve otlar çıkaralım (diye). Ve sarmaşık bahçeler yetiştirelim diye. |
| S. Ateş | Ve (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler. |
| A. Bulaç | Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de. |
| Muhammed Esed | ve ağaçlarla kaplı bahçeler. |
| Y.N. Öztürk | Ve içiçe girmiş bağlar-bahçeler. |
| S. Yıldırım | (14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de. |
| Fizilalil Kuran | (15-16) Onunla taneler, bitkiler ve birbirine sarmaş dolaş olmuş ağaçlı bahçeler çıkaralım. |
| A. Gölpınarlı | Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri, bağları meydana getirdik. |
| H. S. Yeter | Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler. |
| A. Uğur | Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler. |
| G. Onan | Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de. |
| Ş. Piriş | Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler... |
| Yusuf Ali (EN) | And gardens of luxurious growth? |
| M. Pickthall (EN) | And gardens of thick foliage. |
(NEBE suresi 17. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا
| Okunuş | İnne yevmelfasli kane miykaten. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. |
| Diyanet Vakfı | Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir. |
| Elmalılı Orijinal | O gün ki sur üfürülür derken gelirsiniz fevcâ fevc |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz ki, o fasıl (kıyamet) günü belirlenmiş bir vakit olmuştur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki, O ayırdetme günü, tayin edilmiş bir vakitir. |
| S. Ateş | Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir. |
| A. Bulaç | Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir. |
| Muhammed Esed | GERÇEK ŞU Kİ, (doğru ile yanlış arasında) Ayrım Günü'nün belirlenmiş bir vakti vardır: |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir. |
| S. Yıldırım | (İmdi bunları anladıysanız, hakkında ihtilaf ettiğiniz o mahşer dirilişini de anlarsınız. İşte bunları kim yapmışsa, ölüleri de O diriltecektir.) Evet, o "karar günü," vakti kesin olarak belirlenmiş bir gündür. |
| Tefhimü-l Kuran | Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir. |
| Fizilalil Kuran | Muhakkak ki hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki ayırma gününün vakti de tâyin edilmiştir. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir. |
| A. Uğur | Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir. |
| G. Onan | Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir. |
| Ş. Piriş | Ayırım/fasl günü belirlenmiş bir vakittir. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily the Day of Sorting Out is a thing appointed, |
| M. Pickthall (EN) | Lo! the Day of Decision is a fixed time, |
(NEBE suresi 18. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
| Okunuş | Yevme yunfehu fiyssuri fete'tune efvacen. |
| Diyanet Çevirisi | Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. |
| Diyanet Vakfı | Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz; |
| Elmalılı Orijinal | Semâ da açılmış olmuştur ebvab |
| Elmalılı Sade. 1 | Sur'a üfürüldüğü gün, bölük bölük gelirsiniz! |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz. |
| Ö. N. Bilmen | O gün ki, Sûr'a üfürülür, artık bölük bölük geliverirsiniz. |
| S. Ateş | O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz. |
| A. Bulaç | Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz. |
| Muhammed Esed | (yeniden dirilme) surun(un) üflendiği ve hepinizin kalabalıklar halinde ortaya çıkacağınız Gün; |
| Y.N. Öztürk | Sûra üfürüldüğü gün, bölükler halinde geleceksiniz. |
| S. Yıldırım | O gün sûra üfürülür, siz de bölük bölük gelirsiniz. |
| Tefhimü-l Kuran | Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz. |
| Fizilalil Kuran | Sur â üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz. |
| A. Gölpınarlı | O gün Sûr üfürülür de gelirsiniz bölük-bölük. |
| H. S. Yeter | Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz. |
| A. Uğur | Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz. |
| G. Onan | Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz. |
| Ş. Piriş | Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz. |
| Yusuf Ali (EN) | The Day that the Trumpet shall be sounded, and ye shall come forth in crowds; |
| M. Pickthall (EN) | A day when the trumpet is blown, and ye come in multitudes, |
(NEBE suresi 19. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَفُتِحَتِ السَّمَاء فَكَانَتْ أَبْوَابًا
| Okunuş | Ve futihatissemau fekanet ebvaben. |
| Diyanet Çevirisi | Gök açılır ve kapı kapı olur. |
| Diyanet Vakfı | Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur; |
| Elmalılı Orijinal | Ve dağlar yütürülmüş olmuştur serab |
| Elmalılı Sade. 1 | Gökde açılmış, kapılar oluşmuştur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur. |
| Ö. N. Bilmen | (19-20) Gök de açılmış artık kapı kapı oluvermiştir. Dağlar da yürütülmüş de, su gibi görülen bir hayâl olmuştur. |
| S. Ateş | Gök açılmış, kapı kapı olmuştur. |
| A. Bulaç | O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. |
| Muhammed Esed | göklerin açıldığı ve (kanatları açık) kapılar haline geldiği (gün); |
| Y.N. Öztürk | Gök açılmış, kapı kapı oluvermiştir. |
| S. Yıldırım | Gökler kapı kapı açılır (her tarafı kapı haline gelen gökten melâike orduları birden indirme yapar). |
| Tefhimü-l Kuran | O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. |
| Fizilalil Kuran | O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur. |
| A. Gölpınarlı | Ve gök açılmış, kapılar haline gelmiştir. |
| H. S. Yeter | Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur; |
| A. Uğur | Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur; |
| G. Onan | O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. |
| Ş. Piriş | (O gün) gök açılıp, kapı kapı olmuştur. |
| Yusuf Ali (EN) | And the heavens shall be opened as if there were doors, |
| M. Pickthall (EN) | And the heaven is opened and becometh as gates, |
(NEBE suresi 20. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
| Okunuş | Ve suyyiretilcibalu fekanet seraben. |
| Diyanet Çevirisi | Dağlar yürütülür, serap hâline gelir. |
| Diyanet Vakfı | Dağlar yürütülür, serap haline gelir. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesiz ki Cehennem olmuştur mırsad |
| Elmalılı Sade. 1 | Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur. |
| Ö. N. Bilmen | (19-20) Gök de açılmış artık kapı kapı oluvermiştir. Dağlar da yürütülmüş de, su gibi görülen bir hayâl olmuştur. |
| S. Ateş | Dağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur. |
| A. Bulaç | Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir. |
| Muhammed Esed | ve dağların bir serapmış gibi kaybolup gittiği (gün). |
| Y.N. Öztürk | Dağlar yürütülmüş, bir serap oluvermiştir. |
| S. Yıldırım | Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur. |
| Tefhimü-l Kuran | Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir. |
| Fizilalil Kuran | Dağlar yürütülür, serap haline gelir. |
| A. Gölpınarlı | ve dağlar yürütülmüş, serâba dönmüştür. |
| H. S. Yeter | Dağlar yürütülür, serap haline gelir. |
| A. Uğur | Dağlar yürütülür, serap haline gelir. |
| G. Onan | Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir. |
| Ş. Piriş | Dağlar yürütülüp, serap olmuştur. |
| Yusuf Ali (EN) | And the mountains shall vanish, as if they were a mirage. |
| M. Pickthall (EN) | And the hills are set in motion and become as a mirage. |
(NEBE suresi 21. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
| Okunuş | İnne cehenneme kanet mirsaden |
| Diyanet Çevirisi | (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. |
| Diyanet Vakfı | (21-22) Şüphesiz, azgınların barınağı olacak cehennem pusuda beklemektedir. |
| Elmalılı Orijinal | Azgınlar için bir meâb |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz, cehennem bir gözetleme yeri olmuştur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur. |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak ki, cehennem bir gözetilen yerdir. |
| S. Ateş | Cehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır. |
| A. Bulaç | Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir. |
| Muhammed Esed | (O Gün,) cehennem, (hakikati inkar edenleri) kuşatmak için bekleyecek; |
| Y.N. Öztürk | Cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur. |
| S. Yıldırım | Cehennem pusuda... her an eline düşecek avlarını gözlemektedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir. |
| Fizilalil Kuran | Cehennem de suçluları gözetleyip durmaktadır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki cehennem pusudadır. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir. |
| A. Uğur | Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir. |
| G. Onan | Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir. |
| Ş. Piriş | Cehennem de gözlemektedir. |
| Yusuf Ali (EN) | Truly Hell is as a place of ambush, |
| M. Pickthall (EN) | Lo! hell lurketh in ambush, |
(NEBE suresi 22. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
لِلْطَّاغِينَ مَآبًا
| Okunuş | Littağiyne meaben. |
| Diyanet Çevirisi | (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. |
| Diyanet Vakfı | (21-22) Şüphesiz, azgınların barınağı olacak cehennem pusuda beklemektedir. |
| Elmalılı Orijinal | Devirlerce içine kalacaklar |
| Elmalılı Sade. 1 | Azgınlara bir barınak olmuştur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Azgınlar için son varılacak yer olmuştur. |
| Ö. N. Bilmen | Azgınlar için bir dolaşılıp gidilecek yerdir. |
| S. Ateş | Azgınların varacağı yerdir. |
| A. Bulaç | Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir. |
| Muhammed Esed | hak ve adalet sınırlarını ihlal etmiş olanların durağı! |
| Y.N. Öztürk | Azgınlar için bir barınak. |
| S. Yıldırım | Azgınların dönüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır. |
| Tefhimü-l Kuran | Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir. |
| Fizilalil Kuran | Orası azgınların varacağı yerdir. |
| A. Gölpınarlı | Azanlara dönüp varılacak son yerdir. |
| H. S. Yeter | Azgınların barınacağı yerdir (cehennem). |
| A. Uğur | Azgınların barınacağı yerdir (cehennem). |
| G. Onan | Taşkınlık edip-azanlar için son dönüş-yeridir (meaben). |
| Ş. Piriş | Azgınların varacağı yerdir.. |
| Yusuf Ali (EN) | For the transgressors a place of destination; |
| M. Pickthall (EN) | A home for the rebellious. |
(NEBE suresi 23. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا
| Okunuş | Labisiyne fiyha ahkaben. |
| Diyanet Çevirisi | (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. |
| Diyanet Vakfı | (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar. |
| Elmalılı Orijinal | Ne bir serinlik tatacaklar ne de bir şarab |
| Elmalılı Sade. 1 | İçinde devirlerce kalacaklardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Orada çağlarca kalacaklardır. |
| Ö. N. Bilmen | (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar. |
| S. Ateş | Orada çağlar boyu kalacalardır. |
| A. Bulaç | Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır. |
| Muhammed Esed | Onlar orada uzun süre kalacaklar. |
| Y.N. Öztürk | Devirlerce kalacaklardır içinde. |
| S. Yıldırım | Devirler boyunca orada kalacaklardır. |
| Tefhimü-l Kuran | Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır. |
| Fizilalil Kuran | Orada sonsuza dek kalacaklardır. |
| A. Gölpınarlı | Yıllar boyunca kalırlar orada. |
| H. S. Yeter | (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar , |
| A. Uğur | (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar, |
| G. Onan | Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır. |
| Ş. Piriş | Orada çağlar boyu kalacaklardır. |
| Yusuf Ali (EN) | They will dwell therein for ages. |
| M. Pickthall (EN) | They will abide therein for ages. |
(NEBE suresi 24. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
| Okunuş | La yezukune fiyha berden ve la şeraben. |
| Diyanet Çevirisi | Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! |
| Diyanet Vakfı | (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar. |
| Elmalılı Orijinal | Ancak bir hamîm ve bir gassak |
| Elmalılı Sade. 1 | Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek. |
| Elmalılı Sade. 2 | Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey. |
| Ö. N. Bilmen | (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar. |
| S. Ateş | Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar, |
| A. Bulaç | Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek. |
| Muhammed Esed | Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de (susuzluk giderici) bir içecek; |
| Y.N. Öztürk | Ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek. |
| S. Yıldırım | Orada ne bir serinlik, ne bir içecek tadarlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Orada ne serinlik tadacaklar, ne de bir içecek. |
| Fizilalil Kuran | Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar. |
| A. Gölpınarlı | Ne bir serinlik tadarlar, ne içilecek bir şey. |
| H. S. Yeter | Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, |
| A. Uğur | Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, |
| G. Onan | Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek. |
| Ş. Piriş | Orada ne serinlik ne de içecek.. |
| Yusuf Ali (EN) | Nothing cool shall they taste therein, nor any drink, |
| M. Pickthall (EN) | Therein taste they neither coolness nor (any) drinkk |
(NEBE suresi 25. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
| Okunuş | İlla hamiymen ve ğassakan. |
| Diyanet Çevirisi | (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. |
| Diyanet Vakfı | (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar. |
| Elmalılı Orijinal | Bir ceza ki bervechi vifak |
| Elmalılı Sade. 1 | Yalnızca bir kaynar su ve irin. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler). |
| Ö. N. Bilmen | (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar. |
| S. Ateş | Yalnız kaynar su ve irin (içerler); |
| A. Bulaç | Kaynar sudan ve irinden başka. |
| Muhammed Esed | yalnız yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık: |
| Y.N. Öztürk | Sadece kaynar su, atık su, |
| S. Yıldırım | İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Kaynar sudan ve irinden başka. |
| Fizilalil Kuran | Yalnız kaynar su ve irin içerler. |
| A. Gölpınarlı | Ancak bir kaynar su, ancak bir kan ve irin. |
| H. S. Yeter | Kaynar su ve irin (tadarlar). |
| A. Uğur | Kaynar su ve irin (tadarlar). |
| G. Onan | Kaynar sudan ve irinden başka. |
| Ş. Piriş | Kaynar su ve irinden başka... |
| Yusuf Ali (EN) | Save a boiling fluid and a fluid, dark, murky, intensely cold, |
| M. Pickthall (EN) | Save boiling water and a paralysing cold: |
(NEBE suresi 26. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
جَزَاء وِفَاقًا
| Okunuş | Cezaen vifakan. |
| Diyanet Çevirisi | (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. |
| Diyanet Vakfı | (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar. |
| Elmalılı Orijinal | çünkü ummazlardı onlar hiç bir hisab |
| Elmalılı Sade. 1 | Yaptıklarına tamamen uygun bir ceza olarak. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun. |
| Ö. N. Bilmen | (26-27) Uygun bir ceza olarak. Şüphe yok ki onlar, bir hesabı ummaz olmuşlardı. |
| S. Ateş | Yaptıklarına uygun bir cezâ olarak. |
| A. Bulaç | (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak, |
| Muhammed Esed | (günahlarına) uygun bir karşılık! |
| Y.N. Öztürk | Çok uygun bir karşılık olarak. |
| S. Yıldırım | Bu, yaptıklarının tam karşılığıdır. |
| Tefhimü-l Kuran | (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak, |
| Fizilalil Kuran | Yaptıklarına uygun bir ceza olarak |
| A. Gölpınarlı | Bir cezâdır ki tam uygun. |
| H. S. Yeter | Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak. |
| A. Uğur | Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak. |
| G. Onan | (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak, |
| Ş. Piriş | Uygun bir ceza! |
| Yusuf Ali (EN) | A fitting recompense (for them). |
| M. Pickthall (EN) | Reward proportioned (to their evil deeds). |
(NEBE suresi 27. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
| Okunuş | İnnehum kanu la yercune hisaben. |
| Diyanet Çevirisi | Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. |
| Diyanet Vakfı | Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı. |
| Elmalılı Orijinal | Âyetlerimizi tekzîb ede ede kesilmişlerdi kezzab |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü onlar, hiçbir hesap ummazlardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı. |
| Ö. N. Bilmen | (26-27) Uygun bir ceza olarak. Şüphe yok ki onlar, bir hesabı ummaz olmuşlardı. |
| S. Ateş | Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı. |
| A. Bulaç | Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. |
| Muhammed Esed | Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı, |
| Y.N. Öztürk | Doğrusu onlar böyle bir hesap ummuyorlardı. |
| S. Yıldırım | Çünkü onlar bu hesap gününe inanmıyor (onu hesaba almıyorlardı). |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu onlar, hesaba-çekileceklerini ummuyorlardı. |
| Fizilalil Kuran | Çünkü onlar bir hesab görüleceğini ummuyorlardı. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki onlar, hiçbir soru ummazlardı. |
| H. S. Yeter | Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı. |
| A. Uğur | Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı. |
| G. Onan | Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. |
| Ş. Piriş | Çünkü onlar, hesabı ummuyorlardı. |
| Yusuf Ali (EN) | For that they used not to fear any account (for their deeds), |
| M. Pickthall (EN) | For lo! they looked not for a reckoning; |
(NEBE suresi 28. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا
| Okunuş | Ve kezzebu biayatina kizzaben. |
| Diyanet Çevirisi | Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. |
| Diyanet Vakfı | Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. |
| Elmalılı Orijinal | Her şey'i ise biz ıhsa etmiş bir |
| Elmalılı Sade. 1 | Ayetlerimize yalan diye diye tam bir yalancı olmuşlardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı. |
| Ö. N. Bilmen | Ve âyetlerimizi yalan saymakla yalan sayar olmuşlardı. |
| S. Ateş | Âyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı. |
| A. Bulaç | Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı. |
| Muhammed Esed | mesajlarımızı tek-tek ve tümüyle yalanladıkları halde; |
| Y.N. Öztürk | Ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı. |
| S. Yıldırım | İşleri güçleri ayetlerimizi yalan saymaktı. |
| Tefhimü-l Kuran | Bizim ayetlerimizi de yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı. |
| Fizilalil Kuran | Ayetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı. |
| A. Gölpınarlı | Ve delillerimizi boyuna yalanlarlardı. |
| H. S. Yeter | Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. |
| A. Uğur | Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. |
| G. Onan | Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyortardı. |
| Ş. Piriş | Ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. |
| Yusuf Ali (EN) | But they (impudently) treated Our Signs as false. |
| M. Pickthall (EN) | They called Our revelations false with strong denial. |
(NEBE suresi 29. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا
| Okunuş | Ve kulle şey'in ahsaynahi kitaben. |
| Diyanet Çevirisi | Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik. |
| Diyanet Vakfı | Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. |
| Elmalılı Orijinal | kitaba geçirmişiz |
| Elmalılı Sade. 1 | Biz ise her şeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz. |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz. |
| Ö. N. Bilmen | Ve her ne şey var ise Biz onu bir kitapta saydık (kaydettik.) |
| S. Ateş | Biz de her şeyi sayıp yazmıştık. |
| A. Bulaç | Oysa biz, her şeyi yazıp saymışızdır. |
| Muhammed Esed | ama Biz, (yaptıkları) her şeyi bir kayda almışızdır. |
| Y.N. Öztürk | Oysaki biz, her şeyi iyiden iyiye sayıp kitaplaştırmıştık. |
| S. Yıldırım | Biz de (her şeyi kaydettiğimiz gibi), onların yaptıklarını da tek tek tesbit ettik. |
| Tefhimü-l Kuran | Oysa biz, her şeyi yazıp saymışızdır. |
| Fizilalil Kuran | Biz de herşeyi sayıp yazmıştık. |
| A. Gölpınarlı | Ve biz her şeyi bir-bir sayıp yazdık. |
| H. S. Yeter | Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. |
| A. Uğur | Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. |
| G. Onan | Oysa biz her şeyi yazıp saymışızdır. |
| Ş. Piriş | Her şeyi sayıp bir kitap/yazıt olarak kaydetmiştik. |
| Yusuf Ali (EN) | And all things have We preserved on record. |
| M. Pickthall (EN) | Everything have We recorded in a Book. |
(NEBE suresi 30. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
فَذُوقُوا فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
| Okunuş | Fezuku felen neziydekum illa 'azaben. |
| Diyanet Çevirisi | Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.” |
| Diyanet Vakfı | Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız. |
| Elmalılı Orijinal | Artık tatınız, artık size azâb artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz |
| Elmalılı Sade. 1 | Artık tadın! Artık, azabınızı artırmaktan başka birşey yapacak değiliz! |
| Elmalılı Sade. 2 | (Onlara): «Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız» (denir). |
| Ö. N. Bilmen | Artık tadınız, imdi size azaptan başkasını artırmayacağız. |
| S. Ateş | "Şimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azâbdan başka bir şey artırmayacağız! |
| A. Bulaç | Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını arttırmayacağız; |
| Muhammed Esed | (Ve onlara şöyle diyeceğiz:) "O halde, (yaptığınız kötülüklerin meyvelerini) tadın, artık size şiddetli azaptan başka bir şey vermeyeceğiz!" |
| Y.N. Öztürk | "Hadi, tadıverin! Size azaptan başka bir şey asla artırmayacağız." |
| S. Yıldırım | Onun için onlara şöyle diyeceğiz: Yaptığınız kötülüklerin meyvelerini tadın!Artık Bizden sizin azabınızı artırmaktan başka bir şey beklemeyin. |
| Tefhimü-l Kuran | Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını artırmayacağız; |
| Fizilalil Kuran | Şimdi tadın, artık size azabtan başka bir şeyi artırmıyacağız. |
| A. Gölpınarlı | Artık tadın, ancak azâbınızı arttırırız sizin. |
| H. S. Yeter | Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız. |
| A. Uğur | Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız. |
| G. Onan | Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını arttırmayacağız; |
| Ş. Piriş | -İşte, tadına bakın, size azaptan başka bir şey artırmayacağız. |
| Yusuf Ali (EN) | So taste ye (the fruits of your deeds); for no increase shall We grant you, except in Punishment. |
| M. Pickthall (EN) | 0. |


0 yorum yazılmıştır