Nebe (16-30)

(NEBE suresi 16. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا

Okunuş Ve cennatin elfafen.
Diyanet Çevirisi (14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.
Diyanet Vakfı (14-16) Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üstüste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Elmalılı Orijinal Şübhesiz ki o fasıl günü bir miykat olmuştur
Elmalılı Sade. 1 Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler.
Elmalılı Sade. 2 Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
Ö. N. Bilmen (15-16) Onunla daneler ve otlar çıkaralım (diye). Ve sarmaşık bahçeler yetiştirelim diye.
S. Ateş Ve (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler.
A. Bulaç Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.
Muhammed Esed ve ağaçlarla kaplı bahçeler.
Y.N. Öztürk Ve içiçe girmiş bağlar-bahçeler.
S. Yıldırım (14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.
Tefhimü-l Kuran Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.
Fizilalil Kuran (15-16) Onunla taneler, bitkiler ve birbirine sarmaş dolaş olmuş ağaçlı bahçeler çıkaralım.
A. Gölpınarlı Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri, bağları meydana getirdik.
H. S. Yeter Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler.
A. Uğur Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler.
G. Onan Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.
Ş. Piriş Ve birbirine girmiş sarmaş dolaş bahçeler...
Yusuf Ali (EN) And gardens of luxurious growth?
M. Pickthall (EN) And gardens of thick foliage.

(NEBE suresi 17. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا

Okunuş İnne yevmelfasli kane miykaten.
Diyanet Çevirisi Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
Diyanet Vakfı Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
Elmalılı Orijinal O gün ki sur üfürülür derken gelirsiniz fevcâ fevc
Elmalılı Sade. 1 Şüphesiz ki, o fasıl (kıyamet) günü belirlenmiş bir vakit olmuştur.
Elmalılı Sade. 2 Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
Ö. N. Bilmen Şüphe yok ki, O ayırdetme günü, tayin edilmiş bir vakitir.
S. Ateş Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
A. Bulaç Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir.
Muhammed Esed GERÇEK ŞU Kİ, (doğru ile yanlış arasında) Ayrım Günü'nün belirlenmiş bir vakti vardır:
Y.N. Öztürk Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir.
S. Yıldırım (İmdi bunları anladıysanız, hakkında ihtilaf ettiğiniz o mahşer dirilişini de anlarsınız. İşte bunları kim yapmışsa, ölüleri de O diriltecektir.) Evet, o "karar günü," vakti kesin olarak belirlenmiş bir gündür.
Tefhimü-l Kuran Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir.
Fizilalil Kuran Muhakkak ki hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
A. Gölpınarlı Şüphe yok ki ayırma gününün vakti de tâyin edilmiştir.
H. S. Yeter Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
A. Uğur Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
G. Onan Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir.
Ş. Piriş Ayırım/fasl günü belirlenmiş bir vakittir.
Yusuf Ali (EN) Verily the Day of Sorting Out is a thing appointed,
M. Pickthall (EN) Lo! the Day of Decision is a fixed time,

(NEBE suresi 18. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا

Okunuş Yevme yunfehu fiyssuri fete'tune efvacen.
Diyanet Çevirisi Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.
Diyanet Vakfı Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz;
Elmalılı Orijinal Semâ da açılmış olmuştur ebvab
Elmalılı Sade. 1 Sur'a üfürüldüğü gün, bölük bölük gelirsiniz!
Elmalılı Sade. 2 O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
Ö. N. Bilmen O gün ki, Sûr'a üfürülür, artık bölük bölük geliverirsiniz.
S. Ateş O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
A. Bulaç Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.
Muhammed Esed (yeniden dirilme) surun(un) üflendiği ve hepinizin kalabalıklar halinde ortaya çıkacağınız Gün;
Y.N. Öztürk Sûra üfürüldüğü gün, bölükler halinde geleceksiniz.
S. Yıldırım O gün sûra üfürülür, siz de bölük bölük gelirsiniz.
Tefhimü-l Kuran Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.
Fizilalil Kuran Sur â üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz.
A. Gölpınarlı O gün Sûr üfürülür de gelirsiniz bölük-bölük.
H. S. Yeter Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz.
A. Uğur Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz.
G. Onan Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.
Ş. Piriş Sur’a üflendiği gün bölük bölük geleceksiniz.
Yusuf Ali (EN) The Day that the Trumpet shall be sounded, and ye shall come forth in crowds;
M. Pickthall (EN) A day when the trumpet is blown, and ye come in multitudes,

(NEBE suresi 19. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

وَفُتِحَتِ السَّمَاء فَكَانَتْ أَبْوَابًا

Okunuş Ve futihatissemau fekanet ebvaben.
Diyanet Çevirisi Gök açılır ve kapı kapı olur.
Diyanet Vakfı Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;
Elmalılı Orijinal Ve dağlar yütürülmüş olmuştur serab
Elmalılı Sade. 1 Gökde açılmış, kapılar oluşmuştur.
Elmalılı Sade. 2 Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
Ö. N. Bilmen (19-20) Gök de açılmış artık kapı kapı oluvermiştir. Dağlar da yürütülmüş de, su gibi görülen bir hayâl olmuştur.
S. Ateş Gök açılmış, kapı kapı olmuştur.
A. Bulaç O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
Muhammed Esed göklerin açıldığı ve (kanatları açık) kapılar haline geldiği (gün);
Y.N. Öztürk Gök açılmış, kapı kapı oluvermiştir.
S. Yıldırım Gökler kapı kapı açılır (her tarafı kapı haline gelen gökten melâike orduları birden indirme yapar).
Tefhimü-l Kuran O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
Fizilalil Kuran O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.
A. Gölpınarlı Ve gök açılmış, kapılar haline gelmiştir.
H. S. Yeter Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;
A. Uğur Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;
G. Onan O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
Ş. Piriş (O gün) gök açılıp, kapı kapı olmuştur.
Yusuf Ali (EN) And the heavens shall be opened as if there were doors,
M. Pickthall (EN) And the heaven is opened and becometh as gates,

(NEBE suresi 20. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

Okunuş Ve suyyiretilcibalu fekanet seraben.
Diyanet Çevirisi Dağlar yürütülür, serap hâline gelir.
Diyanet Vakfı Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
Elmalılı Orijinal Şübhesiz ki Cehennem olmuştur mırsad
Elmalılı Sade. 1 Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.
Elmalılı Sade. 2 Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
Ö. N. Bilmen (19-20) Gök de açılmış artık kapı kapı oluvermiştir. Dağlar da yürütülmüş de, su gibi görülen bir hayâl olmuştur.
S. Ateş Dağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur.
A. Bulaç Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir.
Muhammed Esed ve dağların bir serapmış gibi kaybolup gittiği (gün).
Y.N. Öztürk Dağlar yürütülmüş, bir serap oluvermiştir.
S. Yıldırım Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur.
Tefhimü-l Kuran Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir.
Fizilalil Kuran Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
A. Gölpınarlı ve dağlar yürütülmüş, serâba dönmüştür.
H. S. Yeter Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
A. Uğur Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
G. Onan Dağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir.
Ş. Piriş Dağlar yürütülüp, serap olmuştur.
Yusuf Ali (EN) And the mountains shall vanish, as if they were a mirage.
M. Pickthall (EN) And the hills are set in motion and become as a mirage.

(NEBE suresi 21. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

Okunuş İnne cehenneme kanet mirsaden
Diyanet Çevirisi (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Diyanet Vakfı (21-22) Şüphesiz, azgınların barınağı olacak cehennem pusuda beklemektedir.
Elmalılı Orijinal Azgınlar için bir meâb
Elmalılı Sade. 1 Şüphesiz, cehennem bir gözetleme yeri olmuştur.
Elmalılı Sade. 2 Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
Ö. N. Bilmen Muhakkak ki, cehennem bir gözetilen yerdir.
S. Ateş Cehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır.
A. Bulaç Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
Muhammed Esed (O Gün,) cehennem, (hakikati inkar edenleri) kuşatmak için bekleyecek;
Y.N. Öztürk Cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur.
S. Yıldırım Cehennem pusuda... her an eline düşecek avlarını gözlemektedir.
Tefhimü-l Kuran Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
Fizilalil Kuran Cehennem de suçluları gözetleyip durmaktadır.
A. Gölpınarlı Şüphe yok ki cehennem pusudadır.
H. S. Yeter Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
A. Uğur Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
G. Onan Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
Ş. Piriş Cehennem de gözlemektedir.
Yusuf Ali (EN) Truly Hell is as a place of ambush,
M. Pickthall (EN) Lo! hell lurketh in ambush,

(NEBE suresi 22. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

لِلْطَّاغِينَ مَآبًا

Okunuş Littağiyne meaben.
Diyanet Çevirisi (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Diyanet Vakfı (21-22) Şüphesiz, azgınların barınağı olacak cehennem pusuda beklemektedir.
Elmalılı Orijinal Devirlerce içine kalacaklar
Elmalılı Sade. 1 Azgınlara bir barınak olmuştur.
Elmalılı Sade. 2 Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
Ö. N. Bilmen Azgınlar için bir dolaşılıp gidilecek yerdir.
S. Ateş Azgınların varacağı yerdir.
A. Bulaç Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.
Muhammed Esed hak ve adalet sınırlarını ihlal etmiş olanların durağı!
Y.N. Öztürk Azgınlar için bir barınak.
S. Yıldırım Azgınların dönüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır.
Tefhimü-l Kuran Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.
Fizilalil Kuran Orası azgınların varacağı yerdir.
A. Gölpınarlı Azanlara dönüp varılacak son yerdir.
H. S. Yeter Azgınların barınacağı yerdir (cehennem).
A. Uğur Azgınların barınacağı yerdir (cehennem).
G. Onan Taşkınlık edip-azanlar için son dönüş-yeridir (meaben).
Ş. Piriş Azgınların varacağı yerdir..
Yusuf Ali (EN) For the transgressors a place of destination;
M. Pickthall (EN) A home for the rebellious.

(NEBE suresi 23. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا

Okunuş Labisiyne fiyha ahkaben.
Diyanet Çevirisi (21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Diyanet Vakfı (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar.
Elmalılı Orijinal Ne bir serinlik tatacaklar ne de bir şarab
Elmalılı Sade. 1 İçinde devirlerce kalacaklardır.
Elmalılı Sade. 2 Orada çağlarca kalacaklardır.
Ö. N. Bilmen (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar.
S. Ateş Orada çağlar boyu kalacalardır.
A. Bulaç Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.
Muhammed Esed Onlar orada uzun süre kalacaklar.
Y.N. Öztürk Devirlerce kalacaklardır içinde.
S. Yıldırım Devirler boyunca orada kalacaklardır.
Tefhimü-l Kuran Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.
Fizilalil Kuran Orada sonsuza dek kalacaklardır.
A. Gölpınarlı Yıllar boyunca kalırlar orada.
H. S. Yeter (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar ,
A. Uğur (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar,
G. Onan Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.
Ş. Piriş Orada çağlar boyu kalacaklardır.
Yusuf Ali (EN) They will dwell therein for ages.
M. Pickthall (EN) They will abide therein for ages.

(NEBE suresi 24. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

Okunuş La yezukune fiyha berden ve la şeraben.
Diyanet Çevirisi Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!
Diyanet Vakfı (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar.
Elmalılı Orijinal Ancak bir hamîm ve bir gassak
Elmalılı Sade. 1 Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.
Elmalılı Sade. 2 Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
Ö. N. Bilmen (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar.
S. Ateş Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar,
A. Bulaç Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek.
Muhammed Esed Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de (susuzluk giderici) bir içecek;
Y.N. Öztürk Ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.
S. Yıldırım Orada ne bir serinlik, ne bir içecek tadarlar.
Tefhimü-l Kuran Orada ne serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.
Fizilalil Kuran Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar.
A. Gölpınarlı Ne bir serinlik tadarlar, ne içilecek bir şey.
H. S. Yeter Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
A. Uğur Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
G. Onan Orada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek.
Ş. Piriş Orada ne serinlik ne de içecek..
Yusuf Ali (EN) Nothing cool shall they taste therein, nor any drink,
M. Pickthall (EN) Therein taste they neither coolness nor (any) drinkk

(NEBE suresi 25. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا

Okunuş İlla hamiymen ve ğassakan.
Diyanet Çevirisi (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.
Diyanet Vakfı (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar.
Elmalılı Orijinal Bir ceza ki bervechi vifak
Elmalılı Sade. 1 Yalnızca bir kaynar su ve irin.
Elmalılı Sade. 2 Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
Ö. N. Bilmen (23-25) Onun içinde devirlerce kalıcılardır. Orada bir serinlik, içilecek bir su tadamazlar. Ancak bir kaynar su ve bir irin tadarlar.
S. Ateş Yalnız kaynar su ve irin (içerler);
A. Bulaç Kaynar sudan ve irinden başka.
Muhammed Esed yalnız yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık:
Y.N. Öztürk Sadece kaynar su, atık su,
S. Yıldırım İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar.
Tefhimü-l Kuran Kaynar sudan ve irinden başka.
Fizilalil Kuran Yalnız kaynar su ve irin içerler.
A. Gölpınarlı Ancak bir kaynar su, ancak bir kan ve irin.
H. S. Yeter Kaynar su ve irin (tadarlar).
A. Uğur Kaynar su ve irin (tadarlar).
G. Onan Kaynar sudan ve irinden başka.
Ş. Piriş Kaynar su ve irinden başka...
Yusuf Ali (EN) Save a boiling fluid and a fluid, dark, murky, intensely cold,
M. Pickthall (EN) Save boiling water and a paralysing cold:

(NEBE suresi 26. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

جَزَاء وِفَاقًا

Okunuş Cezaen vifakan.
Diyanet Çevirisi (25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.
Diyanet Vakfı (23-26) (Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar, orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar.
Elmalılı Orijinal çünkü ummazlardı onlar hiç bir hisab
Elmalılı Sade. 1 Yaptıklarına tamamen uygun bir ceza olarak.
Elmalılı Sade. 2 Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
Ö. N. Bilmen (26-27) Uygun bir ceza olarak. Şüphe yok ki onlar, bir hesabı ummaz olmuşlardı.
S. Ateş Yaptıklarına uygun bir cezâ olarak.
A. Bulaç (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak,
Muhammed Esed (günahlarına) uygun bir karşılık!
Y.N. Öztürk Çok uygun bir karşılık olarak.
S. Yıldırım Bu, yaptıklarının tam karşılığıdır.
Tefhimü-l Kuran (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak,
Fizilalil Kuran Yaptıklarına uygun bir ceza olarak
A. Gölpınarlı Bir cezâdır ki tam uygun.
H. S. Yeter Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
A. Uğur Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
G. Onan (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak,
Ş. Piriş Uygun bir ceza!
Yusuf Ali (EN) A fitting recompense (for them).
M. Pickthall (EN) Reward proportioned (to their evil deeds).

(NEBE suresi 27. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا

Okunuş İnnehum kanu la yercune hisaben.
Diyanet Çevirisi Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
Diyanet Vakfı Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
Elmalılı Orijinal Âyetlerimizi tekzîb ede ede kesilmişlerdi kezzab
Elmalılı Sade. 1 Çünkü onlar, hiçbir hesap ummazlardı.
Elmalılı Sade. 2 Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
Ö. N. Bilmen (26-27) Uygun bir ceza olarak. Şüphe yok ki onlar, bir hesabı ummaz olmuşlardı.
S. Ateş Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.
A. Bulaç Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.
Muhammed Esed Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı,
Y.N. Öztürk Doğrusu onlar böyle bir hesap ummuyorlardı.
S. Yıldırım Çünkü onlar bu hesap gününe inanmıyor (onu hesaba almıyorlardı).
Tefhimü-l Kuran Doğrusu onlar, hesaba-çekileceklerini ummuyorlardı.
Fizilalil Kuran Çünkü onlar bir hesab görüleceğini ummuyorlardı.
A. Gölpınarlı Şüphe yok ki onlar, hiçbir soru ummazlardı.
H. S. Yeter Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
A. Uğur Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
G. Onan Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.
Ş. Piriş Çünkü onlar, hesabı ummuyorlardı.
Yusuf Ali (EN) For that they used not to fear any account (for their deeds),
M. Pickthall (EN) For lo! they looked not for a reckoning;

(NEBE suresi 28. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا

Okunuş Ve kezzebu biayatina kizzaben.
Diyanet Çevirisi Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
Diyanet Vakfı Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
Elmalılı Orijinal Her şey'i ise biz ıhsa etmiş bir
Elmalılı Sade. 1 Ayetlerimize yalan diye diye tam bir yalancı olmuşlardı.
Elmalılı Sade. 2 Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
Ö. N. Bilmen Ve âyetlerimizi yalan saymakla yalan sayar olmuşlardı.
S. Ateş Âyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı.
A. Bulaç Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı.
Muhammed Esed mesajlarımızı tek-tek ve tümüyle yalanladıkları halde;
Y.N. Öztürk Ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı.
S. Yıldırım İşleri güçleri ayetlerimizi yalan saymaktı.
Tefhimü-l Kuran Bizim ayetlerimizi de yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı.
Fizilalil Kuran Ayetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı.
A. Gölpınarlı Ve delillerimizi boyuna yalanlarlardı.
H. S. Yeter Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
A. Uğur Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
G. Onan Bizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyortardı.
Ş. Piriş Ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
Yusuf Ali (EN) But they (impudently) treated Our Signs as false.
M. Pickthall (EN) They called Our revelations false with strong denial.

(NEBE suresi 29. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا

Okunuş Ve kulle şey'in ahsaynahi kitaben.
Diyanet Çevirisi Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik.
Diyanet Vakfı Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
Elmalılı Orijinal kitaba geçirmişiz
Elmalılı Sade. 1 Biz ise her şeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
Elmalılı Sade. 2 Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
Ö. N. Bilmen Ve her ne şey var ise Biz onu bir kitapta saydık (kaydettik.)
S. Ateş Biz de her şeyi sayıp yazmıştık.
A. Bulaç Oysa biz, her şeyi yazıp saymışızdır.
Muhammed Esed ama Biz, (yaptıkları) her şeyi bir kayda almışızdır.
Y.N. Öztürk Oysaki biz, her şeyi iyiden iyiye sayıp kitaplaştırmıştık.
S. Yıldırım Biz de (her şeyi kaydettiğimiz gibi), onların yaptıklarını da tek tek tesbit ettik.
Tefhimü-l Kuran Oysa biz, her şeyi yazıp saymışızdır.
Fizilalil Kuran Biz de herşeyi sayıp yazmıştık.
A. Gölpınarlı Ve biz her şeyi bir-bir sayıp yazdık.
H. S. Yeter Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
A. Uğur Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
G. Onan Oysa biz her şeyi yazıp saymışızdır.
Ş. Piriş Her şeyi sayıp bir kitap/yazıt olarak kaydetmiştik.
Yusuf Ali (EN) And all things have We preserved on record.
M. Pickthall (EN) Everything have We recorded in a Book.

(NEBE suresi 30. ayet)          (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)

فَذُوقُوا فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

Okunuş Fezuku felen neziydekum illa 'azaben.
Diyanet Çevirisi Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
Diyanet Vakfı Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
Elmalılı Orijinal Artık tatınız, artık size azâb artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz
Elmalılı Sade. 1 Artık tadın! Artık, azabınızı artırmaktan başka birşey yapacak değiliz!
Elmalılı Sade. 2 (Onlara): «Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız» (denir).
Ö. N. Bilmen Artık tadınız, imdi size azaptan başkasını artırmayacağız.
S. Ateş "Şimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azâbdan başka bir şey artırmayacağız!
A. Bulaç Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını arttırmayacağız;
Muhammed Esed (Ve onlara şöyle diyeceğiz:) "O halde, (yaptığınız kötülüklerin meyvelerini) tadın, artık size şiddetli azaptan başka bir şey vermeyeceğiz!"
Y.N. Öztürk "Hadi, tadıverin! Size azaptan başka bir şey asla artırmayacağız."
S. Yıldırım Onun için onlara şöyle diyeceğiz: Yaptığınız kötülüklerin meyvelerini tadın!Artık Bizden sizin azabınızı artırmaktan başka bir şey beklemeyin.
Tefhimü-l Kuran Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını artırmayacağız;
Fizilalil Kuran Şimdi tadın, artık size azabtan başka bir şeyi artırmıyacağız.
A. Gölpınarlı Artık tadın, ancak azâbınızı arttırırız sizin.
H. S. Yeter Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
A. Uğur Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
G. Onan Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını arttırmayacağız;
Ş. Piriş -İşte, tadına bakın, size azaptan başka bir şey artırmayacağız.
Yusuf Ali (EN) So taste ye (the fruits of your deeds); for no increase shall We grant you, except in Punishment.
M. Pickthall (EN) 0.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!