Nebe (31-40)
(NEBE suresi 31. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
| Okunuş | İnne lilmuttekiyne mefazen. |
| Diyanet Çevirisi | (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. |
| Diyanet Vakfı | (31-34) Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesizki korunanlara halâs ve kâm var |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz, takva sahipleri için bir kurtuluş ve murada erme var |
| Elmalılı Sade. 2 | Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var. |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak ki, muttakîler için necât bulacak bir yer vardır. |
| S. Ateş | Korunanlar için de başarı ödülü vardır. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. |
| Muhammed Esed | (Ama,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir tatmin vardır: |
| Y.N. Öztürk | Takva sahipleri için bir kurtuluş ve bir zafer vardır. |
| S. Yıldırım | Ama Allah’ı sayıp günahlıklardan sakınanlar, başarı ve mutluluğa ererler. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. |
| Fizilalil Kuran | Takva sahipleri içinde başarı ödülü vardır. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki çekinenlere bir kurtuluş, bir kutluluk ve murâda eriş yeri var. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır. |
| A. Uğur | Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır. |
| Ş. Piriş | Muttakiler için kurtuluş .. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily for the Righteous there will be a fulfillment of (the Heart's) desires; |
| M. Pickthall (EN) | Lo! for the duteous is achievementt |
(NEBE suresi 32. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا
| Okunuş | Hadaika ve a'naben. |
| Diyanet Çevirisi | (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. |
| Diyanet Vakfı | (31-34) Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Hadîkalar var, üzümler var |
| Elmalılı Sade. 1 | Bahçeler var, bağlar var. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bahçeler var, bağlar var. |
| Ö. N. Bilmen | Bahçeler ve üzümler (vardır). |
| S. Ateş | Bahçeler, bağlar, |
| A. Bulaç | Nice bahçeler ve üzüm bağları. |
| Muhammed Esed | muhteşem bahçeler ve bağlar, |
| Y.N. Öztürk | Sulak bahçeler, bağlar, üzümler, |
| S. Yıldırım | (32-34) Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. |
| Tefhimü-l Kuran | Nice bahçeler ve üzüm bağları. |
| Fizilalil Kuran | Nice bahçeler, bağlar, |
| A. Gölpınarlı | Bahçeler, üzümler. |
| H. S. Yeter | Bahçeler,bağlar, |
| A. Uğur | Bahçeler,bağlar, |
| G. Onan | Nice bahçeler ve üzüm bağları. |
| Ş. Piriş | Bahçeler ve bağlar.. |
| Yusuf Ali (EN) | Gardens enclosed, and Grapevines; |
| M. Pickthall (EN) | Gardens enclosed and vineyards, |
(NEBE suresi 33. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
| Okunuş | Ve keva'ibe etraben. |
| Diyanet Çevirisi | (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. |
| Diyanet Vakfı | (31-34) Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Ve turunç sîneli yaşıtlar var |
| Elmalılı Sade. 1 | Turunç göğüslü yaşıt (kızlar) var. |
| Elmalılı Sade. 2 | Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. |
| Ö. N. Bilmen | Ve nar memeli, hep bir yaşta (cariyeler vardır). |
| S. Ateş | Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar. |
| A. Bulaç | Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. |
| Muhammed Esed | müthiş uyumlu harika eşler, |
| Y.N. Öztürk | Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar, |
| S. Yıldırım | (32-34) Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. |
| Tefhimü-l Kuran | Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. |
| Fizilalil Kuran | Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve |
| A. Gölpınarlı | Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar. |
| H. S. Yeter | Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, |
| A. Uğur | Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, |
| G. Onan | Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. |
| Ş. Piriş | Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.. |
| Yusuf Ali (EN) | Companions of Equal Age; |
| M. Pickthall (EN) | And maidens for companions, |
(NEBE suresi 34. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
وَكَأْسًا دِهَاقًا
| Okunuş | Ve ke'sen dihakan. |
| Diyanet Çevirisi | (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. |
| Diyanet Vakfı | (31-34) Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır. |
| Elmalılı Orijinal | Ve bir dolgun peymâne var |
| Elmalılı Sade. 1 | Dopdolu bir kadeh var. |
| Elmalılı Sade. 2 | Dopdolu kadehler var. |
| Ö. N. Bilmen | Ve dopdolu kaseler vardır. |
| S. Ateş | Ve dolu kadeh(ler). |
| A. Bulaç | Dopdolu kadehler. |
| Muhammed Esed | ve dolup taşan (mutluluk) kadehleri. |
| Y.N. Öztürk | Dopdolu kadehler vardır. |
| S. Yıldırım | (32-34) Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. |
| Tefhimü-l Kuran | Dopdolu kadehler. |
| Fizilalil Kuran | Dolu dolu kadehler |
| A. Gölpınarlı | Ve dopdolu kadeh. |
| H. S. Yeter | Ve içki dolu kâse(ler) . |
| A. Uğur | Ve içki dolu kâse(ler). |
| G. Onan | Dopdolu kadehler. |
| Ş. Piriş | Dolu dolu kadehler.. |
| Yusuf Ali (EN) | And a Cup full (to the Brim). |
| M. Pickthall (EN) | And a full cup. |
(NEBE suresi 35. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا
| Okunuş | La yesme'une fiyha lağven ve la kizzaben. |
| Diyanet Çevirisi | Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. |
| Diyanet Vakfı | Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler. |
| Elmalılı Orijinal | Orada ne boş bir lâf işitirler ne de bir tekzîb |
| Elmalılı Sade. 1 | Orada ne boş bir laf işitirler ne de bir yalan isnadı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan. |
| Ö. N. Bilmen | Orada bir boş lakırdı ve bir yalanlama işitmezler. |
| S. Ateş | Orada ne boş söz ne de yalan işitirler; |
| A. Bulaç | İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan. |
| Muhammed Esed | Orada, (cennette,) ne boş sözler ne de yalanlar duyacaklar. |
| Y.N. Öztürk | Orada ne bir boş söz duyarlar ne de bir yalan. |
| S. Yıldırım | Orada boş sözler, yalanlar işitmezler. |
| Tefhimü-l Kuran | İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan. |
| Fizilalil Kuran | Orada ne boş bir söz ve ne de yalan işitirler. |
| A. Gölpınarlı | Ne boş bir söz duyarlar orada, ne birbirlerini yalanlama. |
| H. S. Yeter | Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler. |
| A. Uğur | Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler. |
| G. Onan | İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler ne bir yalan. |
| Ş. Piriş | Orada boş ve yalan söz işitmezler. |
| Yusuf Ali (EN) | No Vanity shall they hear therein, nor Untruth; |
| M. Pickthall (EN) | There hear they never vain discourse, nor lyingg |
(NEBE suresi 36. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
جَزَاء مِّن رَّبِّكَ عَطَاء حِسَابًا
| Okunuş | Cezaen min rabbike 'ataen hisaben. |
| Diyanet Çevirisi | (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. |
| Diyanet Vakfı | Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır. |
| Elmalılı Orijinal | Bir karşılık ki rabbından atâ, yetermi yeter |
| Elmalılı Sade. 1 | Rabbinden bir karşılık ki, yeter mi yeter! |
| Elmalılı Sade. 2 | (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir). |
| Ö. N. Bilmen | (Bunlar) Rabbinden bir mükâfaat ve bir kâfî ihsandır. |
| S. Ateş | Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak. |
| A. Bulaç | Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu). |
| Muhammed Esed | (Bütün bunlar,) Rabbinden bir ödül, (Kendi) hesabına göre bir armağandır; |
| Y.N. Öztürk | Rabbinden bir ödül, tam kıvamında bir bağış. |
| S. Yıldırım | İşte bu da Rabbinden mükâfat, yeter mi yeter! |
| Tefhimü-l Kuran | Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu) . |
| Fizilalil Kuran | Bunlar Rabbinin katından yaptıklarına karşılığı verilenlerdir. |
| A. Gölpınarlı | Rabbinden, fazlasıyle bir lütuf ve ihsân. |
| H. S. Yeter | Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır. |
| A. Uğur | Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır. |
| G. Onan | Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır bu. |
| Ş. Piriş | Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.. |
| Yusuf Ali (EN) | Recompense from thy Lord, a Gift, (amply) sufficient, |
| M. Pickthall (EN) | Requital from thy Lord - a gift in paymentt |
(NEBE suresi 37. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرحْمَنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
| Okunuş | Rabbissemavati vel'ardi ve ma beynehumerrahmani la yemlikune minhu hitaben. |
| Diyanet Çevirisi | (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. |
| Diyanet Vakfı | O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. |
| Elmalılı Orijinal | O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, Rahman, bir hıtaba malik olamazlar ondan |
| Elmalılı Sade. 1 | O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, Rahman'dır. O'na bir hitapta bulunma gücüne sahip olamazlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz. |
| Ö. N. Bilmen | Göklerin ve yerin ve bunların aralarındakilerin Rabbi, Rahmân ki O'ndan bir hitaba mâlik olamazlar. |
| S. Ateş | Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O'nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar. |
| A. Bulaç | Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O'na hitap etmeye güç yetiremezler. |
| Muhammed Esed | göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi(nden), Rahman(dan bir ödül)! (Ve) hiç kimse O'na karşı sesini yükseltme gücüne sahip değildir, |
| Y.N. Öztürk | Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O! Rahman'dır. O'nun huzurunda söze cüret edemezler. |
| S. Yıldırım | Göklerin, yerin ve bunların arasındaki varlıkların Rabbinden, O Rahman’dan bir mükâfattır.O’nun huzurunda ağzını açacak, söz söyleyecek hiç kimse yoktur. |
| Tefhimü-l Kuran | Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah) ; ona hitap etmeye güç yetiremezler. |
| Fizilalil Kuran | O, göklerin yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşamayacağı Rahman olan Allah'tır. |
| A. Gölpınarlı | Göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir rahman, onun hitâbına nâil olmazlar. |
| H. S. Yeter | O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. |
| A. Uğur | O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. |
| G. Onan | Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbi Rahman; O'na hitap etmeye güç yetiremezler. |
| Ş. Piriş | Göklerin, yerin ve arasındakilerin merhametli Rabbinden.. Onun huzurunda konuşamazlar. |
| Yusuf Ali (EN) | (From) the Lord of the heavens and the earth, and all between, (Allah) Most Gracious: none shall have power to argue with Him. |
| M. Pickthall (EN) | Lord of the heavens and the earth, and (all) that is between them, the Beneficent; with Whom none can converse. |
(NEBE suresi 38. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا
| Okunuş | Yevme yekumurruhu velmelaiketu saffen la yetekellemune illa men ezine lehurrahmanu ve kale savaben. |
| Diyanet Çevirisi | (36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. |
| Diyanet Vakfı | Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. |
| Elmalılı Orijinal | O günkü Kıyama duracak Ruh ve Melâike saf saf. Bir kelime söyliyemezler, o kimseden başka ki o Rahman ona izin vermiş o da savabı söylemiştir |
| Elmalılı Sade. 1 | Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf saf kıyama duracakları gün, Rahman'ın izin verdiğinden başka hiç kimse konuşamaz; o da doğruyu konuşacaktır. |
| Elmalılı Sade. 2 | O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler. |
| Ö. N. Bilmen | O gün ki Rûh ve melekler saf saf ayakta duracaklardır. Kendisine Rahmân'ın izin verdiğinden başkaları konuşamıyacaklar ve (o da) doğruyu söylemiş olur. |
| S. Ateş | O gün Rûh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahmân'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler. |
| A. Bulaç | Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. |
| Muhammed Esed | bütün (insan) ruhların(ın) ve bütün meleklerin saf saf sıralandıkları Gün: Rahman'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşmayacak ve (herkes, yalnız) doğruyu söyleyecek. |
| Y.N. Öztürk | O gün, Rûh ve melekler saf bağlayıp kıyama geçerler. Rahman'ın izin verdiği dışındakiler konuşamazlar. O izin verilen, doğruyu söyler. |
| S. Yıldırım | O gün Rûh ve melekler saf saf sıralanır. Rahman’ın izin verdiklerinin dışında, asla konuşmazlar. Konuşan da yerli yerinde söz söyler. |
| Tefhimü-l Kuran | Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar, konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. |
| Fizilalil Kuran | Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir. |
| A. Gölpınarlı | O gün, Rûh ve melekler, saf saf dururlar; konuşamazlar, ancak rahmânın izin verdiği konuşur ve gerçek söyler. |
| H. S. Yeter | Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. |
| A. Uğur | Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. |
| G. Onan | Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün, Rahmanın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da) Doğruyu söyleyecektir. |
| Ş. Piriş | Ruh ve meleklerin saf halinde durdukları gün, ancak Rahman’ın kendisine izin verdiği konuşabilir. O da doğruyu söyler. |
| Yusuf Ali (EN) | The Day that the spirit and the angels will stand forth in ranks, none shall speak except any who is permitted by (Allah) Most Gracious, and he will say what is right. |
| M. Pickthall (EN) | On the day when the angels and the Spirit stand arrayed, they speak not, saving him whom the Beneficent alloweth and who speaketh right. |
(NEBE suresi 39. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا
| Okunuş | Zalikelyevmulhakku femen şaettehaze ila rabbihi meaben. |
| Diyanet Çevirisi | İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. |
| Diyanet Vakfı | İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. |
| Elmalılı Orijinal | O günkü haktır, o halde dileyen Rabbına varacak bir yüz edinsin |
| Elmalılı Sade. 1 | O gün gerçektir, o hakle dileyen Rabbine varacak bir yüz edinsin, bir yol tutsun! |
| Elmalılı Sade. 2 | İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. |
| Ö. N. Bilmen | İşte bu, o hak olan gündür, artık kim dilerse Rabbine sığınacak bir mahal edinsin. |
| S. Ateş | İşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar. |
| A. Bulaç | İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu edinsin. |
| Muhammed Esed | Bu, Nihai Hakikat Günü olacaktır: o halde, dileyen Rabbine giden yolu tutsun! |
| Y.N. Öztürk | İşte budur hak olan gün! Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol tutsun! |
| S. Yıldırım | İşte bu, gerçekliği kesin olan gündür. Artık dileyen, Rabbine varan yolu tutar, O’na sığınır. |
| Tefhimü-l Kuran | İşte bu, hak olan gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüş-yolu edinsin. |
| Fizilalil Kuran | işte gerçek gün budur. Dileyen kimse Rabbine götürecek bir yol benimser. |
| A. Gölpınarlı | Bugün, gerçektir, artık dileyen, dönüp Rabbinin tapısına varmaya bir vesîle edinir. |
| H. S. Yeter | İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. |
| A. Uğur | İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. |
| G. Onan | İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen rabbine bir dönüş-yeri (meaben) edinsin. |
| Ş. Piriş | İşte o, hak günüdür. Dileyen Rabbi'ne doğru yol tutar. |
| Yusuf Ali (EN) | That Day will be the sure Reality: therefore, who so will, let him take a (straight) Return to his Lord! |
| M. Pickthall (EN) | That is the True Day. So whoso will should seek recourse unto his Lord. |
(NEBE suresi 40. ayet) (Resmi:78/İniş:80/Alfabetik:79)
إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
| Okunuş | İnna enzernakum 'azaben kariyben yevme yenzurulmer'u ma kaddemet yedahu ve yekululkafiru ya leyteniy kuntu turaben. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık. |
| Diyanet Vakfı | Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: «Keşke toprak olsaydım!» diyecektir. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü biz size yakın bir azâbı ıhtar ettik, o gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kâfir: ah nolaydı ben bir türâb olaydım |
| Elmalılı Sade. 1 | Çünkü Biz size yakın bir azabı ihtar ettik. O gün kişi ellerinin önceden gönderdiğine bakacak ve kafir ise: «Ah ne olurdu ben bir toprak olsaydım!» diyecektir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: «Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.» |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok ki Biz, sizi yakın bir azap ile korkutmuş olduk. O gün ki herkes iki elinin ne takdim etmiş olduğuna bakacaktır. Kâfir de, «Ah! Ben keşke, bir toprak olaydım,» diyecektir. |
| S. Ateş | Biz sizi yakın bir azâb ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kâfir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der. |
| A. Bulaç | Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. |
| Muhammed Esed | Gerçek şu ki, Biz sizi yakındaki bir azaba karşı uyarmaktayız; insanın ilerisi için yapıp-ettiklerini (açıkça) göreceği ve hakikati inkar edenin: "Eyvah, keşke toprak olsaydım..!" diyeceği Gün(ün azabına)! |
| Y.N. Öztürk | Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Bir gündedir ki o, kişi kendi ellerinin önden gönderdiğine bakar ve küfre sapan şöyle der: "Keşke toprak olsaydım!" |
| S. Yıldırım | Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek,ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: "Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!" diyecek. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçekten biz sizi yakın bir azab ile uyarıp-korkuttuk. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kâfir olan da; «Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim» diyecek. |
| Fizilalil Kuran | Sizi yakın gelecekteki azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da «Keşke toprak olsaydım» der. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki biz sizi, yakın bir azapla korkutmadayız; o gün kişi, elleriyle hazırladığına bakar ve kâfir de ne olurdu der, keşke toprak olaydım. |
| H. S. Yeter | Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir. |
| A. Uğur | Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir. |
| G. Onan | Gerçekten biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. |
| Ş. Piriş | Biz, sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişi o gün, elleri ile ne sunduğuna bakar. Kafir olan da: -Keşke toprak olsaydım! der. |
| Yusuf Ali (EN) | Verily, We have warned you of a Penalty near, the Day when man will see (the Deeds) which his hands have sent forth, and the Unbeliever will say, Woe unto me! Would that I were (mere) dust! |
| M. Pickthall (EN) | Lo! We warn you of a doom at hand, a day whereon a man will look on that which his own hands have sent before, and the disbeliever will cry: "Would that I were dust" |


0 yorum yazılmıştır