Necm (1-15)

                             en-NECM

Diyanet / Elmalılı

Mekke'de inmiştir. 62(altmışiki) âyettir.

Süleyman Ateş

Adını birinci âyetinden alan bu sûre, ilk Mekke sûrelerindendir. İhlâs Sûresinden sonra inmiştir. Mushaf'ta 53, inişte 23. sûredir. 62 âyettir. 32. âyetinin Medine'de indiği söylenir.

Abdullah Parlıyan

Peygamberlik, ölümden sonraki hayat ve hesaba inanma konularından bahsederek Mirac’taki enteresan manzaraları anlatıp putlar ve meleklere ibadetin şirk olduğunu vurgular. Kıyamette adil hesaplaşmanın olacağından bahsedip herkese yaptığının karşılığı verileceği anlatılır. Yaratma ve öldürmede Allah’ın yüce kudretini anlatarak Âd, Semûd, Nuh, Lut gibi azgın kavimlerin sonlarından bahsederek sûre son bulur.

(NECM suresi 1. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى

Okunuş Ven necmi iza heva
Diyanet Çevirisi (1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Diyanet Vakfı (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
Elmalılı Orijinal O necme kasem ederim indiği dem ki
Elmalılı Sade. 1 İnmekte olan necme (yıldıza, Kur'an'ın inen miktarına) yemin ederim ki,
Elmalılı Sade. 2 İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
Ö. N. Bilmen Yıldıza; tulûa başladığı zaman kasem olsun ki,
S. Ateş Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:
A. Bulaç Battığı zaman yıldıza andolsun;
Muhammed Esed DÜŞÜN yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!
Y.N. Öztürk Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı'na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
S. Yıldırım Kayan yıldıza yemin olsun ki.
Tefhimü-l Kuran Battığı zaman yıldıza andolsun;
Fizilalil Kuran Kayan yıldız hakkı için.
A. Gölpınarlı Andolsun yıldıza, inerken.
H. S. Yeter Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
A. Uğur Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
G. Onan Battığı zaman yıldıza andolsun;
Ş. Piriş Yıldıza andolsun batarken.
Yusuf Ali (EN) By the Star when it goes down,
M. Pickthall (EN) By the Star when it setteth.,

(NECM suresi 2. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى

Okunuş Ma dalle sahibukum ve ma ğava
Diyanet Çevirisi (1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Diyanet Vakfı (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
Elmalılı Orijinal Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da
Elmalılı Sade. 1 arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da!
Elmalılı Sade. 2 Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
Ö. N. Bilmen (2-3) Sahibiniz şaşırmadı, ve bâtıla inanmadı. Ve hevâdan söz söylemez.
S. Ateş Arkadaşınız sapmadı, azmadı.
A. Bulaç Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
Muhammed Esed Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,
Y.N. Öztürk Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
S. Yıldırım Arkadaşınız (Muhammed) yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.
Tefhimü-l Kuran Sahibiniz (olan peygamber) şaşırıp-sapmadı ve azmadı.
Fizilalil Kuran Arkadaşınız Muhammed ne sapıttı ne de azıttı.
A. Gölpınarlı Arkadaşınız, gerçekten ne saptı, ne ayrıldı.
H. S. Yeter Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
A. Uğur Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
G. Onan Arkadaşınız (olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
Ş. Piriş Arkadaşınız sapıtmadı, azdırılmadı.
Yusuf Ali (EN) Your Companion is neither astray nor being misled.
M. Pickthall (EN) Your comrade erreth not, nor is deceived;

(NECM suresi 3. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

Okunuş Ve ma yentiku anil heva
Diyanet Çevirisi O, nefis arzusu ile konuşmaz.
Diyanet Vakfı (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
Elmalılı Orijinal Ve hevadan söylemiyor
Elmalılı Sade. 1 Hevadan (arzusuna göre) söylemiyor.
Elmalılı Sade. 2 O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
Ö. N. Bilmen (2-3) Sahibiniz şaşırmadı, ve bâtıla inanmadı. Ve hevâdan söz söylemez.
S. Ateş O hevâ'dan konuşmaz.
A. Bulaç O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Muhammed Esed ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:
Y.N. Öztürk O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
S. Yıldırım O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor.
Tefhimü-l Kuran O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Fizilalil Kuran O havadan konuşmuyor.
A. Gölpınarlı Ve kendi dileğiyle söz de söylemedi.
H. S. Yeter O,arzusuna göre de konuşmaz.
A. Uğur O,arzusuna göre de konuşmaz.
G. Onan O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Ş. Piriş Kendi hevasından konuşmuyor.
Yusuf Ali (EN) Nor does he say (aught) of (his own) Desire.
M. Pickthall (EN) Nor doth he speak of (his own) desire.

(NECM suresi 4. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

Okunuş İn huve illa vahyuy yuha
Diyanet Çevirisi (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
Diyanet Vakfı O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
Elmalılı Orijinal O sade bir vahiydir ancak vahyolunur
Elmalılı Sade. 1 O (Kur'an) sadece vahyolunan bir vahiydir.
Elmalılı Sade. 2 O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
Ö. N. Bilmen (4-5) O başka değil, ancak bir vahiydir, vahyolunuverir. Onu kuvvetleri pek şiddetli olan öğretmiştir.
S. Ateş O(nun okuduğu Kur'ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
A. Bulaç O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Muhammed Esed bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahi) vahiyden başka bir şey değildir;
Y.N. Öztürk İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
S. Yıldırım O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.
Tefhimü-l Kuran O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Fizilalil Kuran Söyledikleri, kendisine indirilen bir vahiydir.
A. Gölpınarlı Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret.
H. S. Yeter O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
A. Uğur O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
G. Onan O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
Ş. Piriş O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.
Yusuf Ali (EN) It is no less than inspiration sent down to him:
M. Pickthall (EN) It is naught save an inspiration that is inspired,

(NECM suresi 5. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى

Okunuş Allemehu şedidul kuva
Diyanet Çevirisi (5-7) (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.
Diyanet Vakfı (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.
Elmalılı Orijinal Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli
Elmalılı Sade. 1 Ona, kuvvetleri çok güçlü olan öğretti.
Elmalılı Sade. 2 Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Ö. N. Bilmen (4-5) O başka değil, ancak bir vahiydir, vahyolunuverir. Onu kuvvetleri pek şiddetli olan öğretmiştir.
S. Ateş Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;
A. Bulaç Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Muhammed Esed son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):
Y.N. Öztürk Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.
S. Yıldırım (5-7) Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan (melek Cebrail) öğretti. Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.
Tefhimü-l Kuran Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Fizilalil Kuran Bu vahyi O'na müthiş güçleri olan Cebrail öğretti.
A. Gölpınarlı Ona öğretti kuvvetleri çok çetin.
H. S. Yeter Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
A. Uğur Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
G. Onan Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Ş. Piriş Bunu ona çok güçlü biri öğretti.
Yusuf Ali (EN) He was taught by one mighty in Power,
M. Pickthall (EN) Which one of mighty powers hath taught him,

(NECM suresi 6. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى

Okunuş Zu mirrah festeva
Diyanet Çevirisi (5-7) (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.
Diyanet Vakfı (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.
Elmalılı Orijinal Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı
Elmalılı Sade. 1 Bir kuvvet sahibi; hemen duruklandı (doğruldu).
Elmalılı Sade. 2 (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
Ö. N. Bilmen (6-7) Bir kuvvet sahibi ki, hemen dosdoğru göründü. Ve o, en yüksek bir sema kıyısında idi.
S. Ateş Üstün akıl sâhibi (melek). Doğruldu;
A. Bulaç (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Muhammed Esed (o,) fevkalade bir güçle donatılmış (bir melektir) ki o an geldiğinde kendini gerçek şekli ve hüviyeti ile gösterdi,
Y.N. Öztürk Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.
S. Yıldırım (5-7) Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan (melek Cebrail) öğretti. Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.
Tefhimü-l Kuran (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Fizilalil Kuran O üstün yetenekli melek doğruldu.
A. Gölpınarlı Kuvvetli biri; sonra doğruldu.
H. S. Yeter Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
A. Uğur Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
G. Onan (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Ş. Piriş Üstün akıl sahibidir. Hemen doğruluverdi.
Yusuf Ali (EN) Endued with Wisdom: for he appeared (in stately form)
M. Pickthall (EN) One vigorous: and he grew clear to vieww

(NECM suresi 7. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى

Okunuş Ve huve bil ufukil a'la
Diyanet Çevirisi (5-7) (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.
Diyanet Vakfı (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.
Elmalılı Orijinal Ve o en yüksek ufukta idi
Elmalılı Sade. 1 O en yüksek ufukta idi.
Elmalılı Sade. 2 O, en yüksek ufukta idi.
Ö. N. Bilmen (6-7) Bir kuvvet sahibi ki, hemen dosdoğru göründü. Ve o, en yüksek bir sema kıyısında idi.
S. Ateş Kendisi yüksek ufukta iken.
A. Bulaç O, en yüksek bir ufuktaydı.
Muhammed Esed ufkun en uç noktasında görünerek,
Y.N. Öztürk En yüksek ufuktadır o.
S. Yıldırım (5-7) Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan (melek Cebrail) öğretti. Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.
Tefhimü-l Kuran O, en yüksek bir ufuktaydı.
Fizilalil Kuran Yüce ufuktayken.
A. Gölpınarlı Ve o, en yüce tanyerindeydi.
H. S. Yeter Kendisi en yüksek ufukta iken.
A. Uğur Kendisi en yüksek ufukta iken.
G. Onan O, en yüksek bir ufuktaydı.
Ş. Piriş O, en yüksek ufukta idi.
Yusuf Ali (EN) While he was in the highest part of the horizon:
M. Pickthall (EN) When he was on the uppermost horizon.

(NECM suresi 8. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

Okunuş Summe dena fe tedella
Diyanet Çevirisi Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.
Diyanet Vakfı (8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
Elmalılı Orijinal Sonra yaklaştı da tedellî etti
Elmalılı Sade. 1 Sonra yaklaştı ve sarktı.
Elmalılı Sade. 2 Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
Ö. N. Bilmen (8-9) Sonra yaklaştı da aşağıya iniverdi. Derken iki yay kadar veya daha yakın oluverdi.
S. Ateş Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.
A. Bulaç Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Muhammed Esed ve sonra yaklaşarak yanına geldi,
Y.N. Öztürk Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,
S. Yıldırım (8-9) Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.
Tefhimü-l Kuran Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Fizilalil Kuran Sonra yaklaştı, yere doğru uzandı.
A. Gölpınarlı Sonra yaklaştı, yakınlaştı.
H. S. Yeter Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
A. Uğur Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
G. Onan Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Ş. Piriş Sonra yaklaşıp indi
Yusuf Ali (EN) Then he approached and came closer,
M. Pickthall (EN) Then be drew nigh and came downn

(NECM suresi 9. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

Okunuş Fe kane kabe kavseyni ev edna
Diyanet Çevirisi (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
Diyanet Vakfı (8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
Elmalılı Orijinal «kabe kavseyni ev edna» oldu da
Elmalılı Sade. 1 Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, hatta daha yakın;
Elmalılı Sade. 2 Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
Ö. N. Bilmen (8-9) Sonra yaklaştı da aşağıya iniverdi. Derken iki yay kadar veya daha yakın oluverdi.
S. Ateş (Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.
A. Bulaç Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
Muhammed Esed aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına.
Y.N. Öztürk İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
S. Yıldırım (8-9) Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.
Tefhimü-l Kuran Nitekim (ikisi arasında uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı.
Fizilalil Kuran Öyle ki, Peygamberle araları iki yay aralığı ya da daha yakın oldu.
A. Gölpınarlı İki yay kadar kaldı araları, yahut daha da yakın.
H. S. Yeter O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
A. Uğur O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
G. Onan Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
Ş. Piriş Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.
Yusuf Ali (EN) And was at a distance of but two bow lengths or (even) nearer;
M. Pickthall (EN) Till he was (distant) two bows length or even nearer,

(NECM suresi 10. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

Okunuş Fe evha ila abdihi ma evha
Diyanet Çevirisi Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Diyanet Vakfı (10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Elmalılı Orijinal Verdi kuluna verdiği vahyi
Elmalılı Sade. 1 kuluna verdiği vahyi verdi.
Elmalılı Sade. 2 (Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
Ö. N. Bilmen Hemen (Allah Teâlâ'nın) kuluna vahyettiğini vahyetti.
S. Ateş Kuluna, vahyettiğini vahyetti.
A. Bulaç Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Muhammed Esed Böylece (Allah), vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetmiş oldu.
Y.N. Öztürk Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
S. Yıldırım O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti.
Tefhimü-l Kuran Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Fizilalil Kuran O anda Allah dilediği mesajı Kul'una vahyetti.
A. Gölpınarlı Derken kuluna vahyetti, ne vahyettiyse.
H. S. Yeter Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
A. Uğur Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
G. Onan Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Ş. Piriş O anda (Allah’ın) kuluna vahyettiğini iletti.
Yusuf Ali (EN) So did (Allah) convey the inspiration to His Servant (conveyed) what He (meant) to convey.
M. Pickthall (EN) And He revealed unto His slave that which He revealed.

(NECM suresi 11. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

Okunuş Ma kezebel fuadu ma raa
Diyanet Çevirisi Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
Diyanet Vakfı (10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Elmalılı Orijinal Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi
Elmalılı Sade. 1 Gözün gördüğüne kalp yalan demedi.
Elmalılı Sade. 2 Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
Ö. N. Bilmen (11-12) Gördüğü şeyi kalbi tekzîp etmedi. Onun gördüğüne karşı onunla şimdi mücadelede mi bulunacaksınız?
S. Ateş Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
A. Bulaç Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Muhammed Esed (Kulunun) kalbi gördüğünü yalanlamadı:
Y.N. Öztürk Kalp yalanlamadı gördüğünü.
S. Yıldırım Gözlerinin gördüğünü kalbi yalan saymadı.
Tefhimü-l Kuran Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
Fizilalil Kuran O'nun gönlü, gözünün gördüğünü yalanlamadı.
A. Gölpınarlı Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
H. S. Yeter (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
A. Uğur (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
G. Onan Onun gördüğünü yürek (fuadü) yalanlamadı.
Ş. Piriş Gördüğünü gönül yalanlamadı.
Yusuf Ali (EN) The (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw.
M. Pickthall (EN) The heart lied not (in seeing) what it saw.

(NECM suresi 12. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى

Okunuş Efe tumarunehu ala ma yera
Diyanet Çevirisi (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
Diyanet Vakfı Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
Elmalılı Orijinal Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?
Elmalılı Sade. 1 Gördüğü hakkında şimdi siz, onunla tartışıyor musunuz?
Elmalılı Sade. 2 Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
Ö. N. Bilmen (11-12) Gördüğü şeyi kalbi tekzîp etmedi. Onun gördüğüne karşı onunla şimdi mücadelede mi bulunacaksınız?
S. Ateş Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?
A. Bulaç Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Muhammed Esed Peki siz, ne gördüğü konusunda o'nunla tartışmaya mı giriyorsunuz?
Y.N. Öztürk Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?
S. Yıldırım Şimdi siz kalkmış da onun gördükleri hakkında şüphe edip kendisiyle münakaşa mı ediyorsunuz?
Tefhimü-l Kuran Yine de siz görmüş olduğu üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Fizilalil Kuran Siz şimdi gözü ile gördükleri hakkında O'nunla tartışmaya mı girişiyorsunuz?
A. Gölpınarlı Hâlâ münakaşa mı edersiniz gördüğü şeyleri?
H. S. Yeter Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
A. Uğur Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
G. Onan Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Ş. Piriş -Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?
Yusuf Ali (EN) Will ye then dispute with him concerning what he saw?
M. Pickthall (EN) Will ye then dispute with him concerning what he seeth?

(NECM suresi 13. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى

Okunuş Ve le kad raahu nezleten uhra
Diyanet Çevirisi Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.
Diyanet Vakfı (13-14) Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.
Elmalılı Orijinal Kasem olsun ki o onu bir deha da inişinde gördü
Elmalılı Sade. 1 Andolsun ki, o onu bir kez daha inişinde gördü;
Elmalılı Sade. 2 Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
Ö. N. Bilmen Andolsun ki, O'nu (Cibril'i) diğer bir inişinde de gördü.
S. Ateş Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;
A. Bulaç Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.
Muhammed Esed Ve onu bir kez daha gördü,
Y.N. Öztürk Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.
S. Yıldırım (13-14) Onun bir başka inişini Sidretu’l-Müntehanın yanında görmüştü.
Tefhimü-l Kuran Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.
Fizilalil Kuran O, Cebrail'i bir başka inişinde de görmüştü.
A. Gölpınarlı Ve andolsun ki onu, inerken bir kere daha gördü.
H. S. Yeter Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
A. Uğur Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
G. Onan Andolsun onu bir de diğer inişte görmüştü.
Ş. Piriş Hakikaten onu diğer bir inişte de gördü.
Yusuf Ali (EN) For indeed he saw him at a second descent,
M. Pickthall (EN) And verily he saw him yet another timee

(NECM suresi 14. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى

Okunuş İnde sidratil munteha
Diyanet Çevirisi Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında.
Diyanet Vakfı (13-14) Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.
Elmalılı Orijinal Sidrei müntehanın yanında
Elmalılı Sade. 1 Sidretu'l-Munteha'nın yanında.
Elmalılı Sade. 2 Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında.
Ö. N. Bilmen (14-15) Sidretü'lMüntehâ'nın yanında. Onun yanında ise Cennetü'lMe'vâ bulunmaktadır.
S. Ateş Sidretü'l-Müntehâ(uzak ağaç)ın yanında,
A. Bulaç Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Muhammed Esed en uzak noktadaki sidre ağacının yanında,
Y.N. Öztürk Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.
S. Yıldırım (13-14) Onun bir başka inişini Sidretu’l-Müntehanın yanında görmüştü.
Tefhimü-l Kuran Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Fizilalil Kuran En uçtaki ağacın (Sidret- ül Münteha'nın) yanında.
A. Gölpınarlı En son sidrenin yanında.
H. S. Yeter Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında .
A. Uğur Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında.
G. Onan Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Ş. Piriş Sidre-i Münteha’nın yanında
Yusuf Ali (EN) Near the Lote tree beyond which none may pass:
M. Pickthall (EN) By the lote-tree of the utmost boundary,

(NECM suresi 15. ayet)          (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)

عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

Okunuş İndeha cennetul me'va
Diyanet Çevirisi Me’vâ cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.
Diyanet Vakfı Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.
Elmalılı Orijinal Ki Cennetül'me'vâ onun yanında
Elmalılı Sade. 1 ki, Cennetu'l-Me'va onun yanındadır.
Elmalılı Sade. 2 Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır.
Ö. N. Bilmen (14-15) Sidretü'lMüntehâ'nın yanında. Onun yanında ise Cennetü'lMe'vâ bulunmaktadır.
S. Ateş Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.
A. Bulaç Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
Muhammed Esed vaad edilen bahçenin yakınında,
Y.N. Öztürk O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.
S. Yıldırım Me’va cenneti de onun yanındadır.
Tefhimü-l Kuran Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
Fizilalil Kuran Yanıbaşında me'va cenneti vardı.
A. Gölpınarlı Mev'â cenneti de yanındaydı.
H. S. Yeter Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.
A. Uğur Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.
G. Onan Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
Ş. Piriş Onun yanında da Me’va bahçesi vardır.
Yusuf Ali (EN) Near it is the Garden of Abode.
M. Pickthall (EN) Nigh unto which is the Garden of Abode.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!