Necm (16-27)
(NECM suresi 16. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
| Okunuş | İz yağşes sidrate ma yağşa |
| Diyanet Çevirisi | O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. |
| Diyanet Vakfı | Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. |
| Elmalılı Orijinal | O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu |
| Elmalılı Sade. 1 | O zaman ki, o Sidre'yi bürüyen bürüyordu. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. |
| Ö. N. Bilmen | (16-17) O vakit ki, Sidre'yi bürüyen bürüyordu. Göz ne çevrildi ve ne de tecavüz etti. |
| S. Ateş | Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. |
| A. Bulaç | Sidreyi örten örtmekte iken, |
| Muhammed Esed | meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında. |
| Y.N. Öztürk | O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran, |
| S. Yıldırım | O dem ki Sidre’yi bir feyiz sarıyor, sardıkça sarıyordu... |
| Tefhimü-l Kuran | Sidreyi örten örtmekte iken, |
| Fizilalil Kuran | O sırada ağacı yaman bir şey bürümüştü. |
| A. Gölpınarlı | Sidreyi, o sırada neler bürümüş, kaplamıştı, neler. |
| H. S. Yeter | Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. |
| A. Uğur | Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. |
| G. Onan | Sidreyi örten örtmekte iken, |
| Ş. Piriş | Sidre’yi bürüyen bürüyordu. |
| Yusuf Ali (EN) | Behold, the Lote tree was shrouded (in mystery unspeakable!) |
| M. Pickthall (EN) | When that which shroudeth did enshroud the lote-tree, |
(NECM suresi 17. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى
| Okunuş | Ma zağal besaru ve ma tağa |
| Diyanet Çevirisi | Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. |
| Diyanet Vakfı | Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. |
| Elmalılı Orijinal | Göz, ne şaştı ne aştı |
| Elmalılı Sade. 1 | Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı. |
| Ö. N. Bilmen | (16-17) O vakit ki, Sidre'yi bürüyen bürüyordu. Göz ne çevrildi ve ne de tecavüz etti. |
| S. Ateş | (Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı. |
| A. Bulaç | Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı. |
| Muhammed Esed | (Dikkat edin,) göz ne kaydı, ne de (başka yöne) çevrildi: |
| Y.N. Öztürk | Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı. |
| S. Yıldırım | Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da. |
| Tefhimü-l Kuran | Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) taşmadı. |
| Fizilalil Kuran | Muhammed'in gözü ne yana kaydı ve ne de öteye geçti |
| A. Gölpınarlı | Gözü, ne kaydı, ne haddini aştı. |
| H. S. Yeter | Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. |
| A. Uğur | Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. |
| G. Onan | Göz kayıp-şaşmadı ve (sınırı) aşmadı. |
| Ş. Piriş | Göz, ne şaştı; ne aştı. |
| Yusuf Ali (EN) | (His) sight never swerved, nor did it go wrong! |
| M. Pickthall (EN) | The eye turned not aside nor yet was overbold. |
(NECM suresi 18. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
| Okunuş | Le kad raa min ayati rabbihil kubra |
| Diyanet Çevirisi | Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü. |
| Diyanet Vakfı | Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. |
| Elmalılı Orijinal | Vallahi gördü rabbının âyâtından en büyüğünü gördü |
| Elmalılı Sade. 1 | Andolsun ki, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü. |
| Elmalılı Sade. 2 | Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü. |
| Ö. N. Bilmen | Andolsun ki, Rabbinin en büyük âyetlerinden (bir kısmını) gördü. |
| S. Ateş | Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü. |
| A. Bulaç | Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü. |
| Muhammed Esed | ve o, gerçekten de Rabbinin en muhteşem sembollerinden bir kısmını gördü. |
| Y.N. Öztürk | Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. |
| S. Yıldırım | Vallahi gördü, hem de Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü! |
| Tefhimü-l Kuran | Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanını gördü. |
| Fizilalil Kuran | O gerçekten Rabb'inin bazı büyük ayetlerini gördü. |
| A. Gölpınarlı | Andolsun ki Rabbinin pek büyük delillerinden bir kısmını gördü. |
| H. S. Yeter | Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. |
| A. Uğur | Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. |
| G. Onan | Andolsun, o, rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü. |
| Ş. Piriş | Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü. |
| Yusuf Ali (EN) | For truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest! |
| M. Pickthall (EN) | Verily he saw one of the greater revelations of his Lord. |
(NECM suresi 19. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى
| Okunuş | E fe raeytumul late vel uzza |
| Diyanet Çevirisi | (19-20) Lât ve Uzza’ya ve diğer üçüncüsü Menat’a ne dersiniz? |
| Diyanet Vakfı | Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? |
| Elmalılı Orijinal | Siz de gördünüz değilmi Lât-ü Uzzayı? |
| Elmalılı Sade. 1 | Siz de gördünüz değil mi Lat ve Uzza'yı? |
| Elmalılı Sade. 2 | Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı? |
| Ö. N. Bilmen | (19-20) Siz Lât'ı ve Uzzâ'yı gördünüz mü? Diğer üçüncü olan Menât'ı da (gördünüz mü?) |
| S. Ateş | Gördünüz mü o Lât ve 'Uzzâ'yı? |
| A. Bulaç | Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı. |
| Muhammed Esed | HİÇ düşündünüz mü (neden taptığınızı) Lat ve 'Uzza'ya? |
| Y.N. Öztürk | Gördünüz mü Uzza'yı, Lât'ı. |
| S. Yıldırım | (19-20) Şimdi baksanıza şu Lât’a, Uzza’ya! Ve bir de şu geride olan üçüncüleri Menat’a! |
| Tefhimü-l Kuran | Gördünüz mü-haber verin; Lât ve Uzza'yı, |
| Fizilalil Kuran | Lât ve Uzza hakkındaki görüşünüz nedir? |
| A. Gölpınarlı | Siz de gördünüz mü, Lât'ı ve Uzzâ'yı? |
| H. S. Yeter | Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? |
| A. Uğur | Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? |
| G. Onan | Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı. |
| Ş. Piriş | -Gördünüz mü Uzza’yı ve Lat’ı? |
| Yusuf Ali (EN) | Have ye seen Lat, and Uzza, |
| M. Pickthall (EN) | Have ye thought upon Al-Lat and Al-'Uzzaa |
(NECM suresi 20. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى
| Okunuş | Ve menates salisetel uhra |
| Diyanet Çevirisi | (19-20) Lât ve Uzza’ya ve diğer üçüncüsü Menat’a ne dersiniz? |
| Diyanet Vakfı | Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı. |
| Elmalılı Orijinal | Üçüncü olarak da menatı uhrayı? |
| Elmalılı Sade. 1 | Üçüncü olarak da öteki Menat'ı? |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı? |
| Ö. N. Bilmen | (19-20) Siz Lât'ı ve Uzzâ'yı gördünüz mü? Diğer üçüncü olan Menât'ı da (gördünüz mü?) |
| S. Ateş | Ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat'ı? |
| A. Bulaç | Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)? |
| Muhammed Esed | Ve (üçlünün) üçüncüsü ve sonuncusu olan Menat(a)? |
| Y.N. Öztürk | Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât'ı. |
| S. Yıldırım | (19-20) Şimdi baksanıza şu Lât’a, Uzza’ya! Ve bir de şu geride olan üçüncüleri Menat’a! |
| Tefhimü-l Kuran | Ve üçüncü (put) olan Menât'ı(n herhangi bir güçleri var mı) ? |
| Fizilalil Kuran | Ya bunların öbürü, üçüncüsü olan Menat hakkında ne düşünüyorsunuz? |
| A. Gölpınarlı | Ve üçüncü öbür putu, Menât'ı? |
| H. S. Yeter | Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı. |
| A. Uğur | Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı. |
| G. Onan | Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)? |
| Ş. Piriş | Diğer bir üçüncüsü Menat’ı?.. |
| Yusuf Ali (EN) | And another, the third (goddess), Manat? |
| M. Pickthall (EN) | And Manat, the third, the other? |
(NECM suresi 21. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى
| Okunuş | E lekumuz zekeru ve lehul unsa |
| Diyanet Çevirisi | Erkek size de, dişi O’na mı? |
| Diyanet Vakfı | Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? |
| Elmalılı Orijinal | Size erkek ona dişi öyle mi? |
| Elmalılı Sade. 1 | Size erkek, O'na dişi öylemi? |
| Elmalılı Sade. 2 | Size erkek O'na dişi öyle mi? |
| Ö. N. Bilmen | (21-22) Sizin için erkek de O'nun için dişi mi? Bu, o halde âdilâne olmayan bir taksim. |
| S. Ateş | Demek erkek size, kadın Allah'a mı? |
| A. Bulaç | Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu? |
| Muhammed Esed | Neden kendiniz için (yalnız) erkek çocuklar (istersiniz de) O'na kız çocuklar (isnad edersiniz?) |
| Y.N. Öztürk | Erkek size, dişi Allah'a mı? |
| S. Yıldırım | Erkek evlatlar size, kızlar O’na olsun, öyle mi? |
| Tefhimü-l Kuran | Erkek (evlat) sizin, dişi de O'nun mu? |
| Fizilalil Kuran | Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın, öyle mi? |
| A. Gölpınarlı | Erkek evlâtlar sizin de kızlar onun mu? |
| H. S. Yeter | Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? |
| A. Uğur | Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? |
| G. Onan | Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu? |
| Ş. Piriş | Erkekler sizin dişiler O’nun mu? |
| Yusuf Ali (EN) | What! For you the male sex, and for Him, the female? |
| M. Pickthall (EN) | Are yours the males and His the females? |
(NECM suresi 22. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى
| Okunuş | Tilke izen kismetun diyza |
| Diyanet Çevirisi | Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır. |
| Diyanet Vakfı | O zaman bu, insafsızca bir taksim! |
| Elmalılı Orijinal | Bu öyle ise çok hayflı bir taksim |
| Elmalılı Sade. 1 | Öyle ise bu çok hayıflı (haksız) bir taksim! |
| Elmalılı Sade. 2 | Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim. |
| Ö. N. Bilmen | (21-22) Sizin için erkek de O'nun için dişi mi? Bu, o halde âdilâne olmayan bir taksim. |
| S. Ateş | O halde bu insafsızca bir taksim! |
| A. Bulaç | Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma. |
| Muhammed Esed | Bakın, bu kesinlikle haksız bir taksimdir! |
| Y.N. Öztürk | İşte bu, insafsız bir bölüştürme. |
| S. Yıldırım | O zaman bu insafsız bir taksim olmaz mı? |
| Tefhimü-l Kuran | Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma. |
| Fizilalil Kuran | Öyleyse bu haksız bir bölüştürmedir. |
| A. Gölpınarlı | Bu, pek insafsızca bir pay şimdi. |
| H. S. Yeter | O zaman bu, insafsızca bir taksim! |
| A. Uğur | O zaman bu, insafsızca bir taksim! |
| G. Onan | Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşma. |
| Ş. Piriş | Öyleyse bu haksız bir taksim. |
| Yusuf Ali (EN) | Behold, such would be indeed a division most unfair! |
| M. Pickthall (EN) | That indeed was an unfair division! |
(NECM suresi 23. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى
| Okunuş | İn hiye illa esmaun semmeytumuh entum ve abaukum ma enzelellahu biha min sultan iy yettebiune illaz zane ve ma tehvel enfus ve le kad caehum mir rabbihimul huda |
| Diyanet Çevirisi | Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilâh edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir. |
| Diyanet Vakfı | Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. |
| Elmalılı Orijinal | Onlar hiç bir şey değil sırf sizin ve babalarınızın taktığınız kuru isimler, Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi' oluyorlar, halbuki rablarından kendilerine doğru yolu gösteren, geldi |
| Elmalılı Sade. 1 | Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığı kuru isimlerdir. Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerinin sevdasına uyuyorlar. Oysa Rablerinden kendilerine doğru yolu gösteren geldi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. |
| Ö. N. Bilmen | Onlar hiçbir şey değil, ancak birtakım isimlerdir ki, onları siz ve babalarınız takmışsınızdır. Allah Teâlâ ona dâir bir hüccet indirmemiştir. Zandan ve nefislerinin arzu ettiğinden başka bir şeye tâbi olmuyorlar. Halbuki, onlara Rablerinden bir hüda (bir rehber-i hidâyet) gelmiştir. |
| S. Ateş | Onlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. |
| A. Bulaç | Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili 'hiç bir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir. |
| Muhammed Esed | Bu (sözde ilahi varlık)lar sizin ve atalarınızın uydurduğu boş isimlerden başka şeyler değildir; (ve) Allah onlara hiçbir yetki vermemiştir. Onlar, (o putlara tapanlar,) sadece zannın ve kuruntuların peşine takılıyorlar; halbuki şimdi onlara Rablerinden bir yol gösterici gelmiştir. |
| Y.N. Öztürk | Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir. |
| S. Yıldırım | Aslında bu putlar sizin ve atalarınızın uydurduğu, kuru isimlerden, boş lafızlardan başka bir şey değildir. Allah onların tanrılıklarına delil olabilecek hiçbir şey indirmemiştir. Onlar sadece zanlarına ve nefislerinin heva ve heveslerine uyarlar. Halbuki onlara Rab’leri tarafından uyacakları mükemmel Rehber çoktan gelmiş bulunuyor! |
| Tefhimü-l Kuran | Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (kuru ve keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah onlarla ilgili 'hiç bir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uymaktadırlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir. |
| Fizilalil Kuran | Aslında bunlar sizin ve atalarınızın uydurduğu kuru isimlerdir. Allah, onlara ilişkin hiçbir kanıt indirmemiştir. Onlar sadece sanılarının ve canlarının istediğinin peşinden gidiyorlar. Oysa onlara Rabbleri katından doğru yola ilişkin bilgi geldi. |
| A. Gölpınarlı | Bunlar, ancak sizin taktığınız, atalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değil, Allah, onlara âit kesin bir delil indirmemiştir, ancak zanna ve nefislerinin dileğine kapılmıştır onlar ve andolsun ki Rablerinden doğru yolu gösteren de gelmiştir. |
| H. S. Yeter | Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. |
| A. Uğur | Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. |
| G. Onan | Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Tanrı, onlarla ilgili 'hiç bir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun onlara rablerinden yol gösterici gelmiştir. |
| Ş. Piriş | Onlar, sizin ve atalarınızın adlandırılmasından başka bir şey değildir. Allah, onlar hakkında bir belge indirmemiştir. Kuruntudan ve canlarının arzu ettiğinden başka bir şeye dayanmıyorlar. Oysa, onlara Rab’lerinden kılavuz gelmiştir. |
| Yusuf Ali (EN) | These are nothing but names which ye have devised, ye and your fathers, for which Allah has sent down no authority (whatever). They follow nothing but conjecture and what their own souls desire! though there has already come to them Guidance form their Lord! |
| M. Pickthall (EN) | They are but names which ye have named, ye and your fathers, for which Allah hath revealed no warrant. They follow but a guess and that which (they) themselves desire. And now the guidance from their Lord hath come unto them. |
(NECM suresi 24. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى
| Okunuş | Em lil insani ma temenna |
| Diyanet Çevirisi | Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır? |
| Diyanet Vakfı | Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır? |
| Elmalılı Orijinal | Yoksa varmı insana her kurduğu hulya |
| Elmalılı Sade. 1 | Yoksa insana her kurduğu hülya mı var? |
| Elmalılı Sade. 2 | Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir? |
| Ö. N. Bilmen | Yoksa insan için her temenni ettiği şey var mıdır? |
| S. Ateş | Yoksa insan, her arzu ettiğine sâhip mi olacaktır? |
| A. Bulaç | Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var? |
| Muhammed Esed | İnsan, her dilediğini elde etme hakkına sahip olduğunu mu sanır? |
| Y.N. Öztürk | İnsan için, her özleyip hayal ettiği var mı acaba? |
| S. Yıldırım | Ne o, insanoğlu kurduğu her hülyaya, içinden geçen her şeye nail olur mu sanıyor? |
| Tefhimü-l Kuran | Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var? |
| Fizilalil Kuran | Yoksa insanın her hayal ettiği şey gerçekleşir mi sanıyorsunuz? |
| A. Gölpınarlı | Yoksa insan, her umduğunu elde eder mi? |
| H. S. Yeter | Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır? |
| A. Uğur | Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır? |
| G. Onan | Yoksa insana 'her arzu edip dilekte bulunduğu' şey mi var? |
| Ş. Piriş | Yoksa her umduğu şey insanın mıdır? |
| Yusuf Ali (EN) | Nay, shall man have (just) anything he hankers after? |
| M. Pickthall (EN) | Or shall man have what he coveteth? |
(NECM suresi 25. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى
| Okunuş | Fe lillahil ahiratu ve ula |
| Diyanet Çevirisi | Oysa, Ahiret de dünya da Allah’ındır. |
| Diyanet Vakfı | Ahiret de dünya da Allah'ındır. |
| Elmalılı Orijinal | Fakat Allahındır Âhıret ve olâ |
| Elmalılı Sade. 1 | Ama ahiret ve dünya Allah'ındır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır. |
| Ö. N. Bilmen | Fakat Allah içindir ahiret de, dünya da. |
| S. Ateş | Son da ilk de (âhiret de, dünyâ da) Allâh'ındır. |
| A. Bulaç | İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır. |
| Muhammed Esed | Halbuki hem ötekisi, hem de bu dünya, (yalnız) Allah'a aittir! |
| Y.N. Öztürk | Sonrası da öncesi de/âhiret de dünya da Allah'ındır. |
| S. Yıldırım | Hayır, öyle değil! Âhiret hayatı da, dünya hayatı da Allah’ın elindedir. Kime ve neyi vereceğini, Kendisi takdir eder. |
| Tefhimü-l Kuran | İşte, son da, ilk de (ahiret ve dünya) Allah'ındır. |
| Fizilalil Kuran | Oysa hayatın sonu da ilki de (ahiret de dünya da) Allah'a aittir. |
| A. Gölpınarlı | Gerçekten de âhiret de Allah'ındır, dünyâ da. |
| H. S. Yeter | Ahiret de dünya da Allah'ındır. |
| A. Uğur | Ahiret de dünya da Allah'ındır. |
| G. Onan | İşte son da, ilk de (ahiret ve dünya) Tanrı'nındır. |
| Ş. Piriş | Ahiret de dünya da Allah’ındır. |
| Yusuf Ali (EN) | But it is to Allah that the End and the Beginning (of all things) belong. |
| M. Pickthall (EN) | But unto Allah belongeth the after (life), and the former. |
(NECM suresi 26. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى
| Okunuş | Ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatuhum şey'en illa mim ba'di ey ye'zenellahu li mey yeşau ve yerda |
| Diyanet Çevirisi | Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar. |
| Diyanet Vakfı | Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz. |
| Elmalılı Orijinal | Göklerde nice Melâike vardır da Allah dileyip razıy olduğuna izin vermezden evvel şefaatleri hiç bir şey'e yaramaz |
| Elmalılı Sade. 1 | Göklerde nice melekler vardır ki, Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce şefaatleri hiçbir işe yaramaz. |
| Elmalılı Sade. 2 | Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz. |
| Ö. N. Bilmen | Ve göklerde nice melekler vardır, onların şefaatleri hiçbir fâide vermez, meğer ki, Allah Teâlâ'nın dilediği ve razı olduğu kimse için müsaade verdiğinden sonra olsun. |
| S. Ateş | Göklerde nice melek var ki onların şefâ'ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allâh'ın dilediği ve râzı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefâ'atin faydası olur). |
| A. Bulaç | Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiç bir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka. |
| Muhammed Esed | Çünkü, göklerde ne kadar çok melek olsa da, onların şefaati (hiç kimseye) en ufak bir fayda sağlamayacaktır; meğer ki Allah dilediği ve razı olduğu kimse için (şefaat) izni vermiş olsun. |
| Y.N. Öztürk | Göklerde nice melekler var ki, şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna. |
| S. Yıldırım | Nitekim göklerde nice melaike var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez. |
| Tefhimü-l Kuran | Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiç bir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka. |
| Fizilalil Kuran | Göklerde nice melek var ki, Allah'ın dilediklerine ve hoşlandıklarına ilişkin izni olmadıkça, şefaatleri hiç bir yarar sağlamaz. |
| A. Gölpınarlı | Ve göklerde nice melekler vardır ki Allah, dilediğine ve râzı olduğuna şefâat etmeleri için izin vermedikçe şefâatleri, hiçbir şeye yaramaz. |
| H. S. Yeter | Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz. |
| A. Uğur | Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz. |
| G. Onan | Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiç bir şeyle yarar sağlamaz; ancak Tanrı'nın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka. |
| Ş. Piriş | Göklerde nice melekler var ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe, onların şefaatı hiçbir işe yaramaz. |
| Yusuf Ali (EN) | How many so ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after Allah has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him. |
| M. Pickthall (EN) | And how many angels are in the heavens whose intercession availeth naught save after Allah giveth leave to whom He chooseth and accepteth! |
(NECM suresi 27. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى
| Okunuş | İnnellezine la yu'minune bil ahirati le yusemmunel melaiket tesmiyetel unsa |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar. |
| Diyanet Vakfı | Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. |
| Elmalılı Orijinal | Evet Âhırete iymanı olmıyanlar Melâikeye dişi adı takıp duruyorlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Evet ahirete inanmayanlar meleklere dişi adı takıp duruyorlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak o kimseler ki, ahirete imân etmezler, elbette melekleri dişilerin adıyla adlandırırlar. |
| S. Ateş | Âhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar. |
| Muhammed Esed | Bakın, (ancak) öteki dünyaya (samimiyetle) inanmayanlar, melekleri dişi varlıklar olarak görürler; |
| Y.N. Öztürk | O âhirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar. |
| S. Yıldırım | Evet, âhirete inanmayanlardır ki melaikeyi Allah’ın kızları iddia ederek onlara kız isimleri takarlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar. |
| Fizilalil Kuran | Ahirete inanmayanlar meleklere dişi adları takıyorlar. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki âhirete inanmayanlar, meleklere dişi adları takıp duruyorlar. |
| H. S. Yeter | Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. |
| A. Uğur | Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar. |
| Ş. Piriş | Doğrusu ahirete inanmayanlar, melekleri dişi olarak isimlendiriyorlar. |
| Yusuf Ali (EN) | Those who believe not in the Hereafter, name the angels with female names. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! it is those who disbelieve in the Hereafter who name the angels with the names of females. |


0 yorum yazılmıştır