Necm (28-37)
(NECM suresi 28. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
| Okunuş | Ve ma lehum bihi mim ilm iy yettebiune illez zann ve innez zanne la yuğni minel hakki şey'a |
| Diyanet Çevirisi | Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez. |
| Diyanet Vakfı | Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez. |
| Elmalılı Orijinal | Maamafih ona dair bir bilgileri olduğundan değil sırf zanne tabi' oluyorlar, halbuki zann haktan hiç bir şey'i muğnî olmaz |
| Elmalılı Sade. 1 | Aslında onların buna dair bilgileri yoktu, sadece zanna uyuyorlar. Oysa zan gerçekten yana hiçbir şey ifade etmez. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez. |
| Ö. N. Bilmen | Onların ona dair bir bilgileri yoktur. Zandan başka bir şeye tâbi olmazlar. Halbuki şüphe yok ki zan, haktan hiçbir şey ifade etmez. |
| S. Ateş | Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz.) |
| A. Bulaç | Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiç bir yarar sağlamaz. |
| Muhammed Esed | ve onların bu konuda hiçbir bilgileri olmadığından yalnızca zannın ardından giderler: ama zan, hiçbir zaman gerçeğin yerini tutmaz. |
| Y.N. Öztürk | Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz. |
| S. Yıldırım | Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Sadece ve sadece zanna tâbi oluyorlar. Oysa zan, hakikat karşısında ne ifade eder ki! |
| Tefhimü-l Kuran | Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiç bir yarar sağlamaz. |
| Fizilalil Kuran | Oysa onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece sanılarının peşinden gidiyorlar. Sanıları ise gerçeğin kırıntısının bile yerini tutamaz. |
| A. Gölpınarlı | Onların, bu hususta hiçbir bilgisi yok, ancak zanna kapılıyorlar ve şüphe yok ki zan, gerçeğe karşı hiçbir şeye yaramaz. |
| H. S. Yeter | Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez. |
| A. Uğur | Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez. |
| G. Onan | Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiç bir yarar sağlamaz. |
| Ş. Piriş | Oysa, bu konuda bir bilgileri yoktur. Sadece zanna tâbi oluyorlar. Zan ise gerçekten bir şey ifade etmez. |
| Yusuf Ali (EN) | But they have no knowledge therein. They follow nothing but conjecture; and conjecture avails nothing against Truth. |
| M. Pickthall (EN) | And they have no knowledge thereof. They follow but a guess, and lo! a guess can never take the place of the truth. |
(NECM suresi 29. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
| Okunuş | Fe a'rid am men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dunya |
| Diyanet Çevirisi | Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. |
| Diyanet Vakfı | Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. |
| Elmalılı Orijinal | O halde bakma sen o bizim zikrimizden yüz çevirip te Dünya hayattan ötesini istemiyen kimselere |
| Elmalılı Sade. 1 | O halde sen de Bizi anmaktan yüz çevirip de dünya hayatından ötesini istemeyen kimselere bakma! |
| Elmalılı Sade. 2 | Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir. |
| Ö. N. Bilmen | Artık sen, Bizim zikrimizden yüz çevirenden ve dünya hayatından başkasını dilemeyen kimselerden i'raz et. |
| S. Ateş | Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünyâ hayâtından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir. |
| A. Bulaç | Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir. |
| Muhammed Esed | O halde, Bizi anmaktan uzak duran ve bu dünya hayatından başka bir şeye önem vermeyenlere mani ol, |
| Y.N. Öztürk | Bizim zikrimizden/Kur'an'ımızdan yüz çeviren ve iğreti dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir. |
| S. Yıldırım | O halde Bizi anmaktan, bu Yüce Kitabımızı dinlemekten uzak duran ve dünya zevkinden başka bir şey istemeyen kimseleri sen de bir tarafa bırak! |
| Tefhimü-l Kuran | Şu halde sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir. |
| Fizilalil Kuran | Bizi anmaktan yüz çeviren ve sadece dünya hayatını isteyenlerden yüz çevir. |
| A. Gölpınarlı | Artık yüz çevir, bizi anmadan yüz çevirenden ve ancak dünyâ yaşayışını isteyenden. |
| H. S. Yeter | Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. |
| A. Uğur | Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. |
| G. Onan | Şu halde sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir. |
| Ş. Piriş | Bu sebeple sen, uyarımızdan yüz çevirenden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden uzak dur. |
| Yusuf Ali (EN) | Therefore shun those who turn away from Our Message and desire nothing but the life of this world. |
| M. Pickthall (EN) | Then withdraw (O Muhammad) from him who fleeth from Our remembrance and desireth but the life of the world. |
(NECM suresi 30. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى
| Okunuş | Zalike mebleğuhum minel ilm inne rabbeke huve a'lemu bi men alle an sebilihi ve huve a'lemu bi menihteda |
| Diyanet Çevirisi | İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir. |
| Diyanet Vakfı | İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir. |
| Elmalılı Orijinal | İşte odur onların ılimden irebildikleri gaye, şübhesiz ki rabbın, odur en bilen yolundan sapanı, hem de odur en bilen hidayeti tutanı |
| Elmalılı Sade. 1 | İşte budur onların ilimde erişebildikleri son sınır!. Şüphesiz Rabbin, O en iyi bilendir yolundan sapanı, hem de O en iyi bitendir hidayet yolunu tutanı. |
| Elmalılı Sade. 2 | İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir. |
| Ö. N. Bilmen | İşte onların ilimden erebildikleri budur. Şüphe yok ki Rabbin, o yolundan sapıtan kimseyi en ziyâde bilendir ve O, hidayete eren kimseyi de en ziyâde bilendir. |
| S. Ateş | İşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir. |
| A. Bulaç | İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur. |
| Muhammed Esed | ki bu onlar için bilinmeye değer tek şeydir. Şüphe yok ki Rabbin, kimin O'nun yolundan saptığını ve kimin O'nun rehberliğine uyduğunu hakkıyla bilir. |
| Y.N. Öztürk | Onların, ilimden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir. |
| S. Yıldırım | Onların bilgi seviyesi ancak bu kadardır; bildikleri bilecekleri budur. Senin Rabbin, kimin Allah’ın yolundan saptığını, kimin doğru yolda yürüdüğünü pek iyi bilir. |
| Tefhimü-l Kuran | İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Hiç şüphesiz, senin Rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur. |
| Fizilalil Kuran | Onların bilgilerinin erişebileceği sınır budur. Hiç kuşkusuz senin Rabb'in kimin yolundan saptığını bildiği gibi kimin doğru yolda olduğunu da bilir. |
| A. Gölpınarlı | İşte bilgide ulaşabildikleri şey bu; şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan çıkıp sapanı daha iyi bilir ve odur doğru yola gireni daha iyi bilen. |
| H. S. Yeter | İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir. |
| A. Uğur | İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir. |
| G. Onan | İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin rabbin; kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur. |
| Ş. Piriş | İşte onların bilgi seviyeleri budur. Şüphesiz Rabbin, kimin yolundan saptığını en iyi bilen O’dur. Kimin doğru yolda olduğunu da en iyi bilen O’dur. |
| Yusuf Ali (EN) | That is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance. |
| M. Pickthall (EN) | Such is their sum of knowledge. Lo! thy Lord is Best Aware of him who strayeth, and He is Best Aware of him who goeth right. |
(NECM suresi 31. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
| Okunuş | Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil erdi li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil husna |
| Diyanet Çevirisi | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir. |
| Diyanet Vakfı | Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. |
| Elmalılı Orijinal | Hem bütün Göklerdeki ve Yerdeki hep Allahındır akıbet kötülük yapanları yaptıklarıyle cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandıracak |
| Elmalılı Sade. 1 | Bütün göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır! Sonunda kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak; güzellik yapanları da daha güzeliyle mükafatlandıracak! |
| Elmalılı Sade. 2 | Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır. |
| Ö. N. Bilmen | Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Fenalıkta bulunanları yaptıkları ile cezalandıracaktır ve güzellikte bulunmuş olanları da daha güzeli ile mükâfaatlandıracaktır. |
| S. Ateş | Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh'ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezâlandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükâfâtlandırsın. |
| A. Bulaç | Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. |
| Muhammed Esed | Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir: O, kötülük yapanlara yaptıklarının karşılığını verecek ve iyilik yapanları da katıksız iyilikle ödüllendirecektir. |
| Y.N. Öztürk | Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. Bu, Allah'ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir. |
| S. Yıldırım | Göklerde ne var, yerde ne varsa hep Allah’ındır. Böyle olduğu için, sapanı ve doğru yolda olanı pek iyi bildiği, yaptıklarını kaydettiği içindir ki, kötülük işleyenleri, yaptıklarının karşılığı ile cezalandırarak, iyi hareket edenlere de en güzel mükâfatı verecektir. |
| Tefhimü-l Kuran | Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yapmakta oldukları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. |
| Fizilalil Kuran | Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsi Allah'a aittir. Amaç kötülük işleyenlere kötülüklerinin ve iyilik yapanlara da iyiliklerinin karşılığını vermektir. |
| A. Gölpınarlı | Ve Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde kötülük edenleri, yaptıklarına karşılık elbette cezâlandırır ve iyilik edenlereyse yaptıklarından daha da iyi mükâfat verir. |
| H. S. Yeter | Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. |
| A. Uğur | Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. |
| G. Onan | Göklerde ve yerde olanlar Tanrı'nındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. |
| Ş. Piriş | Göklerde olan da yerde olan da Allah’ındır. Kötülük işleyenleri yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik edenleri de en iyisi ile ödüllendirecektir. |
| Yusuf Ali (EN) | Yea, to Allah belongs all that is in the heavens and on earth: so that He rewards those who do Evil, according to their deeds, and He rewards those who do good, with what is best. |
| M. Pickthall (EN) | And unto Allah belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, that He may reward those who do evil with that which they have done, and reward those who do good with goodness. |
(NECM suresi 32. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
| Okunuş | Ellezine yectenibune kebairal ismi vel fevahişe illel lemem inne rabbeke vasiul mağfirah huve a'lemu bi kum iz enşeekum minel erdi ve iz entum ecinnetun fi butuni ummehatikum fe la tuzekku enfusekum huve a'lemu bi menitteka |
| Diyanet Çevirisi | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. |
| Diyanet Vakfı | Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. |
| Elmalılı Orijinal | Onlar ki günahın büyüklerinden: vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir, hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın odur en bilen müttakı olanı |
| Elmalılı Sade. 1 | Onlar ki günahın büyüklerinden (vebalden) ve çirkef davranışlardan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusurlar hariç; şüphesiz ki, Rabbin geniş mağfiretlidir. O sizin her halinizi en iyi bilendir, sizi topraktan meydana getirdiğinde ve sizler analarınızın karınlarında cenin halinde iken. Şimdi nefislerinizi temize çıkarmaya kalkışmayın! O'dur en iyi bilen günahtan korkup sakınanı! |
| Elmalılı Sade. 2 | Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. |
| Ö. N. Bilmen | (Güzellikte bulunanlar) O kimselerdir ki, günahın büyüklerinden ve fahiş şeylerden kaçınırlar, küçük günah müstesna. Şüphe yok ki, Rabbim mağfireti geniş olandır ve O sizi en ziyâde bilendir. O vakit ki, sizi yerden, yarattı ve o vakit ki, siz analarınızın karınlarında ceninler halinde idiniz. Artık nefislerinizi tezkiye etmeyin. O, muttakî olanı en ziyâde bilendir. |
| S. Ateş | Onlar, günâhın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatâlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşâ ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her hâlinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir. |
| A. Bulaç | Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir. |
| Muhammed Esed | Büyük günahlardan ve çirkin fiillerden kaçınanlara gelince, onlar arada bir hataya düşseler de (bilsinler ki) Rabbin bağışlamada cömerttir. O, sizi toz-topraktan var ederken de, annelerinizin rahminde saklı bulunduğunuzda da sizinle ilgili her bilgiye sahiptir: o halde kendinizi saf ve temiz görmeyin; (çünkü) O, kimin Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıdığını en iyi bilendir. |
| Y.N. Öztürk | Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O'dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O'dur. |
| S. Yıldırım | O iyiler, ufak kusur ve günahlardan olmasa da, büyük günahlardan, aşikâr hayasızlıklardan kaçınırlar. Senin Rabbinin mağfireti boldur. O sizi topraktan yaratırken ve siz annelerinizin karınlarında döl halinde iken mayanızın ne olduğunu gayet iyi bilir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın, övünüp durmayın. Çünkü kimin Allah’ı daha çok sayıp O’na karşı gelmekten sakındığını O pek iyi bilmektedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Ki onlar büyük günahlardan, çirkince utanmazlıklardan kaçınırlar, ufak tefek günahlar bundan müstesnadır. Hiç şüphesiz Rabb'in, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir, hatta sizi topraktan yarattığı ve siz daha annelerinizin karınlarında cenin halinde bulunduğunuz zaman bile. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp durmayın. O, kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir. |
| Fizilalil Kuran | İyilik işleyenler büyük günahlardan ve çirkin davranışlardan uzak dururlar. Sadece küçük kusurları olabilir. Senin Rabb'inin bağışlayıcılığı geniş kapsamlıdır. O sizi gerek ilk başta topraktan yaratırken ve gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşamasındayken bilir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayınız. Çünkü o kimin kötülüklerden sakındığını herkesten iyi bilir. |
| A. Gölpınarlı | Israr etmemek şartıyle küçük günahlardan başka suçların büyüklerinden ve çirkin şeylerden sakınanlara gelince: Şüphe yok ki Rabbinin yarlıgaması pek geniştir. O, sizi yeryüzünden yaratıp meydana getirdiği zaman ve siz, analarınızın karnında birer dölken de bilir; artık siz, kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın, o, kim çekinmededir, daha iyi bilir. |
| H. S. Yeter | Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. |
| A. Uğur | Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. |
| G. Onan | Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir. |
| Ş. Piriş | O iyilik edenler, ufak tefek kusurları dışında, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçarlar. Şüphesiz Rabbinin mağfireti geniştir. Sizi topraktan meydana getirdiği zaman da ve siz, annelerinizin karnında cenin halinde iken de sizi en iyi O bilir. Öyleyse, kendi kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takvalı olduğunu en iyi o bilir. |
| Yusuf Ali (EN) | Those who avoid great sins and shameful deeds, only (falling into) small faults, verily thy Lord is ample in forgiveness. He knows you well when He brings you out of the earth, and when ye are hidden in your mothers' wombs. Therefore justify not yourselves; He knows best who it is that guards against evil. |
| M. Pickthall (EN) | Those who avoid enormities of sin and abominations, save the unwilled offences - (for them) lo! thy Lord is of vast mercy. He is Best Aware of you (from the time) when He created you from the earth, and when ye were hidden in the bellies of your mothers. Therefore ascribe not purity unto yourselves. He is Best Aware of him who wardeth off (evil). |
(NECM suresi 33. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى
| Okunuş | E fe raeytellezi tevella |
| Diyanet Çevirisi | (33-34) Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü? |
| Diyanet Vakfı | Gördün mü arkasını döneni? |
| Elmalılı Orijinal | Şimdi gördün a? o çevrileni |
| Elmalılı Sade. 1 | Şimdi gördün ya, o haktan yüz çevireni? |
| Elmalılı Sade. 2 | Şimdi gördün mü O yüz çevireni? |
| Ö. N. Bilmen | (33-35) Şimdi gördün mü o kimseyi ki, (imândan) yüz çevirdi. Ve biraz şey verdi, mütebakisini de men etti. Ya gayba ait bilgi onun yanında mıdır ki, artık o görüyor. |
| S. Ateş | Gördün mü şu adamı ki arkasını döndü? |
| A. Bulaç | Şimdi, o yüz çevireni gördün mü? |
| Muhammed Esed | PEKİ, hiç düşündün mü (Bizi hatırlamaktan) uzak duranı (ve bu dünya hayatından başka şeye değer vermeyeni), |
| Y.N. Öztürk | O yüz geri döneni gördün mü? |
| S. Yıldırım | Şimdi iyice dikkat edin şu sırtını çevirip uzaklaşana! |
| Tefhimü-l Kuran | Şimdi, o yüz çevirmekte olanı gürdün mü? |
| Fizilalil Kuran | Ey Muhammed, görüyor musun, şu gerçeğe sırt çevireni? |
| A. Gölpınarlı | Gördün mü artık yüz çevireni. |
| H. S. Yeter | Gördün mü arkasını döneni? |
| A. Uğur | Gördün mü arkasını döneni? |
| G. Onan | Şimdi, o yüz çevireni gördün mü? |
| Ş. Piriş | Yüz çeviren kimseyi gördün mü? |
| Yusuf Ali (EN) | Seest thou one who turns back, |
| M. Pickthall (EN) | Didst thou (O Muhammad) observe him who turned away, |
(NECM suresi 34. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى
| Okunuş | Ve a'ta kalilev ve ekda |
| Diyanet Çevirisi | (33-34) Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü? |
| Diyanet Vakfı | Azıcık verip sonra vermemekte direneni? |
| Elmalılı Orijinal | Ve biraz verip de dayatıvereni |
| Elmalılı Sade. 1 | Biraz verip de dayatıvereni? |
| Elmalılı Sade. 2 | Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni? |
| Ö. N. Bilmen | (33-35) Şimdi gördün mü o kimseyi ki, (imândan) yüz çevirdi. Ve biraz şey verdi, mütebakisini de men etti. Ya gayba ait bilgi onun yanında mıdır ki, artık o görüyor. |
| S. Ateş | Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu? |
| A. Bulaç | Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. |
| Muhammed Esed | ve (kendi ruhunun temizliği için kendisinden) bu kadar az ve bu kadar gönülsüzce vereni? |
| Y.N. Öztürk | Azıcık verdi, sona inatla sıkıca tuttu. |
| S. Yıldırım | Azıcık verip de sonra cimrilik ederek vermeyene! |
| Tefhimü-l Kuran | Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. |
| Fizilalil Kuran | Önce biraz verip de arkasını getirmeyeni. |
| A. Gölpınarlı | Ve az bir şey verip sonra kısanı, nekeslik edeni? |
| H. S. Yeter | Azıcık verip sonra vermemekte direneni? |
| A. Uğur | Azıcık verip sonra vermemekte direneni? |
| G. Onan | Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. |
| Ş. Piriş | Biraz meyletmiş ve sonra katılaşmıştır/direnmiştir. |
| Yusuf Ali (EN) | Gives a little, then hardens (his heart)? |
| M. Pickthall (EN) | And gave a little, then was grudging? |
(NECM suresi 35. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى
| Okunuş | Eindehu ilmul ğaybi fe huve yera |
| Diyanet Çevirisi | Gayb’ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor? |
| Diyanet Vakfı | Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu? |
| Elmalılı Orijinal | Gayb ılmi yanında da artık görüyor mu? |
| Elmalılı Sade. 1 | Gaybın bilgisi yanında da görüyor mu? |
| Elmalılı Sade. 2 | Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor? |
| Ö. N. Bilmen | (33-35) Şimdi gördün mü o kimseyi ki, (imândan) yüz çevirdi. Ve biraz şey verdi, mütebakisini de men etti. Ya gayba ait bilgi onun yanında mıdır ki, artık o görüyor. |
| S. Ateş | Gayb'ın bilgisi kendi yanında da o mu (âlemin esrarını) görüyor? |
| A. Bulaç | Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor? |
| Muhammed Esed | O, insan kavrayışının ötesindeki şeyin bilgisine sahip (olduğunu) ve böylece (onu açıkça) görebil(diğini mi iddia ed)iyor? |
| Y.N. Öztürk | Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor? |
| S. Yıldırım | Gaypların bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor? |
| Tefhimü-l Kuran | Gaybın ilmi onun yanındadır da o mu görüyor? |
| Fizilalil Kuran | Acaba gaybın bilgisine sahiptir de o alemin sırlarını mı görüyor? |
| A. Gölpınarlı | Gizli şeylere âit bilgi, onun katında mı da görmede. |
| H. S. Yeter | Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu? |
| A. Uğur | Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu? |
| G. Onan | Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor? |
| Ş. Piriş | Gaybın ilmi onun yanında da, o mu görüyor? |
| Yusuf Ali (EN) | What! Has he knowledge of the unseen so that he can see? |
| M. Pickthall (EN) | Hath he knowledge of the Unseen so that he seeth? |
(NECM suresi 36. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى
| Okunuş | Em lem yunebbe' bima fi suhufi musa |
| Diyanet Çevirisi | (36-37) Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi? |
| Diyanet Vakfı | (36-37) Yoksa, Musa'nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi? |
| Elmalılı Orijinal | Yoksa haber mi verilmedi Musânın suhufundaki |
| Elmalılı Sade. 1 | Yoksa haber mi verilmedi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar? |
| Elmalılı Sade. 2 | Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar? |
| Ö. N. Bilmen | (36-38) Yoksa Mûsa'nın sahifelerinde olan şeyden haber verilmedi mi? Ve memur olduğu şeyi bihakkın itmam etmiş olan İbrahim'in sahifelerindeki de kendisine haber verilmedi mi? Hakikaten hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. |
| S. Ateş | Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsâ'nın sahifelerinde bulunan, |
| A. Bulaç | Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi? |
| Muhammed Esed | Yoksa henüz kendisine bildirilmedi mi Musa'ya gelen vahiylerde ne vardı, |
| Y.N. Öztürk | Yoksa haber verilmedi mi ona, Mûsa'nın sayfalarındakiler? |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi? |
| Fizilalil Kuran | Yoksa Musa'ya indirilen kutsal sayfaların içeriğinden haberi olmadı mı? |
| A. Gölpınarlı | Yoksa Mûsâ'nın sahîfelerindeki şey bildirilmedi mi ona. |
| H. S. Yeter | Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan, |
| A. Uğur | Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan, |
| G. Onan | Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi? |
| Ş. Piriş | Yoksa, Musa’nın sahifelerinde olan şeyin haberi gelmedi mi? |
| Yusuf Ali (EN) | Nay, is he not acquainted with what is in the books of Moses |
| M. Pickthall (EN) | Or hath he not had news of what is in the books of Mosess |
(NECM suresi 37. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى
| Okunuş | Ve ibrahimellezi veffa |
| Diyanet Çevirisi | (36-37) Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi? |
| Diyanet Vakfı | (36-37) Yoksa, Musa'nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi? |
| Elmalılı Orijinal | Ve çok vefakâr olan İbrahiminkindeki |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve çok vefakar olan İbrahim'inkindeki? |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler? |
| Ö. N. Bilmen | (36-38) Yoksa Mûsa'nın sahifelerinde olan şeyden haber verilmedi mi? Ve memur olduğu şeyi bihakkın itmam etmiş olan İbrahim'in sahifelerindeki de kendisine haber verilmedi mi? Hakikaten hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. |
| S. Ateş | Ve çok vefâlı İbrâhim'in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler): |
| A. Bulaç | Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan... |
| Muhammed Esed | ve her türlü güvene layık olan İbrahim'e; |
| Y.N. Öztürk | Ve o çok vefalı İbrahim'in sayfalarındakiler... |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan da. |
| Fizilalil Kuran | Ve görevini titizlikle yerine getiren İbrahim'e inmiş olan kutsal sayfaların içeriğinden haberdar olmadı mı? |
| A. Gölpınarlı | Ve İbrâhîm'in sahîfelerindeki, o İbrahîm ki ahdine iyiden iyiye vefâ etmişti. |
| H. S. Yeter | Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler): |
| A. Uğur | Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler): |
| G. Onan | Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan... |
| Ş. Piriş | Ya vefakar İbrahim’in?.. |
| Yusuf Ali (EN) | And of Abraham who fulfilled his engagements. |
| M. Pickthall (EN) | And Abraham who paid his debts: |


0 yorum yazılmıştır