Necm (38-50)
(NECM suresi 38. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى
| Okunuş | Ella teziru vaziratuv vizra uhra |
| Diyanet Çevirisi | Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. |
| Diyanet Vakfı | Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. |
| Elmalılı Orijinal | Ki doğrusu bir vizir çeken başkasının vizrini çekecek değil |
| Elmalılı Sade. 1 | Ki, doğrusu hiçbir günahkar başkasının günahını çekecek değildir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. |
| Ö. N. Bilmen | (36-38) Yoksa Mûsa'nın sahifelerinde olan şeyden haber verilmedi mi? Ve memur olduğu şeyi bihakkın itmam etmiş olan İbrahim'in sahifelerindeki de kendisine haber verilmedi mi? Hakikaten hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. |
| S. Ateş | Ki hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü yüklenmez. |
| A. Bulaç | Doğrusu, hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. |
| Muhammed Esed | ve hiç kimse, kimsenin yükünü taşıyacak değildir; |
| Y.N. Öztürk | Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz. |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. |
| Fizilalil Kuran | Ki, hiç kimse başkasının günah yükünü taşımaz. |
| A. Gölpınarlı | Hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenemez. |
| H. S. Yeter | Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. |
| A. Uğur | Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. |
| G. Onan | Doğrusu, hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. |
| Ş. Piriş | Hiç bir günahkâr başkasının günahını çekmez. |
| Yusuf Ali (EN) | Namely, that no bearer of burdens can bear the burden of another; |
| M. Pickthall (EN) | That no laden one shall bear another's load, |
(NECM suresi 39. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
| Okunuş | Ve el leyse lil insani illa ma sea |
| Diyanet Çevirisi | İnsan için ancak çalıştığı vardır. |
| Diyanet Vakfı | Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. |
| Elmalılı Orijinal | Doğrusu insanın sa'yinden başkası kendinin değil |
| Elmalılı Sade. 1 | Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur. |
| Ö. N. Bilmen | (39-42) Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir. |
| S. Ateş | İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. |
| A. Bulaç | Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur. |
| Muhammed Esed | ve insana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir; |
| Y.N. Öztürk | Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve doğrusu insana da kendi (emek ve) çabasından başkası yoktur. |
| Fizilalil Kuran | İnsan ancak kendi çalışmasının karşılığını elde edebilir. |
| A. Gölpınarlı | Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder. |
| H. S. Yeter | Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. |
| A. Uğur | Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. |
| G. Onan | Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur. |
| Ş. Piriş | İnsan için çalıştığından başkası yoktur. |
| Yusuf Ali (EN) | That man can have nothing but what he strives for; |
| M. Pickthall (EN) | And that man hath only that for which he maketh effort, |
(NECM suresi 40. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى
| Okunuş | Ve enne sa'yehu sevfe yura |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. |
| Diyanet Vakfı | Ve çalışması da ileride görülecektir. |
| Elmalılı Orijinal | Ve elbette sa'yi yarın görülecek |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve elbette çalışması yarın görülecek, |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve çalışması da yakında görülecektir. |
| Ö. N. Bilmen | (39-42) Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir. |
| S. Ateş | Ve çalışması da yakında görülecektir. |
| A. Bulaç | Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir. |
| Muhammed Esed | ve zamanı geldiğinde kendisine çabası(nın gerçek anlamı) gösterilecek, |
| Y.N. Öztürk | Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Şüphesiz kendi (emek ve) çabası da görülecektir. |
| Fizilalil Kuran | Onun çalışması, ilerde kesinlikle gözler önüne serilecektir. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki çalıştığının karşılığı da gösterilir ona. |
| H. S. Yeter | Ve çalışması da ileride görülecektir. |
| A. Uğur | Ve çalışması da ileride görülecektir. |
| G. Onan | Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir. |
| Ş. Piriş | Çalışması da mutlaka gösterilecektir. |
| Yusuf Ali (EN) | That (the fruit of) his striving will soon come in sight; |
| M. Pickthall (EN) | And that his effort will be seen, |
(NECM suresi 41. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى
| Okunuş | Summe yuczahul cezael evfa |
| Diyanet Çevirisi | Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir. |
| Diyanet Vakfı | Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra ona en değerli mükâfat verilecek |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra ona en değerli mükafat verilecek. |
| Elmalılı Sade. 2 | Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. |
| Ö. N. Bilmen | (39-42) Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir. |
| S. Ateş | Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir. |
| A. Bulaç | Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir. |
| Muhammed Esed | ve sonra ona tam karşılığı verilecektir; |
| Y.N. Öztürk | Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir. |
| Fizilalil Kuran | Sonra çalışmasının karşılığı kendisine eksiksiz olarak verilecektir. |
| A. Gölpınarlı | Sonra da ona, en değerli mükâfat verilir. |
| H. S. Yeter | Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. |
| A. Uğur | Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. |
| G. Onan | Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir. |
| Ş. Piriş | Sonra da karşılığı eksiksiz ödenecektir. |
| Yusuf Ali (EN) | Then will he be rewarded with a reward complete; |
| M. Pickthall (EN) | And afterward be will be repaid for it with fullest payment; |
(NECM suresi 42. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى
| Okunuş | Ve enne ila rabbikel munteha |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz en son varış Rabbinedir. |
| Diyanet Vakfı | Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir. |
| Elmalılı Orijinal | Ve elbette nihayet rabbına gidilecek |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve elbette sonunda Rabbine gidilecektir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir. |
| Ö. N. Bilmen | (39-42) Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir. |
| S. Ateş | Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır. |
| A. Bulaç | Elbette son varış Rabbine olacaktır. |
| Muhammed Esed | ve (bütün mevcudatın) başı ve sonu Rabbinin katındadır; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, son varış Rabbinedir. |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Elbette son varış Rabbine olacaktır. |
| Fizilalil Kuran | Sonunda kesinlikle Rabb'inin huzuruna varılacaktır. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki son varılacak tapı, Rabbinin tapısıdır. |
| H. S. Yeter | Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir. |
| A. Uğur | Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir. |
| G. Onan | Elbette son varış rabbine olacaktır. |
| Ş. Piriş | Kuşkusuz en son varış Rabbinedir. |
| Yusuf Ali (EN) | That to thy Lord is the final Goal; |
| M. Pickthall (EN) | And that thy Lord, He is the Goal; |
(NECM suresi 43. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى
| Okunuş | Ve ennehu huve adhake ve ebka |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz O, güldürür ve ağlatır. |
| Diyanet Vakfı | Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. |
| Elmalılı Orijinal | Hakıkat odur güldüren ağlatan |
| Elmalılı Sade. 1 | Doğrusu güldüren, ağtatan O'dur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. |
| Ö. N. Bilmen | (43-44) Ve muhakkak O'dur ki, güldürdü ve ağlattı. Ve şüphe yok O'dur, O'dur ki, öldürdü ve hayata erdirdi. |
| S. Ateş | Güldüren de O'dur, ağlatan da O'dur. |
| A. Bulaç | Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur. |
| Muhammed Esed | (sizi) güldüren ve ağlatan yalnız O'dur; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur, ağlatan da... |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur, |
| Fizilalil Kuran | Güldüren de, ağlatan da O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki odur adamakıllı güldüren ve ağlatan. |
| H. S. Yeter | Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. |
| A. Uğur | Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. |
| G. Onan | Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur. |
| Ş. Piriş | Güldüren de O’dur, ağlatan da! |
| Yusuf Ali (EN) | That it is He Who granteth Laughter and Tears; |
| M. Pickthall (EN) | And that He it is Who maketh laugh, and maketh weep, |
(NECM suresi 44. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
| Okunuş | Ve ennehu huve emate ve ahya |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz O, öldürür ve diriltir. |
| Diyanet Vakfı | Öldüren de dirilten de O'dur. |
| Elmalılı Orijinal | Hakıkat odur öldüren, dirilten |
| Elmalılı Sade. 1 | Doğrusu öldüren, dirilten O'dur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Öldüren de dirilten de O'dur. |
| Ö. N. Bilmen | (43-44) Ve muhakkak O'dur ki, güldürdü ve ağlattı. Ve şüphe yok O'dur, O'dur ki, öldürdü ve hayata erdirdi. |
| S. Ateş | Öldüren de O'dur, yaşatan da O'dur. |
| A. Bulaç | Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur. |
| Muhammed Esed | ölümü getiren ve hayatı bağışlayan yalnız O'dur; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de... |
| S. Yıldırım | (36-44) Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, öldüren ve dirilten de O'dur. |
| Fizilalil Kuran | Öldüren de dirilten de O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki odur öldüren ve dirilten. |
| H. S. Yeter | Öldüren de dirilten de O'dur. |
| A. Uğur | Öldüren de dirilten de O'dur. |
| G. Onan | Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur. |
| Ş. Piriş | Öldüren O’dur, dirilten de! |
| Yusuf Ali (EN) | That it is He Who granteth Death and Life; |
| M. Pickthall (EN) | And that He it is Who giveth death and giveth life; |
(NECM suresi 45. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
| Okunuş | Ve ennehu halekaz zevceyniz zekara vel unsa |
| Diyanet Çevirisi | (45-46) Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır. |
| Diyanet Vakfı | (45-46) Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. |
| Elmalılı Orijinal | Hakıkat odur erkeği dişiyi iki eş yaratan |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur, |
| Ö. N. Bilmen | Ve muhakkak ki, iki çifti, erkek ile dişiyi o yarattı. |
| S. Ateş | O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi, |
| A. Bulaç | Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. |
| Muhammed Esed | ve O'dur iki cinsi -erkeği ve dişiyi- yaratan, |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, iki çifti, erkeği ve dişiyi yaratan O'dur; |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, çiftleri, erkek ve dişiyi, yaratan da O'dur. |
| Fizilalil Kuran | Erkeği ve dişiyi çiftler halinde yaratan O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki o halk etmiştir erkeği ve dişiyi. |
| H. S. Yeter | Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. |
| A. Uğur | Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. |
| G. Onan | Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. |
| Ş. Piriş | Erkek ve dişi olarak iki cinsi yaratan O’dur. |
| Yusuf Ali (EN) | That He did create in pairs, male and female, |
| M. Pickthall (EN) | And that He createth the two spouses, the male and the female, |
(NECM suresi 46. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى
| Okunuş | Min nutfetin iza tumna |
| Diyanet Çevirisi | (45-46) Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır. |
| Diyanet Vakfı | (45-46) Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. |
| Elmalılı Orijinal | Bir nutfeden ekildiği zaman |
| Elmalılı Sade. 1 | (Rahime) ekildiği zaman bir nutfeden. |
| Elmalılı Sade. 2 | Atıldığı zaman bir nutfeden. |
| Ö. N. Bilmen | Bir nutfeden rahîmlere döküldüğü zaman. |
| S. Ateş | Atıldığı zaman nutfe(sperm)den. |
| A. Bulaç | Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. |
| Muhammed Esed | (sadece) bir sperm damlasından, |
| Y.N. Öztürk | Meni halinde atıldığı zaman bir spermden... |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. |
| Fizilalil Kuran | Fışkıran spermadan. |
| A. Gölpınarlı | Bir katre sudan, o suyu çıkardığı zaman. |
| H. S. Yeter | (Rahime) atıldığı zaman nutfeden. |
| A. Uğur | (Rahime) atıldığı zaman nutfeden. |
| G. Onan | Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. |
| Ş. Piriş | Atıldığında bir damladan. |
| Yusuf Ali (EN) | From a seed when lodged (in its place); |
| M. Pickthall (EN) | From a drop (of seed) when it is poured forth; |
(NECM suresi 47. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى
| Okunuş | Ve enne aleyhin neş'etel uhra |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir. |
| Diyanet Vakfı | Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. |
| Elmalılı Orijinal | Şübhesiz ona aiddir neş'eti uhrâ da |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz sonraki yaratmada O'na aittir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve muhakkak ki O'na aittir, ölenlerin bilâhare diriltilmeleri. |
| S. Ateş | Şüphesiz tekrar yaratmak da O'nun işidir. |
| A. Bulaç | Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir. |
| Muhammed Esed | ve O'nun kudretindedir ikinci bir hayatı da var etmek; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, o ikinci oluşum da O'nun işidir. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir. |
| Fizilalil Kuran | Tekrar diriltecek olan da O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki ikinci defa yaratış da ona âittir. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. |
| A. Uğur | Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. |
| G. Onan | Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neşet) de O'na aittir. |
| Ş. Piriş | Tekrar diriltmek de O’na aittir. |
| Yusuf Ali (EN) | That He hath promised a Second Creation (raising of the Dead); |
| M. Pickthall (EN) | And that He hath ordained the second bringing forth; |
(NECM suresi 48. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى
| Okunuş | Ve ennehu huve ağna ve akna |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı. |
| Diyanet Vakfı | Zengin eden de yoksul kılan da O'dur. |
| Elmalılı Orijinal | Hakıkat zengin eden, sermaye veren o |
| Elmalılı Sade. 1 | Doğrusu zengin eden, sermaye veren de O'dur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur. |
| Ö. N. Bilmen | Ve şüphe yok ki, O'dur zengin eden ve fakir düşüren O'dur. |
| S. Ateş | Zengin eden O'dur, bol verip memnun eden O. |
| A. Bulaç | Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı. |
| Muhammed Esed | isteklerden arındıran ve mülk sahibi kılan yalnız O'dur; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O'dur, nimete boğan da... |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı. |
| Fizilalil Kuran | İnsana zenginlik veren de gözünü doyuran da O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki odur zengin eden ve sermaye veren. |
| H. S. Yeter | Zengin eden de yoksul kılan da O'dur. |
| A. Uğur | Zengin eden de yoksul kılan da O'dur. |
| G. Onan | Doğrusu, muhtaç olmaktan O kurtardı ve sermaye verip-hoşnut kıldı. |
| Ş. Piriş | Zengin kılan da O’dur, Kanaatkâr eden de. |
| Yusuf Ali (EN) | That it is He Who giveth wealth and satisfaction; |
| M. Pickthall (EN) | And that He it is Who enricheth and contenteth: |
(NECM suresi 49. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى
| Okunuş | Ve ennehu huve rabbuş şi'ra |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz O, Şi’râ’nın Rabbidir. |
| Diyanet Vakfı | Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. |
| Elmalılı Orijinal | Ve hakıkat Şi'ranın rabbı o |
| Elmalılı Sade. 1 | Şüphesiz şi'ra (yıldızı) nın Rabbi O'dur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur. |
| Ö. N. Bilmen | Ve muhakkak ki, Şı'ra (yıldızı)nın Rabbi O'dur. |
| S. Ateş | (Taptıkları) Şi'râ(yıldızı)nın Rabbi O'dur. |
| A. Bulaç | Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur. |
| Muhammed Esed | ve yalnız O'dur en parlak yıldıza destek veren; |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, Şi'ra yıldızının/şuurlanmanın Rabbi de O'dur. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı) nın' Rabbi de O'dur. |
| Fizilalil Kuran | (Bazı müşriklerin taptıkları) «Şıra» yıldızının Rabb'i de O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki odur Şi'râ yıldızının Rabbi. |
| H. S. Yeter | Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. |
| A. Uğur | Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. |
| G. Onan | Doğrusu, Şi'ra (yıldızı)nın rabbi O'dur. |
| Ş. Piriş | Şi’ra (yıldız)nın Rabbi de O’dur. |
| Yusuf Ali (EN) | That He is the Lord of Sirius (the Mighty Star); |
| M. Pickthall (EN) | And that He it is Who is the Lord of Sirius; |
(NECM suresi 50. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى
| Okunuş | Ve ennehu ehleke adenil ula |
| Diyanet Çevirisi | (50-51) Şüphesiz O, önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helâk etti ve hiç kimseyi bırakmadı. |
| Diyanet Vakfı | Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. |
| Elmalılı Orijinal | Ve fil'vakı' o helâk etti evvelki Âdı |
| Elmalılı Sade. 1 | Nitekim O helak etti önce gelen Ad'ı. |
| Elmalılı Sade. 2 | O, helak etti önce gelen Âd'ı. |
| Ö. N. Bilmen | Ve şüphe yok ki, O helâk etti evvelki Âd'i. |
| S. Ateş | O helâk etti, önce gelen 'Âd'ı, |
| A. Bulaç | Doğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı. |
| Muhammed Esed | ve O'dur yok eden kadim (kabileler) 'Ad |
| Y.N. Öztürk | Hiç kuşkusuz, daha önceden gelmiş olan Âd'ı helâk etti. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Doğrusu, önce gelen Ad (halkın) ı da O yıkıma uğrattı. |
| Fizilalil Kuran | Eski dönemlerde yaşamış Adoğullarını yokeden O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki odur önceden gelip geçen Âd'ı helâk eden. |
| H. S. Yeter | Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. |
| A. Uğur | Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. |
| G. Onan | Doğrusu, önce gelen Ad (halkın)ı O yıkıma uğrattı. |
| Ş. Piriş | O helak etti evvelki Âd’ı... |
| Yusuf Ali (EN) | And that it is He Who destroyed the (powerful) ancient Ad (people), |
| M. Pickthall (EN) | And that He destroyed the former (tribe of) 'Aad, |


0 yorum yazılmıştır