Necm (51-62)
(NECM suresi 51. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى
| Okunuş | Ve semude fema ebka |
| Diyanet Çevirisi | (50-51) Şüphesiz O, önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helâk etti ve hiç kimseyi bırakmadı. |
| Diyanet Vakfı | Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı. |
| Elmalılı Orijinal | Ve Semûdu da hiç bırakmadı |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve Semud'u da hiç bırakmadı!. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve Semûd'u da bırakmadı. |
| Ö. N. Bilmen | (51-52) Ve Semûd'u (da o helâk etti) artık (onlardan hiç birini) bırakmadı. Ve evvelce de Nûh kavmini (helâk etmişti). Şüphe yok ki, onlar olmuşlardı onlar, en zalim ve en azgın (kimseler). |
| S. Ateş | Semûd'u, komadı (onları). |
| A. Bulaç | Semud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı. |
| Muhammed Esed | ve Semud'u, hiçbir iz bırakmayacak şekilde, |
| Y.N. Öztürk | Semûd'u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Semûd'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı. |
| Fizilalil Kuran | Semudoğullarının da. Kazıdı köklerini. |
| A. Gölpınarlı | Ve Semûd'u da bırakmayan. |
| H. S. Yeter | Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı. |
| A. Uğur | Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı. |
| G. Onan | Semud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı. |
| Ş. Piriş | Semûd’u da baki bırakmadı.. |
| Yusuf Ali (EN) | And the Thamud, nor gave them a lease of perpetual life. |
| M. Pickthall (EN) | And (the tribe of) Thamud He spared not; |
(NECM suresi 52. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى
| Okunuş | Ve kavme nuhim min kabl innehum kanu hum azleme ve atğa |
| Diyanet Çevirisi | Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi. |
| Diyanet Vakfı | Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti). |
| Elmalılı Orijinal | Daha evvel de Nuhun kavmını, çünkü bunlar pek zâlim, pek azgındılar |
| Elmalılı Sade. 1 | Daha önce de Nuh kavmini (helak etmişti); çünkü onlar çok zalim ve çok azgındılar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı. |
| Ö. N. Bilmen | (51-52) Ve Semûd'u (da o helâk etti) artık (onlardan hiç birini) bırakmadı. Ve evvelce de Nûh kavmini (helâk etmişti). Şüphe yok ki, onlar olmuşlardı onlar, en zalim ve en azgın (kimseler). |
| S. Ateş | Önceden de Nûh kavmini (helâk etmişti). Çünkü onlar daha zâlim ve azgın idiler. |
| A. Bulaç | Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. |
| Muhammed Esed | ve onlardan önce Nuh kavmini -(çünkü,) hepsi de kötülükte çok iştahlı ve çok azgın olmuşlardı- |
| Y.N. Öztürk | Daha önce de Nûh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. |
| Fizilalil Kuran | Daha önce de Nuh'un soydaşlarını yoketmişti. Çünkü onlar son derece zalim ve azgın kimselerdi. |
| A. Gölpınarlı | Ve onlardan önceki Nûh kavmini de; şüphe yok ki onlar, daha da zâlimdi ve daha da azgın. |
| H. S. Yeter | Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti). |
| A. Uğur | Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti). |
| G. Onan | Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. |
| Ş. Piriş | Daha önce de Nuh’un kavmini... onlar, daha zalim daha azgın idiler... |
| Yusuf Ali (EN) | And before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors, |
| M. Pickthall (EN) | And the folk of Noah aforetime, lo! they were more unjust and more rebellious; |
(NECM suresi 53. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى
| Okunuş | Vel mu'tefikete ehva |
| Diyanet Çevirisi | (53-54) O, “Mu’tefike”yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür. |
| Diyanet Vakfı | Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı. |
| Elmalılı Orijinal | Mü'tefikeyi de Haviyeye attı |
| Elmalılı Sade. 1 | Mü'tefikey'i de haviyeye attı (altını üstüne getirdi). |
| Elmalılı Sade. 2 | Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı. |
| Ö. N. Bilmen | (53-54) Müttefike'yi de yerlere atıverdi. Artık onların yurdlarını kaplayan kapladı. |
| S. Ateş | Altı üstüne getirilen kentleri (Lût kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı. |
| A. Bulaç | Altı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi. |
| Muhammed Esed | (işte Rabbin onları yok etti,) tıpkı yıkılıp altüst olan öteki şehirleri yok olmaya terk ettiği |
| Y.N. Öztürk | Altı üstüne gelmiş kentleri de yere geçirdi O. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Altı üstüne gelen (Lût kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi. |
| Fizilalil Kuran | Lût'un soydaşlarının yaşadıkları yöreleri alt- üst eden O'dur. |
| A. Gölpınarlı | Lût kavminin şehirlerini de altüst edip yerle yeksan etti. |
| H. S. Yeter | Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı. |
| A. Uğur | Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı. |
| G. Onan | Altı üstüne gelen (Lut kavminin) şehirlerini de O yerin dibine geçirdi. |
| Ş. Piriş | Alt üst edilmiş, yok olup gitmiştir. |
| Yusuf Ali (EN) | And He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and Gomorrah), |
| M. Pickthall (EN) | And Al-Mu'tafikah He destroyedd |
(NECM suresi 54. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى
| Okunuş | Fe ğaşşaha ma ğaşşa |
| Diyanet Çevirisi | (53-54) O, “Mu’tefike”yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür. |
| Diyanet Vakfı | Onların başına getireceğini getirdi! |
| Elmalılı Orijinal | Sardırttı da onlara o sardırdığını |
| Elmalılı Sade. 1 | Sardırttı da onlara o ı sardırdığını. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onları neler kapladı neler! |
| Ö. N. Bilmen | (53-54) Müttefike'yi de yerlere atıverdi. Artık onların yurdlarını kaplayan kapladı. |
| S. Ateş | Onların üstüne neler çöktü, neler! |
| A. Bulaç | Böylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı. |
| Muhammed Esed | ve sonra ebediyyen görünmez hale getirdiği (gibi). |
| Y.N. Öztürk | Sarıp doladı onlara, sarıp doladığını. |
| S. Yıldırım | (45-54) Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd milletini yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! |
| Tefhimü-l Kuran | Böylece ona (o topluma) sardırdığını sardırdı. |
| Fizilalil Kuran | Buraları yerin dibine O geçirmiştir. |
| A. Gölpınarlı | Derken o şehirleri, örten örttü gitti. |
| H. S. Yeter | Onların başına getireceğini getirdi! |
| A. Uğur | Onların başına getireceğini getirdi! |
| G. Onan | Böylece ona (o toplumun başına) sardırdığını sardırdı. |
| Ş. Piriş | Onlara şiddetli bir azap bürüdü. |
| Yusuf Ali (EN) | So that (ruins unknown) have covered them up. |
| M. Pickthall (EN) | So that there covered them that which did cover. |
(NECM suresi 55. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى
| Okunuş | Fe bi eyyi alai rabbike tetemara |
| Diyanet Çevirisi | O hâlde Rabbi’nin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun (ey insan!). |
| Diyanet Vakfı | Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin. |
| Elmalılı Orijinal | Şimdi rabbının hangi eltafına şekkedersin? |
| Elmalılı Sade. 1 | Şimdi Rabbinin hangi nimetlerine kuşku duyarsın! |
| Elmalılı Sade. 2 | O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun. |
| Ö. N. Bilmen | (55-56) Artık Rabbin hangi nîmetlerinde şek edersin? İşte bu da evvelki korkutuculardan bir korkutucudur. |
| S. Ateş | O halde Rabbinin hangi ni'metinden kuşku duyuyorsun? |
| A. Bulaç | Öyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun? |
| Muhammed Esed | O halde Rabbinin hangi nimet ve kudretinden (hala) şüphe duyabilirsin? |
| Y.N. Öztürk | Peki, Rabbinin nimetlerinden hangisinde kuşkuya düşüyorsun? |
| S. Yıldırım | Artık, ey insan, şimdi Rabbinin hangi nimetinde şüphe edersin? |
| Tefhimü-l Kuran | Öyleyse, Rabbinin hangi nimetlerinden kuşkuya düşmektesin? |
| Fizilalil Kuran | Ey insanoğlu, öyleyse Rabb'inin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun? |
| A. Gölpınarlı | Artık Rabbinin hangi nîmetinden şüphe etmedesin? |
| H. S. Yeter | Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin. |
| A. Uğur | Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin. |
| G. Onan | Öyleyse, rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun? |
| Ş. Piriş | O halde, Rabbinin hangi nimetinden şüphe ediyorsun? |
| Yusuf Ali (EN) | Then which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou dispute about? |
| M. Pickthall (EN) | Concerning which then, of the bounties of thy Lord, canst thou dispute? |
(NECM suresi 56. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى
| Okunuş | Haza nezirum minen nuzuril ula |
| Diyanet Çevirisi | Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Diyanet Vakfı | İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Elmalılı Orijinal | Bu işte o evvelki inzarlardan bir inzar |
| Elmalılı Sade. 1 | İşte bu, ilk uyarmalardan bir uyarmadır. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Ö. N. Bilmen | (55-56) Artık Rabbin hangi nîmetlerinde şek edersin? İşte bu da evvelki korkutuculardan bir korkutucudur. |
| S. Ateş | Bu (Kur'ân veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. |
| A. Bulaç | Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Muhammed Esed | BU, önceki uyarılar gibi bir uyarıdır: |
| Y.N. Öztürk | Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. |
| S. Yıldırım | (56-58) İşte bu Peygamber de, önceki rehberlerden ve uyaranlardan biridir. O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı. O gelmeden, ne zaman olacağını bildirecek, geldiğinde de onu giderecek Allah’tan başka kimse yoktur. |
| Tefhimü-l Kuran | Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Fizilalil Kuran | Bu Peygamber de eski uyarıcıların bir halkasıdır: |
| A. Gölpınarlı | Bu Peygamber, gelip geçen korkutuculardan bir korkutucu. |
| H. S. Yeter | İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| A. Uğur | İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| G. Onan | Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. |
| Ş. Piriş | İşte bu, önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. |
| Yusuf Ali (EN) | This is a Warner, of the (series of) Warners of old! |
| M. Pickthall (EN) | This is a warner of the warners of old. |
(NECM suresi 57. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَزِفَتْ الْآزِفَةُ
| Okunuş | Ezifetil azifeh |
| Diyanet Çevirisi | Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı. |
| Diyanet Vakfı | Yaklaşan yaklaştı. |
| Elmalılı Orijinal | Yaklaştı yaklaşıcı |
| Elmalılı Sade. 1 | Yaklaşan yaklaştı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Yaklaşan yaklaştı. |
| Ö. N. Bilmen | (57-58) Saat yaklaştı Kıyamet tekarrüb etti. Onun için Allah Teâlâ'dan başka yoktur bir açıcı. |
| S. Ateş | O yaklaşıcı, yaklaştı. |
| A. Bulaç | O yaklaşmakta olan yaklaştı. |
| Muhammed Esed | yakın olan şu (Son Saat) daha da yaklaşıyor, |
| Y.N. Öztürk | Yaklaşmakta/yaklaşacak olan yaklaştı. |
| S. Yıldırım | (56-58) İşte bu Peygamber de, önceki rehberlerden ve uyaranlardan biridir. O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı. O gelmeden, ne zaman olacağını bildirecek, geldiğinde de onu giderecek Allah’tan başka kimse yoktur. |
| Tefhimü-l Kuran | O yaklaşmakta olan yaklaştı |
| Fizilalil Kuran | Kıyamet günü iyice yaklaştı |
| A. Gölpınarlı | Yaklaşacak, yaklaştı. |
| H. S. Yeter | Yaklaşan yaklaştı. |
| A. Uğur | Yaklaşan yaklaştı. |
| G. Onan | O yaklaşmakta olan yaklaştı. |
| Ş. Piriş | Yaklaşan yaklaşıyor. |
| Yusuf Ali (EN) | The (Judgment) ever approaching draws nigh: |
| M. Pickthall (EN) | The threatened Hour is nigh. |
(NECM suresi 58. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
| Okunuş | Leyse leha min dunillahi kaşifeh |
| Diyanet Çevirisi | Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur. |
| Diyanet Vakfı | Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. |
| Elmalılı Orijinal | Yoktur ona Allahdan başka açıcı |
| Elmalılı Sade. 1 | Ona Allah'tan başka açıcı yoktur. |
| Elmalılı Sade. 2 | Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. |
| Ö. N. Bilmen | (57-58) Saat yaklaştı Kıyamet tekarrüb etti. Onun için Allah Teâlâ'dan başka yoktur bir açıcı. |
| S. Ateş | Onu Allah'tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur. |
| A. Bulaç | Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiç bir güç yoktur). |
| Muhammed Esed | (Ama) onu Allah'tan başka kimse açığa çıkaramaz... |
| Y.N. Öztürk | Onu Allah'tan başka kaldıracak/uzaklaştıracak yok. |
| S. Yıldırım | (56-58) İşte bu Peygamber de, önceki rehberlerden ve uyaranlardan biridir. O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı. O gelmeden, ne zaman olacağını bildirecek, geldiğinde de onu giderecek Allah’tan başka kimse yoktur. |
| Tefhimü-l Kuran | Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiç bir güç yoktur. |
| Fizilalil Kuran | Onun dehşetini Allah'tan başka hiç kimse başınızdan savamaz. |
| A. Gölpınarlı | Allah'tan başkası, çeviremez onu geri. |
| H. S. Yeter | Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. |
| A. Uğur | Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. |
| G. Onan | Onu Tanrı'nın dışında ortaya çıkaracak başka (hiç bir güç yoktur). |
| Ş. Piriş | Onu Allah’tan başkası açığa çıkaracak değildir. |
| Yusuf Ali (EN) | No (soul) but Allah can lay it bare. |
| M. Pickthall (EN) | None beside Allah can disclose it. |
(NECM suresi 59. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
| Okunuş | E fe min hazel hadisi ta'cebun |
| Diyanet Çevirisi | (59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Diyanet Vakfı | Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? |
| Elmalılı Orijinal | Şimdi siz bu kelâma mı teaccüb ediyorsunuz |
| Elmalılı Sade. 1 | Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz? |
| Elmalılı Sade. 2 | Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz? |
| Ö. N. Bilmen | (59-60) Şimdi siz bu kelâmdan mı teaccüb ediyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| S. Ateş | Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz? |
| A. Bulaç | Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz? |
| Muhammed Esed | Siz bu haberleri tuhaf mı buluyorsunuz? |
| Y.N. Öztürk | Şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz? |
| S. Yıldırım | (59-62) Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık (bırakın bu gafleti de) Allah’a secde ve ibadet edin! |
| Tefhimü-l Kuran | Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz? |
| Fizilalil Kuran | Bu Kur'an sizin tuhafınıza mı gidiyor? |
| A. Gölpınarlı | Bu söze mi şaştınız siz? |
| H. S. Yeter | Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? |
| A. Uğur | Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? |
| G. Onan | Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz? |
| Ş. Piriş | Bu söze mi şaşıyorsunuz? |
| Yusuf Ali (EN) | Do ye then wonder at this recital? |
| M. Pickthall (EN) | Marvel ye then at this statement, |
(NECM suresi 60. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
| Okunuş | Ve tadhakune ve la tebkun |
| Diyanet Çevirisi | (59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Diyanet Vakfı | Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! |
| Elmalılı Orijinal | ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Elmalılı Sade. 1 | Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Elmalılı Sade. 2 | Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Ö. N. Bilmen | (59-60) Şimdi siz bu kelâmdan mı teaccüb ediyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| S. Ateş | Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| A. Bulaç | (Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. |
| Muhammed Esed | Ağlayacağınıza gülüyorsunuz; |
| Y.N. Öztürk | Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz. |
| S. Yıldırım | (59-62) Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık (bırakın bu gafleti de) Allah’a secde ve ibadet edin! |
| Tefhimü-l Kuran | (Alaylı) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. |
| Fizilalil Kuran | Onu dinlerken ağlayacağınıza gülüyorsunuz, öyle mi?. |
| A. Gölpınarlı | Ve gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. |
| H. S. Yeter | Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! |
| A. Uğur | Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! |
| G. Onan | (Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. |
| Ş. Piriş | Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz?! |
| Yusuf Ali (EN) | And will ye laugh and not weep, |
| M. Pickthall (EN) | And laugh and not weep, |
(NECM suresi 61. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
وَأَنتُمْ سَامِدُونَ
| Okunuş | Ve entum samidun |
| Diyanet Çevirisi | (59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? |
| Diyanet Vakfı | Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! |
| Elmalılı Orijinal | Siz mi kafa tutuyorsunuz hey gafiller? |
| Elmalılı Sade. 1 | Siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller? |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller? |
| Ö. N. Bilmen | Ve halbuki siz gâfillersiniz |
| S. Ateş | Ve siz baş kaldırıyorsunuz? |
| A. Bulaç | Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz. |
| Muhammed Esed | ve eğlenip duruyorsunuz? |
| Y.N. Öztürk | Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz. |
| S. Yıldırım | (59-62) Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık (bırakın bu gafleti de) Allah’a secde ve ibadet edin! |
| Tefhimü-l Kuran | Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz. |
| Fizilalil Kuran | Gaflet içinde yüzüyorsunuz, değil mi? |
| A. Gölpınarlı | Ve siz oyalanıyorsunuz, gaflet ediyorsunuz. |
| H. S. Yeter | Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! |
| A. Uğur | Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! |
| G. Onan | Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz. |
| Ş. Piriş | Eğlenip duruyorsunuz! |
| Yusuf Ali (EN) | Wasting your time in vanities? |
| M. Pickthall (EN) | While ye amuse yourselves? |
(NECM suresi 62. ayet) (Resmi:53/İniş:23/Alfabetik:80)
فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا
| Okunuş | Fescudu lillahi va'budu |
| Diyanet Çevirisi | Haydi Allah’a secde edin ve O’na kulluk edin. |
| Diyanet Vakfı | Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin! |
| Elmalılı Orijinal | Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin |
| Elmalılı Sade. 1 | Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin! |
| Elmalılı Sade. 2 | Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin. |
| Ö. N. Bilmen | Artık Allah için secde ediniz ve ibadette bulununuz. |
| S. Ateş | Haydi Allah'a secde edin ve kulluk edin! |
| A. Bulaç | Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin. |
| Muhammed Esed | (Ama artık) Allah'a secde edin ve (yalnız O'na) kulluk yapın! |
| Y.N. Öztürk | Artık Allah için secdeye kapanın, ibadet edin/iş yapıp değer üretin! |
| S. Yıldırım | (59-62) Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık (bırakın bu gafleti de) Allah’a secde ve ibadet edin! |
| Tefhimü-l Kuran | Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin. |
| Fizilalil Kuran | Haydi, hemen Allah'a secde ediniz, O'na kulluk ediniz. |
| A. Gölpınarlı | Artık secde edin Allah'a ve kullukta bulunun. |
| H. S. Yeter | Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin! |
| A. Uğur | Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin! |
| G. Onan | Hemen, Tanrı'ya secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin. |
| Ş. Piriş | Artık, Allah’a secde edin. O’na kulluk edin. |
| Yusuf Ali (EN) | But fall ye down in prostration to Allah, and adore (Him)! |
| M. Pickthall (EN) | Rather prostrate yourselves before Allah and serve Him. |


0 yorum yazılmıştır