Neml (1-10)
en-NEML
Diyanet / Elmalılı
Bu sûre, Mekke'de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.
Süleyman Ateş
18. âyetinde Hz. Süleymân'ın ordusuna yol veren "karınca"'ların sözü geçtiği için bu adı almış olan sûre, Mekke döneminin ortalarında ve Şu'arâ Sûresinden sonra inmiştir. Mushafta 27, inişte 48. sûre olup 93 âyeti içermektedir.
Abdullah Parlıyan
Allah’ın tek oluşu, peygamberlik, ölümden sonraki hayat ve geçmiş toplumların kıssalarını anlatan sûrelerden biridir. Kur’ân’ın getirdiği gerçekleri temel hakikatlar olarak kabul edenlerin bu kitabın hidayetinden faydalanabilecekleri belirtilerek üç insan tipi ortaya konur. Birinci tip: Dünyaya kul olmuş, ahirete aldırmayan, Firavun, Semud ve Lut kavminin ileri gelen kimseler gibi olanların davete tavırları ve akıbetleri anlatılır. İkinci tip: Zenginlik ve saltanatın zirvesinde olup tüm bu nimetlerin Allah’ın lûtfu olduğunu bilerek kibir ve gurura kapılmayan Süleyman peygamberin kişiliğidir. Üçüncü tip: Yine büyük saltanat sahibi olup şirk içinde yaşayan fakat Süleyman peygamber vasıtasıyla gerçeğe ulaşınca hemen gerçeğe dönen Saba Melikesi Belkıs’ın şahsiyeti ortaya konur. Sonuç olarak da tek olan Allah’a kul olma çağrısı tekrar edilerek buna inananların kendi yararlarına , inanmayanların ise kendi zararlarına olacağı uyarılarak hatırlatma yapılır. Sûreye Tâ Sîn sûresi de denilir.
(NEML suresi 1. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ
| Okunuş | Ta sin tilke ayatül kur'ani ve kitabim mübin |
| Diyanet Çevirisi | Tâ-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. |
| Diyanet Vakfı | Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir Kitab'ın âyetleridir. |
| Elmalılı Orijinal | Ta, Sin, bunlar sana Kur'anın ve mübîn bir kitabın âyetleri |
| Elmalılı Sade. 1 | Ta, Sin. Bunlar sana Kuran'ın ve apaçık bir kitabın ayetleridir, |
| Elmalılı Sade. 2 | Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir. |
| Ö. N. Bilmen | Tâ, Sin. Bu sana Kur'an'ın ve pek açıkça beyan eden bir kitabın âyetleridir. |
| S. Ateş | Tâ sin. Şunlar Kur'ân'ın ve apaçık bir Kitabın âyetleridir. |
| A. Bulaç | Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir. |
| Muhammed Esed | Ta-Sin. BUNLAR Kuran'ın, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kitabın mesajlarıdır: |
| Y.N. Öztürk | Tâ, Sîn. İşte bunlar Kur'an'ın ve açık-seçik beyanda bulunan Kitap'ın ayetleridir. |
| S. Yıldırım | Tâ sîn. Şunlar Kur’ân’ın ve gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir. |
| Tefhimü-l Kuran | Tâ,sîn. Bunlar, Kur'an'ın ve apaçık olan Kitabın ayetleridir. |
| Fizilalil Kuran | Ta sin, bunlar Kur'an'ın, açık anlamlı kitabın ayetleridir. |
| A. Gölpınarlı | Tâ sîn, bunlardır Kur'ân'ın, gerçekle bâtılı açıklayan kitabın âyetleri. |
| H. S. Yeter | Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın âyetleridir. |
| A. Uğur | Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın âyetleridir. |
| G. Onan | Ta, sin. Bunlar Kuran'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir84. |
| Ş. Piriş | Tâ Sîn. Bunlar, Kur’an’ın va apaçık kitabın ayetleridir. |
| Yusuf Ali (EN) | Ta. Sin. These are verses of the Quran, a Book that makes (things) clear; |
| M. Pickthall (EN) | Ta. Sin. These are revelations of the Qur'an and a Scripture that maketh plain;; |
(NEML suresi 2. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
| Okunuş | Hüdev ve büşra lil mü7minin |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| Diyanet Vakfı | (2-3) Namazı kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| Elmalılı Orijinal | birer hidayet ve müjde olmak üzere o mü'minlere |
| Elmalılı Sade. 1 | birer hidayet ve müjde olmak üzare o mü'minlere |
| Elmalılı Sade. 2 | İman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere. |
| Ö. N. Bilmen | Mü'minler için bir hidâyettir ve bir müjdedir. |
| S. Ateş | İnananlara yol gösterici ve müjdedir. |
| A. Bulaç | Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. |
| Muhammed Esed | O kitap ki, inananlar için bir yol gösterici ve bir müjdedir; |
| Y.N. Öztürk | Müminlere bir kılavuz ve muştudur o. |
| S. Yıldırım | Müminler için hidayet, rehber ve müjdedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. |
| Fizilalil Kuran | Bu ayetler mü'minler için doğru yol kılavuzu ve müjde içeriklidirler. |
| A. Gölpınarlı | Doğru yolu gösterir ve müjdedir inananlara. |
| H. S. Yeter | İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| A. Uğur | İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| G. Onan | İnançlılar için bir hidayet ve bir müjdedir. |
| Ş. Piriş | Müminler için rehber ve müjdedir. |
| Yusuf Ali (EN) | A Guide; and Glad Tidings for the Believers, |
| M. Pickthall (EN) | A guidance and good tidings for believerss |
(NEML suresi 3. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
| Okunuş | Ellezine yükiymunes salate ve yü'tunez zekate ve hüm bil ahirati hüm yukinun |
| Diyanet Çevirisi | (2-3) Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| Diyanet Vakfı | (2-3) Namazı kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. |
| Elmalılı Orijinal | Ki namazı dürüst kılarlar ve zekâtı verirler, Âhırette de onlar yakîn edinirler |
| Elmalılı Sade. 1 | ki namazı dürüst kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler. |
| Ö. N. Bilmen | Öyle (mü'min) kimseler ki namazı doğruca kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar ahirete de (evet onlar) kat'i surette inanırlar. |
| S. Ateş | Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak inanırlar. |
| A. Bulaç | Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler. |
| Muhammed Esed | o inananlar ki, salatta devamlı ve duyarlıdırlar, arınmak için verirler ve ahirete de yürekten inanırlar! |
| Y.N. Öztürk | O müminler ki, namazı kılar, zekâtı verirler. Ve âhirete tam bir biçimde inananlar da onlardır. |
| S. Yıldırım | O müminler ki namazı hakkıyla ifa eder, zekâtı verir ve âhirete kesin olarak iman ederler. |
| Tefhimü-l Kuran | Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman edenlerdir. |
| Fizilalil Kuran | Onlar namaz kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete kesinlikle inanırlar. |
| A. Gölpınarlı | O inananlara ki namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve onlardır âhi-rete adamakıllı inananlar. |
| H. S. Yeter | Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. |
| A. Uğur | Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. |
| G. Onan | Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler. |
| Ş. Piriş | Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. |
| Yusuf Ali (EN) | Those who establish regular Prayers and give in regular Charity, and also have (full) assurance of the Hereafter. |
| M. Pickthall (EN) | Who establish worship and pay the poor-due and are sure of the Hereafter. |
(NEML suresi 4. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
| Okunuş | İnnellezine la yü'minune bil ahirati zeyyenna lehüm a'malehüm fe hüm ya'mehun |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar. |
| Diyanet Vakfı | Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. |
| Elmalılı Orijinal | Çünkü Âhırete inanmıyanların yaptıklarını kendilerine müzeyyen göstermişizdir de onlar ilerisini görmezler, kalbleri körelmiştir |
| Elmalılı Sade. 1 | Ahirete inanmayanların yaptıklarını kendilerine süslü göstermişizdir de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir. |
| Elmalılı Sade. 2 | Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir. |
| Ö. N. Bilmen | Şüphe yok o kimseler, ki ahirete inanmazlar, onlar için yaptıklarını süslemişizdir. Artık onlar mütehayyirane bir halde bulunurlar. |
| S. Ateş | Âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar. |
| A. Bulaç | Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşırlar'. |
| Muhammed Esed | Ahirete inanmayanlara gelince, onlara yapıp-ettiklerini güzel göstermişizdir; bu yüzden, körcesine bocalayıp durmaktadırlar. |
| Y.N. Öztürk | Şu bir gerçek ki, âhirete inanmayanların amellerini biz, kendileri için süsleyip püsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiş olarak şaşkınlık içinde bocalar dururlar. |
| S. Yıldırım | Biz âhirete iman etmeyenlere yaptıkları işleri süsledik, o yüzden onlar körelmiş bir vaziyette bocalar dururlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yapmakta olduklarını süsleyivermişiz; böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşmaktadırlar.' |
| Fizilalil Kuran | ahirete inanmayanlara gelince onlara yaptıkları kötü işleri güzel gösteririz de sapıklıkları içinde bilinçsizce debelenirler. |
| A. Gölpınarlı | Âhirete inanmayanların işledikleri işleri bezedik de artık onlar, şaşkın bir halde kalakaldılar. |
| H. S. Yeter | Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. |
| A. Uğur | Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. |
| G. Onan | Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşırlar'. |
| Ş. Piriş | Ahirete inanmayanlar ise, biz onlara amellerini süsledik de onlar bocalayıp dururlar. |
| Yusuf Ali (EN) | As to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! as for those who believe not in the Hereafter, We have made their works fair-seeming unto them so that they are all astray. |
(NEML suresi 5. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ
| Okunuş | Ulaikellezine lehüm suül azabi ve hüm fil ahirati hümül ahserun |
| Diyanet Çevirisi | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. |
| Diyanet Vakfı | İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır. |
| Elmalılı Orijinal | bunlar o kimselerdir ki kendilerine azâbın kötüsü vardır ve bunlardır ki Âhırette en çok husrana düşenlerdir |
| Elmalılı Sade. 1 | Onlar, o kimselerdir ki kendilerine azabın kötüsü vardır, ahirette en çok ziyana uğrayanlar da onlardır. |
| Elmalılı Sade. 2 | İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır. |
| Ö. N. Bilmen | Onlar öyle kimselerdir ki, azabın en kötüsü onlar içindir ve onlar ki, ahirette en ziyâde hüsrâna düşenler onlardır. |
| S. Ateş | Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azâb kendilerinindir. Ve onlar âhirette de en çok ziyana uğrayanlardır. |
| A. Bulaç | İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır. |
| Muhammed Esed | Azabın en kötüsüne uğrayacak olanlar işte böyleleridir; ahirette en büyük kayba uğrayacak olanlar da böyleleri..! |
| Y.N. Öztürk | İşte bunlardır kendilerine azabın korkuncu öngörülen. Âhirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır. |
| S. Yıldırım | Onlara çetin bir azap vardır, âhirette ise en çok ziyana uğrayacak olanlar da onlardır. |
| Tefhimü-l Kuran | İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve onlar ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır. |
| Fizilalil Kuran | Onlar azapların en kötüsüne çarpılacaklardır ve yine onlar ahirette en ağır zarara uğrayanlar olacaklardır. |
| A. Gölpınarlı | Onlar, o kişilerdir ki onlarındır kötü azap ve onlardır âhirette en fazla ziyan edenlerin ta kendileri. |
| H. S. Yeter | İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır. |
| A. Uğur | İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır. |
| G. Onan | İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır. |
| Ş. Piriş | İşte onlar! En kötü azap onlar içindir. Ahirette en büyük hüsrana uğrayacak olanlar, onlardır. |
| Yusuf Ali (EN) | Such are they for whom a grievous Penalty is (waiting): and in the Hereafter theirs will be the greatest loss. |
| M. Pickthall (EN) | Those are they for whom is the worst of punishment, and in the Hereafter they will be the greatest losers. |
(NEML suresi 6. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
| Okunuş | Ve inneke le tülekkal kur'ane mil ledün hakimin alim |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. |
| Diyanet Vakfı | (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. |
| Elmalılı Orijinal | Ve emin ol ki sen bu Kur'ana ılmine nihayet olmıyan bir hakîmin ledünnünden irdiriliyorsun |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve gerçekten sen bu Kur'an'a bilgisinin nihayeti olmayan bir hikmet sahibi tarafından erdiriliyorsun. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir. |
| Ö. N. Bilmen | Ve muhakkak ki Kur'an, bir hakîm. Alîm (olan Allah Teâlâ) tarafından sana ulaştırılmaktadır. |
| S. Ateş | (Ey Muhammed) Sana bu Kur'ân, hüküm ve hikmet sâhibi, (herşeyi) bilen (Allâh) katından verilmektedir. |
| A. Bulaç | Hiç şüphesiz, bu Kur'an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir. |
| Muhammed Esed | Fakat (sana gelince, ey inanan kişi,) sen bu Kuran'ı her şeyin aslını bilen (ve dolayısıyla) her konuda doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen (Allah) katından almaktasın. |
| Y.N. Öztürk | Emin ol ki, sen bu Kur'an'a Hakîm ve Alîm bir kudret tarafından muhatap kılınıyorsun. |
| S. Yıldırım | Fakat sana gelince, ey Resulüm! Hiç şüphe yok ki Kur’ân sana; her işi hikmet dolu olan, her şeyi mükemmel olarak bilen Allah tarafından verilmektedir. |
| Tefhimü-l Kuran | Hiç şüphesiz, bu Kur'an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir. |
| Fizilalil Kuran | Bu Kur'an sana, her işi yerinde olan ve her şeyi bilen Allah katından indirilmektedir. |
| A. Gölpınarlı | Ve şüphe yok ki sen, Kur'ân'ı, hüküm ve hikmet sâhibinin, her şeyi bilenin katından almadasın. |
| H. S. Yeter | (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. |
| A. Uğur | (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. |
| G. Onan | Hiç şüphesiz, bu Kuran, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Tanrı'nın) katından ilka edilmektedir." |
| Ş. Piriş | Şüphesiz sen, Hakim ve Alim olanın katından Kur’an’ı almaktasın! |
| Yusuf Ali (EN) | As to thee, the Quran is bestowed upon thee from the presence of One Who is Wise and All Knowing. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! as for thee (Muhammad), thou verily receivest the Qur'an from the presence of One Wise, Aware. |
(NEML suresi 7. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
| Okunuş | İz kale musa li ehlihi inni anestü nara seatiküm minha bi haberin ev atiküm bi şihabin kabeşil lealleküm tastalun |
| Diyanet Çevirisi | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti. |
| Diyanet Vakfı | Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! |
| Elmalılı Orijinal | Hani bir vakıt Musâ, ehline demişti: ben cidden bir ateş hissettim, ondan size bir haber getireceğim, yâhud bir yalın şu'le alıp geleceğim, gerek ki bir ocak yakar ısınırsınız |
| Elmalılı Sade. 1 | Hani bir vakit Musa ailesine: «Gerçekten bir ateş(in varlığını) hissettim. Ya ondan size bir haber getireceğim, yahut bir yalın şule alıp geleceğim, gerek ki, bir ocak yakar ısınırsınız. |
| Elmalılı Sade. 2 | Hani Musa, ailesine şöyle demişti: «Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız.» |
| Ö. N. Bilmen | Hani Mûsa, ailesine demişti ki: «Ben muhakkak bir ateş gördüm, ondan size bir haber getireceğim veyahut size bir parlak ateş koru getiririm. Belki ısınırsınız.» |
| S. Ateş | Mûsâ, âilesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yâhut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti. |
| A. Bulaç | Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim." |
| Muhammed Esed | HANİ, (Çölde yolunu kaybeden) Musa ailesine: "(Uzakta) bir ateş görüyorum; size oradan (tutacağımız yol hakkında) belki bir haber getiririm, yahut ısınmanız için biraz közlenmiş odun getiririm" demişti. |
| Y.N. Öztürk | Hatırla o zamanı; Mûsa, ailesine şöyle demişti: "Ben bir ateş fark ettim. Ondan size bir haber getireceğim, yahut parlak bir kor getireceğim ki ateş yakıp ısınabilesiniz." |
| S. Yıldırım | Nitekim Resullerden olan Mûsâ da çölde geceleyin yol alırken ailesine: "Durun!" demişti, "uzakta bir ateş gördüm, oraya gideyim belki oradan yol hakkında bir bilgi alır, yahut hiç değilse bir ateş koru getirir de ısınmanızı sağlarım." |
| Tefhimü-l Kuran | Hani Musa ailesine: «Şüphesiz ben bir ateş gördüm» demişti. «Size ondan ya bir haber getireceğim veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.» |
| Fizilalil Kuran | Hani Musa ailesine: «Ben uzaklarda bir ateş gördüm gideyim de ora- dan size ya bir haber getiririm ya da bir kor parçası alıp gelirim de ısınırsınız» dedi. |
| A. Gölpınarlı | An o zamanı, hani Mûsâ, eşine demişti: Gerçekten de ben bir ateş görüyorum, ya gider, size bir haber getiririm oradan, yahut bir kor getiririm de ısınırsınız. |
| H. S. Yeter | Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! |
| A. Uğur | Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! |
| G. Onan | Hani Musa ehline (ailesine): "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim." |
| Ş. Piriş | Hani Musa, ailesine: -Ben bir ateş gördüm, oradan size bir haber getireceğim veya ısınabileceğimiz bir parça ateş getiririm, demişti. |
| Yusuf Ali (EN) | Behold! Moses said to his family: I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warm yourselves. |
| M. Pickthall (EN) | (Remember) when Moses said unto his household: Lo! I spy afar off a fire; I will bring you tidings thence, or bring to you a borrowed flame that ye may warm yourselves. |
(NEML suresi 8. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
فَلَمَّا جَاءهَا نُودِيَ أَن بُورِكَ مَن فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
| Okunuş | Felemma caeha nudiye em burike men fin nari ve men havleha ve sübhanellahi rabbil alemin |
| Diyanet Çevirisi | (Mûsâ) Ateşe varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin başındaki de çevresindekiler de kutlu olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır.” |
| Diyanet Vakfı | Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! |
| Elmalılı Orijinal | Derken vaktâ ki ona vardı şöyle nidâ olundu: haberin olsun mubarek kılınmıştır bu ateşteki kimse ve bunun havalisindekiler ve sübhandır o âlemlerin rabbı Allah |
| Elmalılı Sade. 1 | Ona vardığında şöyle seslenildi: «Haberin olsun, bu ateşteki kimse ve bunun çevresindekiler mübarek kılınmıştır; münezzehtir o alemlerin Rabbi Allah) |
| Elmalılı Sade. 2 | Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: «Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!» |
| Ö. N. Bilmen | Vaktâ ki oraya vardı, kendisine nidâ olundu ki: «Bu ateşte olan da ve bunun etrafında bulunan da mübarek kılınmıştır ve âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ münezzehtir.» |
| S. Ateş | Oraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübârek kılındı. Âlemlerin Rabbi Allâh, eksikliklerden münezzehtir." |
| A. Bulaç | Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir. |
| Muhammed Esed | Fakat oraya varınca, o'na şöyle seslenildi: "Bu ateşin (erişme alanı) içinde olan herkes ve çevresindeki herkes kutlu kılınmıştır! Sınırsız kudretiyle yüceler yücesidir Allah, alemlerin Rabbi!" |
| Y.N. Öztürk | Mûsa ateşe vardığında şöyle çağrıldı. "Ateşteki kimse de ateşin çevresindekiler de kutsal ve bereketli kılınmıştır. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah, bütün eksiklik ve iğretiliklerden arınmıştır." |
| S. Yıldırım | Oraya varır varmaz birden şöyle nida edildi. "Ateş mahallinde ve çevresinde bulunan kimselere feyiz ve bereket verildi. Alemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir, bütün noksanlardan münezzehtir." |
| Tefhimü-l Kuran | Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: «Ateş (yerin) de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir. |
| Fizilalil Kuran | Musa, ateş gördüğü yere geldiğinde şöyle bir ses duydu: Gerek ateşin yanındakiler ve gerekse çevresinde bulunanlar kutsanmıştır. Tüm varlıkların Rabb'ı olan Allah her türlü noksanlıklardan münezzehtir. |
| A. Gölpınarlı | Oraya gelince nidâ edildi: Ateşteki melekler de gerçekten kutlanmıştır, çevresindeki Mûsâ da ve münezzehtir noksan sıfatlardan âlemlerin Rabbi Allah. |
| H. S. Yeter | Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! |
| A. Uğur | Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! |
| G. Onan | Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin rabbi olan Tanrı yücedir. |
| Ş. Piriş | Oraya geldiğinde: -Ateşin içinde ve etrafında bulunanlar mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi eksiklikten uzaktır diye seslenildi. |
| Yusuf Ali (EN) | But when he came to the (Fire), a voice was heard: Blessed are those in the Fire and those around: and Glory to Allah, the Lord of the Worlds. |
| M. Pickthall (EN) | But when he reached it, he was called, saying: Blessed is whosoever is in the fire and whosoever is round about it! And glorified be Allah, the Lord of the Worlds! |
(NEML suresi 9. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
| Okunuş | Ya musa innehu enellahül azizül hakim |
| Diyanet Çevirisi | “Ey Mûsâ! Gerçek şu ki, ben mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.” |
| Diyanet Vakfı | Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! |
| Elmalılı Orijinal | Ya Musâ! hakıkat bu: benim o azîz, hakîm Allah |
| Elmalılı Sade. 1 | Ey Musa! gerçek şu, Benim o daima üstün ve hikmet sahibi olan Allah! |
| Elmalılı Sade. 2 | «Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!» |
| Ö. N. Bilmen | «Ey Mûsa! Şüphe yok ki, o (nidâ eden) Ben azîz, hakîm olan Allah'ım.» |
| S. Ateş | "Ey Mûsâ, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sâhibi olan Allâh'ım!" |
| A. Bulaç | "Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım." |
| Muhammed Esed | (Ve Allah Musa'ya:) "Ey Musa!" (dedi,) "Her zaman doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen O yüceler yücesi Allah Benim!" |
| Y.N. Öztürk | "Ey Mûsa! Kuşkun olmasın ki ben, Allah'ım; Azîz olan, Hakîm olanım..." |
| S. Yıldırım | "Dinle Mûsâ! Ben, her şeye kadir, mutlak galip, her işi hikmetle dolu olan gerçek İlahım. |
| Tefhimü-l Kuran | «Ey Musa, gerçekten ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım.» |
| Fizilalil Kuran | Ya Musa Kesin olarak bil ki, ben üstün iradeli ve her işi yerinde olan Allah'ım. |
| A. Gölpınarlı | Ey Mûsâ, gerçek olan şey şu ki: Benim üstün olan, hüküm ve hikmet sâhibi Allah. |
| H. S. Yeter | Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! |
| A. Uğur | Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! |
| G. Onan | "Ey Musa, gerçekten ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Tanrı'yım." |
| Ş. Piriş | -Ey Musa, Ben Aziz ve Hakim olan Allah’ım! |
| Yusuf Ali (EN) | "O Moses! Verily I am Allah, the Exalted in Might, the Wise!. . . |
| M. Pickthall (EN) | O Moses! Lo! it is I, Allah, the Mighty, the Wise. |
(NEML suresi 10. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ
| Okunuş | Ve elki asak felemma raaha tehtezzü ke enneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkib ya musa la tehaf inni la yehafü ledeyyel murselun |
| Diyanet Çevirisi | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” |
| Diyanet Vakfı | Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. |
| Elmalılı Orijinal | Ve bırak asanı, derken onu çevik bir yılan gibi ihtizaz ediyor görüverince dönüb geri kaçtı ve arkasından bakmadı, ya Musâ, korma, zira benim, korkmaz yanımda Resul olanlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve bırak asanı! « Derken onu çevik bir yılan gibi çalkanıp kıvranır görünce, dönüp kaçtı ve arkasına bakmadı. «Ey Musa, korkma; çünkü peygamberler benim huzurumda korkmaz.» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Asânı at!» (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): «Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.» |
| Ö. N. Bilmen | «Ve asanı bırak.» Vaktâ ki onu sanki küçük bir yılanmış gibi çalkalanır gördü. Geriye dönerek kaçtı ve gerisine dönmedi. (Buyuruldu ki:) «Ey Mûsal Korkma. Şüphe yok ki Ben (Ma'bûd-ı Kerîm'im ki) Benim huzurumda peygamberler korkmaz.» |
| S. Ateş | "Asânı at!" (Mûsâ attığı) asâsının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Mûsâ korkma, çünkü ben (evet), benim huzûrumda elçiler korkmaz(lar)." |
| A. Bulaç | "Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." |
| Muhammed Esed | "Şimdi asanı yere bırak!" Fakat (Musa) asasının yılan gibi hızla hareket ettiğini görünce (korkuyla) arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa, korkma!" (dedi, Allah,) "Çünkü, Benim Katımda mesaj taşıyıcılar için korku yok! |
| Y.N. Öztürk | "Asanı bırak!" Bunun üzerine Mûsa, asayı çevik bir yılan gibi titreyip kıvrılır görünce gerisin geri kaçtı ve arkasına bakmadı. "Korkma ey Mûsa, benim. Benim huzurumda, elçi olarak gönderilenler korkmaz." |
| S. Yıldırım | "Şimdi asânı yere bırak!" Bırakıp da onun çevikçe hareket eden bir yılana dönüştüğünü görünce derhal kaçtı, bir kere olsun, dönüp arkasına bile bakmadı. "Korkma, Mûsâ! Çünkü Benim huzurumda resuller korkmazlar." buyurdu. |
| Tefhimü-l Kuran | «Asanı bırak;» (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etmekte olduğunu görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. «Ey Musa, korkma; şüphesiz ben(im) ; Benim yanımda peygamberler korkmaz.» |
| Fizilalil Kuran | Elindeki değneği yere at. Musa yere düşen değneğin yılan gibi kıvrılıp yürüdüğünü görünce geriye döndü ve arkasına bakmadan kaçmaya başladı. Bu sırada şöyle bir ses duydu «Ya Musa korkma! Çünkü Peygamberler benim huzurumdayken korkuya kapılmazlar.» |
| A. Gölpınarlı | Ve at sopanı. Mûsâ, sopayı tıpkı bir yılan gibi kıvranıyor görünce arkasını dönüp kaçmıştı ve geriye de dönmemişti. Ey Mûsâ dendi, korkma, şüphe yok, ben öyle bir mâbûdum ki korkmazlar benim katımda peygamberler. |
| H. S. Yeter | Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. |
| A. Uğur | Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. |
| G. Onan | "Asanı bırak." (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; şüphesiz ben(im); benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz." |
| Ş. Piriş | Değneğini at! Sanki onun bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. -Ey Musa, korkma! Benim yanımda peygamberler korkmaz. |
| Yusuf Ali (EN) | "Now do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as messengers have no fear- |
| M. Pickthall (EN) | And throw down thy staff! But when he saw it writhing as it were a demon, he turned to flee headlong; (but it was said unto him): O Moses! Fear not! Lo! the emissaries fear not in My presence, |


0 yorum yazılmıştır