Neml (30-39)
(NEML suresi 30. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
| Okunuş | İnnehu min süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahiym |
| Diyanet Çevirisi | (30-31) “Mektup, Süleyman’dan gelmiştir. O, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diye başlamakta ve içinde ‘Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin’ denilmektedir.” |
| Diyanet Vakfı | «Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta) dır. |
| Elmalılı Orijinal | Süleymandan ve, o Rahmân, rahîm Allahın ismiyle |
| Elmalılı Sade. 1 | Süleyman'dan; o Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır.» |
| Ö. N. Bilmen | «O muhakkak ki, Süleyman tarafından ve şüphe yok ki o, 'Rahmân, Rahîm olan Allah'ın ismiyle' (başlanarak) yazılmıştır.» |
| S. Ateş | "O Süleyman'dandır ve Rahmân ve Rahim Allâh'ın adiyle (başlamakta)dır. |
| A. Bulaç | "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır." |
| Muhammed Esed | Mektup Süleyman'dan geliyor ve çok acıyıp esirgeyen sınırsız rahmet sahibi Allah adına yazılmış. |
| Y.N. Öztürk | "Süleyman'dan bir mektup. Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla başlıyor." |
| S. Yıldırım | (30-31) Mektup Süleyman’dandır ve "rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla" diye başlayıp: "Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin!" diye devam etmektedir. |
| Tefhimü-l Kuran | «Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta) dır.» |
| Fizilalil Kuran | Mektup, Süleyman'dan geliyor, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile başlıyor. |
| A. Gölpınarlı | O, gerçekten de Süleyman'dan geliyor ve gerçekten de içinde şunlar yazılı: Rahman ve rahîm Allah Adıyla. |
| H. S. Yeter | "Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta) dır." |
| A. Uğur | Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta) dır. |
| G. Onan | "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve "Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Tanrı'nın Adıyla" (başlamakta)dır." |
| Ş. Piriş | O, Süleyman’dan ve çok merhametli, çok şefkatli Allah’ın adıyla (başlıyor).. |
| Yusuf Ali (EN) | It is from Solomon, and is (as follows): In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful: |
| M. Pickthall (EN) | 0. |
(NEML suresi 31. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ
| Okunuş | Ella ta'lu aleyye ve'tuni müslimin |
| Diyanet Çevirisi | (30-31) “Mektup, Süleyman’dan gelmiştir. O, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diye başlamakta ve içinde ‘Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin’ denilmektedir.” |
| Diyanet Vakfı | «Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır)». |
| Elmalılı Orijinal | Şöyle ki: bana karşı baş kaldırmayın ve müsliman olarak gelin bana! |
| Elmalılı Sade. 1 | Şöyle ki: « Bana karşı baş kaldırmayın ve müslümanlar olarak gelin bana!» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır).» |
| Ö. N. Bilmen | (Şöyle ki:) «Bana karşı tekebbürde bulunmayın ve bana müsIümanlar olarak geliniz.» |
| S. Ateş | "Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor)." |
| A. Bulaç | (İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır). |
| Muhammed Esed | (Mektupta Allah şöyle diyor:) "Sakın Bana karşı büyüklük taslamayın; kendi isteğinizle boyun eğerek Bana gelin!" |
| Y.N. Öztürk | "Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin." |
| S. Yıldırım | (30-31) Mektup Süleyman’dandır ve "rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla" diye başlayıp: "Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin!" diye devam etmektedir. |
| Tefhimü-l Kuran | (İçinde de:) «Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olmuşlar olarak gelin» diye (yazılmaktadır) . |
| Fizilalil Kuran | İçinde «Bana karşı büyüklük taslamayınız, boyun eğerek huzuruma geliniz» diyor. |
| A. Gölpınarlı | Bana karşı yücelik dâvasına girişmeyin ve teslîm olarak gelin bana. |
| H. S. Yeter | "Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır)". |
| A. Uğur | Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır). |
| G. Onan | (İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır). |
| Ş. Piriş | Bana karşı büyüklenmeyin ve müslüman olarak bana gelin diye yazıyor. |
| Yusuf Ali (EN) | Be ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true religion). |
| M. Pickthall (EN) | Exalt not yourselves against me, but come unto me as those who surrender. |
(NEML suresi 32. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
قَالَتْ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ
| Okunuş | Kalet ya eyyühel meleü eftuni fi emri ma küntü katiaten emrah hatta teşhedun |
| Diyanet Çevirisi | “Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.” |
| Diyanet Vakfı | (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam. |
| Elmalılı Orijinal | Ey a'yan, dedi: bana emrimde bir fetvâ verin, sizin huzurunuz olmadan ben hiç bir emri kestirmiş değilim |
| Elmalılı Sade. 1 | (Melike): «Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin; sizin haberiniz olmadan ben hiçbir işi kestirip atmış değilim.» dedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Sonra Melike) dedi ki: «Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam.» |
| Ö. N. Bilmen | Dedi ki: «Ey ileri gelenler! Bu işim hakkında bana fetva veriniz. Siz hazır bulununcaya değin ben bir işimi kestirmiş değilim.» |
| S. Ateş | "Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam." |
| A. Bulaç | Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir işte kesin (karar veren biri) değilim." |
| Muhammed Esed | "Siz ey soylular!" diye ekledi, "Yüzyüze geldiğim bu meselede görüşünüz nedir, bana söyleyin; siz görüşlerinizi bana açıklamadan benim (kesin) bir karara varmam mümkün değil". |
| Y.N. Öztürk | Melike dedi: "Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem." |
| S. Yıldırım | "Değerli danışmanlarım, bu mesele hakkında görüşlerinizi istiyorum. Pek iyi bildiğiniz gibi, sizi çağırmadan, size danışmadan hiç bir meseleyi hükme bağlamam." |
| Tefhimü-l Kuran | Dedi ki: «Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir işte kesin (karar veren biri) değilim.» |
| Fizilalil Kuran | Kraliçe «Ey devletin ileri gelenleri, bu konuda ne yapmam gerektiğine ilişkin görüşlerinizi söyleyiniz, ben sizin görüşünüzü almadan hiçbir işi kesin sonuca bağlamam. |
| A. Gölpınarlı | Ey ulular dedi, şu işi ne yapacağım, bana bir rey verin, sizi çağırmadan kesin bir karar vermedim. |
| H. S. Yeter | (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam. |
| A. Uğur | (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam. |
| G. Onan | Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu buyruğumda bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir buyrukta kesin (karar veren biri) değilim." |
| Ş. Piriş | Ey ileri gelenler, bu hususta bana görüşlerinizi belirtin. Siz hazır olmadıkça bir iş hakkında kesin karar veremem, dedi. |
| Yusuf Ali (EN) | She said: Ye chiefs! Advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence. |
| M. Pickthall (EN) | She said: O chieftains! Pronounce for me in my case. I decide no case till ye are present with me. |
(NEML suresi 33. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
قَالُوا نَحْنُ أُوْلُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ
| Okunuş | Kalu nahnü ülu kuvvetiv ve ülu be'sin şedidiv vel emru ileyki fenzuri maza te'mürin |
| Diyanet Çevirisi | Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.” |
| Diyanet Vakfı | Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün. |
| Elmalılı Orijinal | Dediler: biz bir kuvvet sahibiyiz ve şiddetli harb ehliyiz, maamafih emir sana aiddir, bak ne ferman buyurursun |
| Elmalılı Sade. 1 | Dediler: «Biz güçlüyüz ve yiğit savaşçılarız; ama karar sana aittir. Ne emredeceğini düşün.» |
| Elmalılı Sade. 2 | Onlar, şöyle cevap verdiler: «Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın.» |
| Ö. N. Bilmen | Dediler ki: «Biz kuvvet sahipleriyiz ve şiddetli bir azim sahipleriyiz ve emir sana aittir. Artık bak, ne emredeceksen.» |
| S. Ateş | Dediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız" |
| A. Bulaç | Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız). |
| Muhammed Esed | (Seçkinler:) "Güçlü olduğumuza ve savaşta yıldırıcı bir cesaret ve maharet sahibi olduğumuza (güven), emir senindir; öyleyse artık vereceğin emri sen düşün" diye cevap verdiler. |
| Y.N. Öztürk | Dediler ki: "Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin." |
| S. Yıldırım | Onlar: "Biz güçlü, kuvvetliyiz, savaşçı milletiz. Ama yetki sizindir, değerlendirip münasip gördüğünüz emri verin." dediler. |
| Tefhimü-l Kuran | Dediler ki: «Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız, iş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız) |
| Fizilalil Kuran | İleri gelen devlet adamları dediler ki; «Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız, ferman senindir, düşün de ne buyuracağına karar ver.» |
| A. Gölpınarlı | Biz dediler; güçlü-kuvvetli ve şiddetli savaşır bir topluluğuz, fakat emir senin, ne yapacaksan sen düşün, yap. |
| H. S. Yeter | Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün. |
| A. Uğur | Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir; artık ne buyuracağını sen düşün. |
| G. Onan | Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. Buyruk konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi buyurursan (biz uygularız). |
| Ş. Piriş | Onlar da: -Biz güçlü kuvvetli, zorba savaşçılarız, fakat emir senindir, ne istersen emret, dediler. |
| Yusuf Ali (EN) | They said: We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command. |
| M. Pickthall (EN) | They said: We are lords of might and lords of great prowess, but it is for thee to command; so consider what thou wilt command. |
(NEML suresi 34. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
| Okunuş | Kalet innel müluke iza dehalu karyeten efseduha ve cealu eizzete ehliha ezilleh ve kezalike yefalun |
| Diyanet Çevirisi | (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” |
| Diyanet Vakfı | Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi. |
| Elmalılı Orijinal | Doğrusu, dedi: mülûk bir memlekete girdiler mi onu perişan ederler ve ehalisinin azîz olanlarını zelîl kılarlar, evet, böyle yaparlar |
| Elmalılı Sade. 1 | (Melike) dedi ki: «Doğrusu, hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının şerefli kişilerini zillete uğratırlar; evet böyle yaparlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Melike, «Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır» dedi. |
| Ö. N. Bilmen | Dedi ki: «Şüphe yok, hükümdarlar bir şehre girdikleri vakit onu perişan ederler ve ahalisinin şereflilerini zelil kılarlar ve işte öyle yaparlar.» |
| S. Ateş | Dedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar." |
| A. Bulaç | Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar." |
| Muhammed Esed | (Melike:) "Gerçek şu ki, krallar bir ülkeye girdiklerinde orayı tarümar ederler; oranın soylu ve onurlu insanlarını aşağılarlar. İstilacıların davranış tarzı (her zaman) böyledir. |
| Y.N. Öztürk | Melike dedi: "Şu bir gerçek ki krallar bir kente/bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar." |
| S. Yıldırım | "Doğrusu" dedi Kraliçe, hükümdarlar bir ülkeye girince oranın düzenini altüst eder, halkının eşrafını da sefil ve zelil ederler.Evet istilacılar hep böyle yaparlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Dedi ki: «Gerçekten hükümdarlar, bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.» |
| Fizilalil Kuran | Kraliçe dedi ki; «Hükümdarlar bir ülkeye ayak bastıklarında oranın düzenini alt- üst ederler ve halkının seçkinlerini hor ve itibarsız duruma düşürürler. Onlar hep böyle yaparlar.» |
| A. Gölpınarlı | Dedi ki: Padişahlar, bir şehre girdiler mi, o şehri harâp ederler ve halkının yücelerini aşağılık bir hâle getirirler ve bunlar da böyle yapacaklar. |
| H. S. Yeter | Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi. |
| A. Uğur | Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi. |
| G. Onan | Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozguna uğratırlar ve ehlinden (halkından) onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar böyle yaparlar." |
| Ş. Piriş | -Krallar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı kırıp geçirirler, halkının mevki ve makam sahiplerini alçaltırlar. Bunlar da böyle yapabilirler. |
| Yusuf Ali (EN) | She said: Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave. |
| M. Pickthall (EN) | She said: Lo! kings, when they enter a township, ruin it and make the honour of its people shame. Thus will they do. |
(NEML suresi 35. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ
| Okunuş | Ve inni mürsiletün ileyhim bi hedeyyetin fe naziratüm bime yarciul mürselun(25. Ayet secde ayetidir.) |
| Diyanet Çevirisi | “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.” |
| Diyanet Vakfı | Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. |
| Elmalılı Orijinal | Ben ise onlara hediyye ile bir hey'et göndereceğim de bakacağım sefîrler ne ile dönecekler |
| Elmalılı Sade. 1 | Ben onlara hediye ile bir heyet göndereceğim de bakacağım elçiler ne ile dönecekler?» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.» |
| Ö. N. Bilmen | «Ve muhakkak ki, ben onlara bir hediye ile (bir heyet) göndereceğim, artık gönderilenlerin ne ile dönüp geleceklerine bakacağım.» |
| S. Ateş | "Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler." |
| A. Bulaç | "Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler." |
| Muhammed Esed | Bunun içindir ki, bu (mektup sahiplerine) bir hediye gönderecek ve elçilerin nasıl bir tepkiyle döneceklerini bekleyeceğim." |
| Y.N. Öztürk | "Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler." |
| S. Yıldırım | Bunun içindir ki, ben şimdi onlara bir hediye gönderip elçilerimin ne gibi bir cevap getireceklerini bekleyeceğim." |
| Tefhimü-l Kuran | «Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.» |
| Fizilalil Kuran | Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve elçilerimin nasıl bir cevapla döneceklerini göreceğim. |
| A. Gölpınarlı | Onlara bir armağan göndereyim de bakalım elçiler, dönüp ne cevap getirecekler? |
| H. S. Yeter | Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. |
| A. Uğur | Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. |
| G. Onan | "Ben onlara biz hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler." |
| Ş. Piriş | Ben, onlara bir hediye göndereceğim, bakalım elçiler neyle geri dönecekler. |
| Yusuf Ali (EN) | But I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors. |
| M. Pickthall (EN) | But lo! I am going to send a present unto them, and to see with what (answer) the messengers return. |
(NEML suresi 36. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
فَلَمَّا جَاء سُلَيْمَانَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَا آتَانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِّمَّا آتَاكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
| Okunuş | Felemma cae süleymane kale etümidduneni bi malin fema ataniyellahü hayrum mimma ataküm bel entüm bi hediyyetiküm tefrahun |
| Diyanet Çevirisi | (Elçilerin sözcüsü) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.” |
| Diyanet Vakfı | (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz. |
| Elmalılı Orijinal | Bunun üzerine gönderilen Süleymana vardığı vakıt siz, dedi: mal ile bana imdad mı ediyorsunuz? Bakın Allahın bana verdiği size verdiğinden daha iyi, hayır siz hediyyenize güveniyorsunuz |
| Elmalılı Sade. 1 | Bunun üzerine gönderilen (elçi) Süleyman'a vardığı vakit (SüIeyman): «Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Bakın Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Hayır siz hediyenize güveniyorsunuz. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: «Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.» |
| Ö. N. Bilmen | Vaktâ ki (hediyeyi getirenler) Süleyman'a geldi. Dedi ki: «Bana bir mal ile imdat mı ediyorsunuz? İşte Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden hayırlıdır. Belki siz hediyenizle sevinirsiniz.» |
| S. Ateş | (Elçi, hediyelerle) Süleymân'a gelince (Süleymân) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allâh'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz. |
| A. Bulaç | (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi. |
| Muhammed Esed | (Sebe Melikesi'nin elçileri) Süleyman'a geldiklerinde (Süleyman:) "Benim servetime servet mi katmak istiyorsunuz? Oysa, Allah'ın bana bahşettiği şey size bahşettiği her şeyden çok daha hayırlıdır! Öyleyse, sizin bu hediyeniz (ancak) sizi(n gibi insanları) sevindirir. |
| Y.N. Öztürk | Elçi, Süleyman'a geldiğinde, o dedi ki: "Siz bana bir mal ile mi destek veriyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız." |
| S. Yıldırım | Elçi Süleyman’a gelince o, elçiye: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği nimetler sizin verdiğinizden daha hayırlıdır. Ama siz hediyenizle böbürlenirsiniz" dedi. |
| Tefhimü-l Kuran | (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: «Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana vermekte olduğu, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz» dedi. |
| Fizilalil Kuran | Kraliçenin elçisi gelince Süleyman ona dedi ki; «Beni mal ile mi kandıracaksınız? Allah'ın bana bağışladığı ayrıcalıklar size verdiklerinden daha üstündür. Siz bu hediyenizle övünebilirsiniz?» |
| A. Gölpınarlı | Elçiler, Süleyman'a gelince Süleyman, bana dedi, mal göndererek yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdikleri, sizin getirdiklerinizden daha da hayırlı, fakat siz, armağanınızla sevinir, övünürsünüz. |
| H. S. Yeter | (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz. |
| A. Uğur | (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz. |
| G. Onan | (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Tanrı'nın bana verdiği, size verdiğin- den daha hayırlıdır; hayır, siz hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi. |
| Ş. Piriş | Elçi Süleyman’a geldiği zaman, Süleyman ona dedi ki: -Siz bana mal ile yardım mı edeceksiniz? Allah’ın bana verdikleri, size verdiklerinden daha hayırlıdır. Belki siz hediyenizle öğünürsünüz. |
| Yusuf Ali (EN) | Now when (the embassy) came to Solomon, he said: Will ye give me abundance in wealth? But that which Allah has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift! |
| M. Pickthall (EN) | So when (the envoy) came unto Solomon, (the King) said: What! Would ye help me with wealth? But that which Allah hath given me is better than that which He hath given you. Nay it is ye (and not I) who exult in your gift. |
(NEML suresi 37. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ
| Okunuş | İrci'ileyhim fe lene'tiyennehüm bi cünudil la kibele lehüm biha ve le nuhricennehüm minha ezilletev ve hüm sağirun |
| Diyanet Çevirisi | “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.” |
| Diyanet Vakfı | (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız! |
| Elmalılı Orijinal | Dön onlara, vallahi karşı gelemiyecekleri ordularla varırım da oradan kendilerini zilletler içinde hor, hakıyr oldukları halde çıkarırım |
| Elmalılı Sade. 1 | (Ey elçi) dön onlara (söyle): «VAllahi karşı gelemeyecekleri ordularla varırım da, oradan kendilerini perişanlıklar içinde hor ve hakir oldukları halde çıkarırım.» dedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | «(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!» |
| Ö. N. Bilmen | «Onlara dön, elbette onlara öyle ordular ile gelirim ki, onların bunlara karşı takatları yoktur. Ve elbette onları zelil ve onları hakîr (kuvvetten mahrum) kimseler oldukları halde oradan çıkarırım.» |
| S. Ateş | Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım." |
| A. Bulaç | "Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." |
| Muhammed Esed | "(Şimdi seni gönderenlere) dön! Çünkü, (Allah diyor ki:) Şüphesiz, karşı duramayacakları güçlerle onların üzerine yürüyecek ve onları, küçük düşürülmüş olarak (o ülkeden) mutlaka çıkaracağız!" |
| Y.N. Öztürk | "Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım." |
| S. Yıldırım | "Sen dön ve onlara de ki: Biz onların üzerine, karşı koyamayacakları ordularla yürüyeceğiz. Onları yurtlarından mağlup ve zelil olarak çıkaracağız." |
| Tefhimü-l Kuran | «Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onlar için karşı koymak mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.» |
| Fizilalil Kuran | Şimdi efendilerine dön. Yemin ederim ki, karşı koyamayacakları kadar güçlü bir ordu ile üzerlerine yürürüz. Ve onurlarını çiğneyerek burunlarını yere sürte sürte onları yurtlarından çıkarırız. |
| A. Gölpınarlı | Dön, git onlara, öyle bir orduyla geleceğim ki karşı duramayacaklar ve oradan, hor-hakir bir halde çıkaracağım onları, aşağılık bir hâle gelecek onlar. |
| H. S. Yeter | (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız! |
| A. Uğur | (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız! |
| G. Onan | "Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan hortanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." |
| Ş. Piriş | Onlara dön. Karşı koyamayacakları bir ordu ile gelmekte olduğumuzu haber ver. Onları aşağılık bir halde, küçük düşürerek oradan çıkaracağız. |
| Yusuf Ali (EN) | Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: we shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed). |
| M. Pickthall (EN) | Return unto them. We verily shall come unto them with hosts that they cannot resist, and we shall drive them out from thence with shame, and they will be abased. |
(NEML suresi 38. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ
| Okunuş | Kale ya eyyühel meleü eyyüküm ye'tini bi arşiha kable ey ye'tuni müslimin |
| Diyanet Çevirisi | Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?” |
| Diyanet Vakfı | (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? |
| Elmalılı Orijinal | Ey hey'et, dedi: kendileri teslim olarak bana gelmezden evvel o kadının tahtını bana kim getirir? |
| Elmalılı Sade. 1 | (Süleyman kendi adamlarına dönerek): «Ey Heyet kendileri teslimiyyet gösterip bana gelmeden önce, o kadının tahtını bana kim getirir?» dedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: «Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?» |
| Ö. N. Bilmen | (Hazreti Süleyman) Dedi ki: «Ey ileri gelenler! Hanginiz bana onun tahtını onların bana müslümanlar olarak gelmelerinden evvel getirir.» |
| S. Ateş | (Elçi gittikten sonra Süleymân, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?" |
| A. Bulaç | (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. |
| Muhammed Esed | (OLAYLARIN gidişi içinde Süleyman Sebe Melikesi'nin kendisine geleceğini öğrenince, çevresindekilere:) "Siz ey seçkin görevliler!" dedi, "Hanginiz bana (Sebe Melikesi'nin) tahtını, daha o ve ona bağlı olanlar Allah'a yürekten boyun eğmiş kimseler olarak bana çıkıp gelmeden önce buraya getirebilir?" |
| Y.N. Öztürk | Süleylan, kurmaylarına dedi ki: "Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?" |
| S. Yıldırım | Daha sonra Süleyman onların itaatlerini bildirmek üzere huzuruna geleceklerini öğrenince yanındaki danışmanlarına:"Değerli danışmanlarım! Onların itaat içinde huzuruma gelmelerinden önce, içinizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. |
| Tefhimü-l Kuran | (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) «Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman) lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?» dedi. |
| Fizilalil Kuran | Süleyman (yanındakilere dönerek) Ey devletin ileri gelenleri, bu adamlar boyun eğerek huzuruma gelmeden önce hanginiz kraliçenin o tahtını bana getirebilir? dedi. |
| A. Gölpınarlı | Ey ulular dedi, onlar, bana teslîm olup gelmeden onun tahtını kim getirebilir bana? |
| H. S. Yeter | (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? |
| A. Uğur | (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? |
| G. Onan | (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. |
| Ş. Piriş | -Ey ileri gelenler, onlar teslim olup gelmeden önce, onun tahtını bana hanginiz getirecek, dedi. |
| Yusuf Ali (EN) | He said (to his own men): Ye Chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission? |
| M. Pickthall (EN) | He said: O chiefs! Which of you will bring me her throne before they come unto me, surrendering? |
(NEML suresi 39. ayet) (Resmi:27/İniş:48/Alfabetik:81)
قَالَ عِفْريتٌ مِّنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ
| Okunuş | Kale ifritüm minel cinni ene atike bihi kable en tekume mim mekamik ve inni aleyhi le kaviyyün emin |
| Diyanet Çevirisi | Cinlerden bir ifrit , ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi. |
| Diyanet Vakfı | Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. |
| Elmalılı Orijinal | Cinden bir ıfrit, ben, dedi: onu sana sen makamından kalkmazdan evvel getiririm ve her halde ben buna karşı kuvvetli bir emînim |
| Elmalılı Sade. 1 | Cinlerden bir ifrit: «Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm, hem de güvenim var.» dedi. |
| Elmalılı Sade. 2 | Cinlerden bir ifrit, «Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.» dedi. |
| Ö. N. Bilmen | Cin tâifesinden bir ifrit dedi ki: «Ben onu daha sen makamından kâim olmadan sana getiririm ve şüphe yok ki, ben onun üzerine elbette kuvvetliyim, eminim.» |
| S. Ateş | Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir." |
| A. Bulaç | Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi. |
| Muhammed Esed | (Süleyman'a bağlı) görünmeyen varlıklar içinden gözüpek biri: "Daha oturduğun yerden kalkmadan onu sana getirebilirim, çünkü ben bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim!" dedi. |
| Y.N. Öztürk | Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: "Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim." |
| S. Yıldırım | Cinlerden mağrur ve iddiacı bir ifrit: "Ben," dedi, "Sen makamından kalkmadan, onu sana getiririm. Benim onu taşımaya gücüm yeter, hem de zayi etmeden güvenilir tarzda getirecek emin bir kimseyim." |
| Tefhimü-l Kuran | Cinlerden ifrit: «Sen daha makamından kalkmadan önce, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.» dedi. |
| Fizilalil Kuran | Cinlerin ele başlarından biri «Sen şu oturduğun yerden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm. Hem bu işi başaracak gücüm vardır ve hem de bu konuda güvenilir bir kişiyim» dedi. |
| A. Gölpınarlı | Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan dedi, ben onu sana getiririm ve şüphe yok ki ben, elbette güvenilecek bir kuvvete sâhibim. |
| H. S. Yeter | Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. |
| A. Uğur | Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. |
| G. Onan | Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir (emiyn) bir güce sahibim" dedi. |
| Ş. Piriş | Cinlerden biri : -Ben, onu sana, sen yerinden kalkmadan önce getiririm. Buna gücümün yeteceğinden eminim, dedi. |
| Yusuf Ali (EN) | Said an Ifrit, of the Jinns: I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted. |
| M. Pickthall (EN) | A stalwart of the Jinn said: I will bring it thee before thou canst rise from thy place. Lo! I verily am strong and trusty for such work. |


0 yorum yazılmıştır