Nisa (64-71)
(NİSA suresi 64. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوا أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا
| Okunuş | Ve ma erselna mir rasulin illa li yütaa bi iznillah ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfera lehümür rasulü le vecedüllahe tevvaber rahiyma |
| Diyanet Çevirisi | Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı. |
| Diyanet Vakfı | Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı. |
| Elmalılı Orijinal | Biz her hangi bir Peygamberi gönderdikse mahzâ Allahın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allahı tevvab, rahîm bulacaklardı |
| Elmalılı Sade. 1 | Biz herhangi bir peygamberi gönderdikse, sadece Allah'ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip günahlarına mağfiret dileselerdi, peygamber de onların bağışlanması için dua ediverseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden ve merhametli bulacaklardı. |
| Elmalılı Sade. 2 | Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı. |
| Ö. N. Bilmen | Biz hiçbir peygamber göndermedik, ancak Allah Teâlâ'nın izniyle itaat edilmesi için gönderdik. Ve eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah Teâlâ'dan mağfiret isteseydiler ve onlara peygamber de istiğfarda bulunsaydı elbette Allah Teâlâ'yı tevbeleri çok kabul edici ve çok esirgeyici bulacaklardı. |
| S. Ateş | Biz hiçbir elçiyi, Allâh'ın izniyle itâ'at edilmekten başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah'tan, günâhlarını bağışlamasını isteseler ve Elçi de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allâh'ı affedici, merhametli bulurlardı. |
| A. Bulaç | Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. |
| Muhammed Esed | Zira Biz her peygamberi, ancak, Allahın izniyle kendisine tabi olunsun diye göndermişizdir. Eğer onlar, kendi kendilerine zulmettikten sonra, sana gelip Allahtan bağışlanma dileselerdi Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi- Allahın tevbeleri kabul edici ve bir rahmet kaynağı olduğunu tereddütsüz görürlerdi. |
| Y.N. Öztürk | Biz hiçbir resulü, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah'ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahîm olarak bulacaklardı. |
| S. Yıldırım | Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izni ile, kendisine itaat olunmaktan başka bir gaye ile göndermedik.Eğer onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan af dileseler, sen de resul olarak onların affedilmelerini isteseydin, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, pek merhametli bulacaklardı. |
| Tefhimü-l Kuran | Biz peygamberlerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve peygamber de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. |
| Fizilalil Kuran | Biz gönderdiğimiz her peygamberi, Allah'ın izni ile, mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelerek Allah'tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi, Allah'ı tevbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulacaklardı. |
| A. Gölpınarlı | Biz, her peygamberi ancak, Allah izniyle ona itaat edilsin diye gönderdik; onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah'ın, kendilerini yarlıgamasını isteselerdi, Peygamber de onların yarlıganmalarını dileseydi elbette Allah'ın tövbeleri kabul edici rahîm olduğunu görür, anlarlardı. |
| H. S. Yeter | Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı. |
| A. Uğur | Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı. |
| G. Onan | Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Tanrı'nın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Tanrı'dan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Tanrı'yı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. |
| Ş. Piriş | Biz, her peygamberi ancak, Allah’ın izni ile kendilerine itaat olunması için gönderdik. Eğer onlar, nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden ve merhametli olarak bulurlardı. |
| Yusuf Ali (EN) | We sent not a Messenger, but to be obeyed, in accordance with the Will of Allah. If they had only, when they were unjust to themselves, come unto thee and asked Allah's forgiveness, and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allah indeed Oft-Returning, Most Merciful. |
| M. Pickthall (EN) | We sent no messenger save that he should be obeyed by Allah's leave. And if, when they had wronged themselves, they had but come unto thee and asked forgiveness of Allah, and asked forgiveness of the messenger, they would have found Allah Forgiving, Merciful. |
(NİSA suresi 65. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
| Okunuş | Fe la ve rabbike la yü'minune hatta yühakkimuke fima şecera beynehüm sümme la yecidu fi enfüsihim haracem mimma kadayte ve yüsellimu teslima |
| Diyanet Çevirisi | Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. |
| Diyanet Vakfı | Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. |
| Elmalılı Orijinal | Yok, yok rabbına kasem ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıb sonra da verdiğin hukümden nefislerinden hiç bir darlık duymaksızın tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iyman etmiş olmazlar |
| Elmalılı Sade. 1 | Yok, yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. |
| Elmalılı Sade. 2 | Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar. |
| Ö. N. Bilmen | Hayır, Rabbine andolsun ki, onlar aralarındaki münazaada seni hakem tayin etmedikçe, sonra da hükmedeceğin şeyden dolayı nefislerinde bir sıkıntı bulmaksızın, tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça imân etmiş olmazlar. |
| S. Ateş | Hayır, Rabin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyle teslim olmadıkça inanmış olmazlar. |
| A. Bulaç | Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. |
| Muhammed Esed | Ama hayır, Rabbine andolsun ki onlar, (ey peygamber), aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem yapmadıkça ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk duymaksızın tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça, (gerçekten) inanmış olmazlar. |
| Y.N. Öztürk | Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar. |
| S. Yıldırım | Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar. |
| Tefhimü-l Kuran | Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı bulmaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. |
| Fizilalil Kuran | Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar. |
| A. Gölpınarlı | Fakat öyle değil; andolsun Rabbine ki onlar iman etmiş olmazlar aralarında çıkan ihtilâflarda seni hakem etmedikçe ve sonra da yüreklerinde hiçbir sıkıntı, üzüntü duymadan verdiğin hükmü kabul eylemedikçe ve tamamıyla sana teslîm olmadıkça. |
| H. S. Yeter | Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. |
| A. Uğur | Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. |
| G. Onan | Hayır öyle değil; rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça inanmış olmazlar. |
| Ş. Piriş | Hayır, Rabbine andolsun ki, Aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tanıyıp, senin verdiğin hükme içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. |
| Yusuf Ali (EN) | But no, by the Lord, they can have no (real) Faith, until they make thee judge in all disputes between them, and find in their souls no resistance against thy decisions, but accept them with the fullest conviction. |
| M. Pickthall (EN) | But nay, by thy lord, they will not believe (in truth) until they make thee judge of what is in dispute between them and find within themselves no dislike of that which thou decidest, and submit with full submission. |
(NİSA suresi 66. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِن دِيَارِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلاَّ قَلِيلٌ مِّنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
| Okunuş | Ve lev enna ketebna aleyhim eniktülu enfüseküm evihrucu min diyariküm ma fealuhü illa kalilüm minhümv ve lev ennehüm fealu ma yuazune bihi lekane hayran lehüm ve eşedde tesbita |
| Diyanet Çevirisi | Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. |
| Diyanet Vakfı | Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu. |
| Elmalılı Orijinal | Eğer onlara nefislerinizi öldürün veya «diyarınızdan çıkın» diye yazsa idik pek azından ma'dası onu yapmazlardı, fakat kendilerine va'zolunanı yapsalardı elbette haklarında çok hayırlı ve payidar kılmak i'tibarile de en sağlam bir hareket olurdu |
| Elmalılı Sade. 1 | Eğer onlara: «Nefislerinizi öldürün!» veya «Yurdunuzdan çıkın!» diye teklif etmiş olsaydık -pek azı hariç- bunu yapmazlardı. Fakat kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette haklarında çok hayırlı ve inançları ebedileştirmek itibariyle de en sağlam bir hareket olurdu. |
| Elmalılı Sade. 2 | Eğer biz onlara: «Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın.» diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu. |
| Ö. N. Bilmen | Eğer onların üzerine «Nefislerinizi öldürünüz veya yurtlarınızdan çıkınız,» diye yazsaydık bunu onlardan birazı müstesna olmak üzere yapmazlardı. Ve eğer onlar kendisiyle öğüt verildikleri şeyi yapsa idiler elbette onlar için hayırlı ve berdevam olmak itibariyle daha sağlam olurdu. |
| S. Ateş | Eğer onlara: "Kendinizi öldürün, ya da yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu. |
| A. Bulaç | Eğer gerçekten biz, onlara: "Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. |
| Muhammed Esed | Fakat biz onlara "Hayatlarınızı feda edin!" yahut "Yurtlarınızı terk edin!" diye emretmiş olsaydık, çok azı bunu yapardı. Oysa, tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları (imanlarında) daha güçlü kılardı; |
| Y.N. Öztürk | Eğer onlar üzerine, "Kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı. |
| S. Yıldırım | Şayet onlara "Ölüme atılın!" veya "Vatanınızdan ayrılın!" (hicret edin) emrini vermiş olseydık, pek azı müstesna, bunu yerine getirmezlerdi.Onlar kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette kendileri için hayırlı olur, durumlarını daha da sağlamlaştırırlardı. |
| Tefhimü-l Kuran | Eğer gerçekten biz, onlara: «Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın» diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. |
| Fizilalil Kuran | Eğer onlara «canlarınızı feda ediniz» ya da «yurtlarınızdan çıkınız» diye emretmiş olsaydık, pek azı dışında, bunları yapamazlardı. Oysa eğer onlar kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, bu haklarında hayırlı ve güvenceli bir tutum olurdu. |
| A. Gölpınarlı | Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inançlarını kökleştirirdi. |
| H. S. Yeter | Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu. |
| A. Uğur | Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu. |
| G. Onan | Eğer gerçekten biz, onlara: "Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. |
| Ş. Piriş | Eğer gerçekten biz, onlara, “nefislerinizin hakkından gelin veya yurtlarınızdan çıkın.” diye yazmış olsaydık, onlardan çok azı hariç bunu yapmazlardı. Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu. |
| Yusuf Ali (EN) | If we had ordered them to sacrifice their lives or to leave their homes, very few of them would have done it: but if they had done what they were (actually) told, it would have been best for them, and would have gone farthest to strengthen their (Faith) |
| M. Pickthall (EN) | And if We had decreed for them: Lay down your lives or go forth from your dwellings, but few of them would have done it; though if they did what they are exhorted to do it would be better for them, and more strengthening; |
(NİSA suresi 67. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
وَإِذاً لَّآتَيْنَاهُم مِّن لَّدُنَّـا أَجْراً عَظِيمًا
| Okunuş | Ve izel le ateynahüm mil ledünna ecran aziyma |
| Diyanet Çevirisi | O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik. |
| Diyanet Vakfı | O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik |
| Elmalılı Sade. 1 | Elbette o zaman kendilerine tarafımızdan pek büyük bir mükafat da verirdik. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik. |
| Ö. N. Bilmen | Ve o zaman elbette onlara tarafımızdan pek büyük bir mükâfaat da verirdik. |
| S. Ateş | O zaman kendilerine katımızdan büyük mükâfât verirdik. |
| A. Bulaç | Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik. |
| Muhammed Esed | bu durumda Biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik |
| Y.N. Öztürk | O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik. |
| S. Yıldırım | Ve o takdirde Biz de onlara tarafımızdan pek büyük mükâfat verirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik. |
| Fizilalil Kuran | O zaman onlara tarafımızdan büyük bir mükäfat verirdik. |
| A. Gölpınarlı | Biz de o vakit, onları, katımızdan büyük bir mükâfatla mükâfatlandırırdık. |
| H. S. Yeter | O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik. |
| A. Uğur | O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik. |
| G. Onan | Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik. |
| Ş. Piriş | Biz de o zaman yanımızdan büyük bir mükafat verirdik. |
| Yusuf Ali (EN) | And we should then have given them from our presence a great reward; |
| M. Pickthall (EN) | And then We should bestow upon them from Our presence an immense reward, |
(NİSA suresi 68. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا
| Okunuş | Ve le hedeynahüm siratam müstekiyma |
| Diyanet Çevirisi | Onları elbette doğru yola iletirdik. |
| Diyanet Vakfı | Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik. |
| Elmalılı Orijinal | Ve Elbette kendilerine doğrudan doğru bir tarikı müstekıme çıkarırdık |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve elbette kendilerini dosdoğru bir yola çıkarırdık. |
| Elmalılı Sade. 2 | Ve onları elbette doğru yola iletirdik. |
| Ö. N. Bilmen | Ve onları elbette bir doğru yola hidâyet ederdik. |
| S. Ateş | Ve onları doğru bir yola iletirdik. |
| A. Bulaç | Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. |
| Muhammed Esed | ve onları dosdoğru bir yola yöneltirdik. |
| Y.N. Öztürk | Ve onları dosdoğru bir yolla elbette kılavuzlardık. |
| S. Yıldırım | Ve onları dosdoğru yola iletirdik. |
| Tefhimü-l Kuran | Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. |
| Fizilalil Kuran | Kendilerini kesinlikle doğru yola iletirdik. |
| A. Gölpınarlı | Ve onları dosdoğru yola sevk ederdik. |
| H. S. Yeter | Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik. |
| A. Uğur | Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik. |
| G. Onan | Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. |
| Ş. Piriş | Ve onları elbette dosdoğru yola iletirdik. |
| Yusuf Ali (EN) | And we should have shown them the straight way. |
| M. Pickthall (EN) | And should guide them unto a straight path. |
(NİSA suresi 69. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَـئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَـئِكَ رَفِيقًا
| Okunuş | Ve mey yütiilahe ver rasule fe ülaike meallezine en'amellahü alehim minen nebiyyine ves siddikiyne veş şühedai ves salihiyn ve hasüne ülaike rafika |
| Diyanet Çevirisi | Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır. |
| Diyanet Vakfı | Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! |
| Elmalılı Orijinal | Öyle ya: Her kim Allaha ve Peygambere mutı' olursa işte onlar Allahın kendilerine in'am eylediği: Enbiya, sıddıkîn, şüheda ve salihîn ile birliktedirler, bunlarsa ne güzel arkadaş! |
| Elmalılı Sade. 1 | Her kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberler, dosdoğru kişiler, şehitler ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ise ne güzel arkadaştır! |
| Elmalılı Sade. 2 | Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır! |
| Ö. N. Bilmen | Ve her kim Allah Teâlâ'ya ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah Teâlâ'nın kendilerine in'am buyurmuş olduğu nebiler ile ve sıddîklar ile ve şehitler ile ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne (güzel) refiktirler. |
| S. Ateş | Kim Allah'a ve Elçi'ye itâ'at ederse işte onlar, Allâh'ın ni'met verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve Sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır! |
| A. Bulaç | Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? |
| Muhammed Esed | Allaha ve Peygambere itaat edenler, Allahın nimetlerini bağışladığı kimselerden olacaklardır: peygamberler, hakikatten hiç sapmamış olanlar, hakikate (hayatlarıyla) şahitlik yapanlar ve dürüst ve erdemli olanlar: işte böylelerininki ne güzel birlikteklik(ler)dir! |
| Y.N. Öztürk | Allah'a ve resule itaat eden kişilere gelince, bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler. Peygamberlerle, hak dostlarıyla, şehitlerle, hayır ve barışı sevenlerle. Ne güzel dosttur bunlar! |
| S. Yıldırım | Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebîler, sıddîkler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır.Bunlar ne güzel arkadaşlar! |
| Tefhimü-l Kuran | Allah'a ve Resul'e kim itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? |
| Fizilalil Kuran | Allah'a ve Peygamber'e itaat edenler var ya, bunlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru kullarla, şehidlerle ve iyilerle birlikte olurlar. Bunlar ne iyi arkadaşlardır! |
| A. Gölpınarlı | Ve kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse o ve o çeşit kişiler Allah'ın, |
| H. S. Yeter | Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! |
| A. Uğur | Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! |
| G. Onan | Kim Tanrı'ya ve Resul'e itaat ederse, İşte onlar Tanrı'nın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (veya doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? |
| Ş. Piriş | Kimler Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, Onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehitler ve doğruları yapan kimselerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar! |
| Yusuf Ali (EN) | All who obey Allah and the Messenger are in the Company of those on whom is the Grace of Allah, of the Prophets (who teach), the Sincere (lovers of Truth), the Witnesses (who testify), and the Righteous (who do good): ah! what a beautiful Fellowship! |
| M. Pickthall (EN) | Whoso obeyeth Allah and the messenger, they are with those unto whom Allah hath shown favour, of the Prophets and the saints and the martyrs and the righteous. The best of company are they! |
(NİSA suresi 70. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ عَلِيمًا
| Okunuş | Zalikel fadlü minellah ve kefa billahi alima |
| Diyanet Çevirisi | Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter. |
| Diyanet Vakfı | Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| Elmalılı Orijinal | İşte bu fazıl, Allahdan: Elverir ki bilen Allah olsun |
| Elmalılı Sade. 1 | İşte bu lütuf Allah'tandır. Yeter ki bilen Allah olsun. |
| Elmalılı Sade. 2 | Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| Ö. N. Bilmen | İşte bu fazl, Allah Teâlâ'dandır. Ve Hak Teâlâ bihakkın bilici olarak kâfidir. |
| S. Ateş | Bu ni'met, Allah'tandır. Bilen olarak Allâh yeter. |
| A. Bulaç | Bu fazl (bol ihsan), Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| Muhammed Esed | Bu, Allahın lütfudur; ve hiç kimse Allahın sahip olduğu bilgiye sahip olamaz. |
| Y.N. Öztürk | Böylesi bir beraberlik Allah'ın lütfudur. Herşeyi bilici olarak Allah yeter. |
| S. Yıldırım | Bu, Allah’tan bir lütuftur. Bu lütfa lâyık olanların kadrini Allah’ın bilmesi yeter de artar! |
| Tefhimü-l Kuran | Bu fazl (bol ihsan), Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| Fizilalil Kuran | Bu Allah'ın bağışıdır. Allah herşeyi yeterince bilir. |
| A. Gölpınarlı | Bu lütuf ve ihsân, Allah'tandır ve Allah'ın her şeyi bilmesi yeter. |
| H. S. Yeter | Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| A. Uğur | Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| G. Onan | Bu fazl (bol ihsan), Tanrı'dandır. Bilen olarak Tanrı yeter. |
| Ş. Piriş | Bu bağış Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter. |
| Yusuf Ali (EN) | Such is the Bounty from Allah: and sufficient is it that Allah knoweth all. |
| M. Pickthall (EN) | Such is the bounty of Allah, and Allah sufficeth as Knower. |
(NİSA suresi 71. ayet) (Resmi:4/İniş:98/Alfabetik:82)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انفِرُوا جَمِيعًا
| Okunuş | Ya eyyühellezine amenu huzu hizraküm fenfiru sübatin evinfiru cemia |
| Diyanet Çevirisi | Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin. |
| Diyanet Vakfı | Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekün savaşın. |
| Elmalılı Orijinal | Ey o bütün iyman edenler! hazırlığınızı görün de müfrezeler hâlinde harekete gelin yâhud toplu olarak seferber olun |
| Elmalılı Sade. 1 | Ey iman edenler, hazırlığınızı yapın da müfrezeler halinde harekete geçin, yahut toplu olarak seferber olun! |
| Elmalılı Sade. 2 | Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz. |
| Ö. N. Bilmen | Ey imân edenler! İhtiyat tedbirinizi alın da fırka fırka halinde çıkınız, veya hep birden seferber olunuz. |
| S. Ateş | Ey inananlar, (uyanık bulunup) korunma(tedbirleri)nizi alın, bölük bölük, ya da hep birlikte savaşa gidin. |
| A. Bulaç | Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın. |
| Muhammed Esed | SİZ EY imana ermiş olanlar! İster küçük guruplar halinde ister toplu halde, savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olun. |
| Y.N. Öztürk | Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde hareket geçin yahut toplu halde savaşa çıkın. |
| S. Yıldırım | Ey iman edenler! Düşmanlarınıza karşı korunma tedbirinizi alın. Duruma göre küçük kıtalar halinde veya toptan seferber olun. |
| Tefhimü-l Kuran | Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın. |
| Fizilalil Kuran | Ey müminler savaş hazırlıklarınızı yapınız ve sonra da ya bölük bölük ya da hep birlikte savaşa çıkınız. |
| A. Gölpınarlı | Ey inananlar, ihtiyata ait gereken tedbîrleri alın da bölük-bölük, yahut hep birden ilerleyin. |
| H. S. Yeter | Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekün savaşın. |
| A. Uğur | Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekün savaşın. |
| G. Onan | Ey inananlar, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın. |
| Ş. Piriş | -Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük ya da topluca çıkın. |
| Yusuf Ali (EN) | Ye who believe take your precautions, and either go forth in parties or go forth all together. |
| M. Pickthall (EN) | O ye who believe! Take your precautions, then advance the proven ones, or advance all together. |


0 yorum yazılmıştır