Nûh (1-10)
NÛH
Diyanet / Elmalılı
Mekke'de nâzil olmuştur; 28 (yirmisekiz) âyettir. Hz. Nuh'un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır.
Süleyman Ateş
Hz. Nûh'un, Allah'ın elçisi olarak gönderilişi ve etkinliği anlatıldığından bu adı almıştır. Mekke'de, Nahl Sûresinden sonra inmiştir. 28 âyettir. Mushaf'ta ve inişte 71. siredir.
(NÛH suresi 1. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
| Okunuş | İnna erselna nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli en ye'tiyehum 'azabun eliymun. |
| Diyanet Çevirisi | Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik. |
| Diyanet Vakfı | Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik. |
| Elmalılı Orijinal | Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmına gönderdik, kavmını inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azâbı elîm |
| Elmalılı Sade. 1 | Haberiniz olsun ki, Biz Nuh'u: «Kendilerine elim bir azap gelmeden önce kavmini uyar!» diye kavmine gönderdik. |
| Elmalılı Sade. 2 | Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, «kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar» diye. |
| Ö. N. Bilmen | Muhakkak ki, Nûh'u kavmine gönderdik, kendilerine bir elîm azap gelmeden evvel kavmini korkut diye. |
| S. Ateş | Biz Nûh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azâb gelmezden önce kavmini uyar," diye. |
| A. Bulaç | Şüphesiz, biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. |
| Muhammed Esed | BİZ Nuh'u kendi toplumuna göndererek "Başlarına şiddetli bir azap gelmeden halkını uyar!" diye (emrettik). |
| Y.N. Öztürk | Biz, Nûh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik. |
| S. Yıldırım | Biz Nûh’u kendi milletine peygamber olarak gönderip:"Gayet acı bir azap başlarına gelip çatmadan önce halkını uyar!" dedik. |
| Tefhimü-l Kuran | Hiç şüphesiz, biz Nuh'u; «Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyarıp-korkut» diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. |
| Fizilalil Kuran | Milletine can yakıcı bir azab gelmezden önce onları uyar diye Nuh'u milletine peygamber olarak gönderdik. |
| A. Gölpınarlı | Şüphe yok ki biz, onlara elemli bir azap gelmeden korkut kavmini diye göndermiştik Nûh'u, kavmine. |
| H. S. Yeter | Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik. |
| A. Uğur | Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik. |
| G. Onan | Şüphesiz biz Nuh'u; "Kavmini onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. |
| Ş. Piriş | Kendilerine acı bir azap gelmeden önce kavmini uyar diye Nuh’u kavmine göndermiştik. |
| Yusuf Ali (EN) | We sent Noah to his People (with the Command): Do thou warn thy People before there comes to them a grievous Penalty. |
| M. Pickthall (EN) | Lo! We sent Noah unto his people (saying): Warn thy people ere the painful doom come unto them. |
(NÛH suresi 2. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
| Okunuş | Kale ya kavmi inniy lekum neziyrun mubiynun. |
| Diyanet Çevirisi | Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz! |
| Elmalılı Orijinal | Dedi ki: ey kavmım! Haberiniz olsun ben size açık bir nezîrim |
| Elmalılı Sade. 1 | Dedi ki: «Ey kavmim, haberiniz olsun, ben size açık bir uyarıcıyım! |
| Elmalılı Sade. 2 | Dedi ki, «ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım». |
| Ö. N. Bilmen | Dedi ki: «Ey kavmim! Şüphe yok ki, ben sizin için apaçık bir korkutucuyum.» |
| S. Ateş | "Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım." |
| A. Bulaç | O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım." |
| Muhammed Esed | (Nuh) "Ey halkım!" diye seslendi, "Ben sizin için açık bir uyarıcıyım, |
| Y.N. Öztürk | O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." |
| S. Yıldırım | (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın.Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz! |
| Tefhimü-l Kuran | O da dedi ki: «Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı-korkutucuyum.» |
| Fizilalil Kuran | O da şöyle dedi: «Ey milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.» |
| A. Gölpınarlı | Demişti ki: Ey kavmin, ben, sizi apaçık bir korkutucuyum. |
| H. S. Yeter | "Ey kavmim dedi,ben sizin için açık bir uyarıcıyım" |
| A. Uğur | Ey kavmim dedi,ben sizin için açık bir uyarıcıyım |
| G. Onan | O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım." |
| Ş. Piriş | -Ey kavmim, dedi. Ben, sizin için açık bir uyarıcıyım. |
| Yusuf Ali (EN) | He said: O my People! I am to you a Warner, clear and open: |
| M. Pickthall (EN) | He said: O my people! Lo! I am a plain warner unto youu |
(NÛH suresi 3. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
| Okunuş | Eni'budullahe vettekuhu ve etiy'uni. |
| Diyanet Çevirisi | (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz! |
| Elmalılı Orijinal | Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin |
| Elmalılı Sade. 1 | Şöyle ki, Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin! |
| Elmalılı Sade. 2 | Şöyle ki, «Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin.» |
| Ö. N. Bilmen | Şöyle ki: «Allah'a ubûdiyette bulunun ve O'ndan korkun ve bana itaat eyleyin.» |
| S. Ateş | "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da itâ'at edin." |
| A. Bulaç | "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin." |
| Muhammed Esed | (yalnız) Allah'a kulluk etmeniz ve O'na karşı sorumluluk bilinci taşımanız (gerektiğini bildiren bir uyarıcı). "Şimdi bana kulak verin |
| Y.N. Öztürk | "O halde, Allah'a ibadet edin! O'ndan korkun! Ve bana itaat edin ki, |
| S. Yıldırım | (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın.Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz! |
| Tefhimü-l Kuran | «Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup-sakının ve bana itaat edin.» |
| Fizilalil Kuran | Allah â kulluk edin; ondan sakının ve bana itaat edin. |
| A. Gölpınarlı | Gayrı kulluk edin Allah'a ve çekinin ondan ve itâat edin bana da. |
| H. S. Yeter | "Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| A. Uğur | Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. |
| G. Onan | "Tanrı'ya kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin." |
| Ş. Piriş | Allah’a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin, diye.. |
| Yusuf Ali (EN) | That ye should worship Allah, fear Him, and obey me: |
| M. Pickthall (EN) | (Bidding you): Serve Allah and keep your duty unto Him and obey me, |
(NÛH suresi 4. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
| Okunuş | Yağfir lekum min zunubikum ve yuahhirkum ila ecelin musemmen inne ecelellahi iza cae la yuahharu lev kuntum ta'lemune. |
| Diyanet Çevirisi | (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” |
| Diyanet Vakfı | (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz! |
| Elmalılı Orijinal | Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hîr eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hîr olunmaz eğer bilseidiniz! |
| Elmalılı Sade. 1 | Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirti bir vakte kadar ertelesin. Kuşkusuz, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince ertelenmez, eğer bilseydiniz!» |
| Elmalılı Sade. 2 | «Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz..» (inanırdınız). |
| Ö. N. Bilmen | «Sizin için günahlarınızı bağışlasın ve sizi mukadder müddete kadar tehir etsin. Muhakkak ki, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince sonraya bırakılamaz, eğer bilir kimseler oldu iseniz.» |
| S. Ateş | "Ki (Allâh) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allâh'ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir(kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız)." |
| A. Bulaç | "Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." |
| Muhammed Esed | ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve (yalnız O'na) malum olan bir zamana kadar size mühlet tanısın; ama bilin ki Allah'ın belirlediği vade gelip çattığında hiçbir şekilde ertelenemez. Keşke bunu bilseydiniz!" |
| Y.N. Öztürk | Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah'ın eceli geldiğinde ertelenmez. Bir bilebilseydiniz!" |
| S. Yıldırım | (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın.Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz! |
| Tefhimü-l Kuran | «Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız. |
| Fizilalil Kuran | Ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz; keşki bilseniz. |
| A. Gölpınarlı | Suçlarınızı yarlıgasın ve sizi, muayyen bir vaktedek geciktirsin. Şüphe yok ki Allah'ın takdîr ettiği vakit geldi mi gecikmesine imkân yoktur eğer biliyorsanız. |
| H. S. Yeter | "Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)" Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!" |
| A. Uğur | Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın) Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!" |
| G. Onan | "Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı-konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Tanrı'nın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." |
| Ş. Piriş | O, sizin günahlarınızı bağışlasın ve belli bir süreye kadar sizi ertelesin. Allah’ın belirlediği süre gelince artık o geri bırakılmaz, eğer bilmiş olursanız... |
| Yusuf Ali (EN) | So He may forgive you your sins and give you respite for a stated Term: for when the Term given by Allah is accomplished, it cannot be put forward: if ye only knew. |
| M. Pickthall (EN) | That He may forgive you somewhat of your sins and respite you to an appointed term. Lo! the term of Allah, when it cometh, cannot be delayed, if ye but knew. |
(NÛH suresi 5. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا
| Okunuş | Kale rabbi inniy de'avtu kavmiy leylen ve neharen. |
| Diyanet Çevirisi | Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.” |
| Diyanet Vakfı | (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim; |
| Elmalılı Orijinal | Dedi ki ya rab! Ben kavmımı gece gündüz da'vet ettim |
| Elmalılı Sade. 1 | Dedi ki: «Ey Rabbim, ben kavmimi gece gündüz davet ettim. |
| Elmalılı Sade. 2 | Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.» |
| Ö. N. Bilmen | (5-6) Dedi ki: «Yarabbi! Ben kavmimi hakikaten gece ve gündüz dâvet ettim. Benim dâvetim, onlar için firardan başka bir şey arttırmadı.» |
| S. Ateş | (Nûh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim." |
| A. Bulaç | Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum." |
| Muhammed Esed | (Ve bir zaman sonra, Nuh) "Ey Rabbim!" dedi, "Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum, |
| Y.N. Öztürk | Nûh şöyle yakardı: "Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim." |
| S. Yıldırım | (5-6) "Ya Rabbî, dedi Nûh, ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı." |
| Tefhimü-l Kuran | Dedi ki: «Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum.» |
| Fizilalil Kuran | Nuh dedi ki: «Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım.» |
| A. Gölpınarlı | Rabbim demişti, ben kavmimi gece ve gündüz çağırdım. |
| H. S. Yeter | (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim; |
| A. Uğur | (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim; |
| G. Onan | Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum." |
| Ş. Piriş | -Rabbim, dedi. Ben kavmimi gece gündüz davet ettim. |
| Yusuf Ali (EN) | He said: O my Lord! I have called to my People Night and Day: |
| M. Pickthall (EN) | He said: My Lord! Lo! I have called unto my people night and dayy |
(NÛH suresi 6. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا
| Okunuş | Felem yezidhum du'aiy illa firaren. |
| Diyanet Çevirisi | Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.” |
| Diyanet Vakfı | Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. |
| Elmalılı Orijinal | Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı |
| Elmalılı Sade. 1 | Fakat benim çağırmam, sadece onların kaçmalarını artırdı. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı.» |
| Ö. N. Bilmen | (5-6) Dedi ki: «Yarabbi! Ben kavmimi hakikaten gece ve gündüz dâvet ettim. Benim dâvetim, onlar için firardan başka bir şey arttırmadı.» |
| S. Ateş | "Benim da'vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı." |
| A. Bulaç | "Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı." |
| Muhammed Esed | ama bu çağrım onları yalnızca (Senden) daha da uzaklaştırdı. |
| Y.N. Öztürk | "Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı." |
| S. Yıldırım | (5-6) "Ya Rabbî, dedi Nûh, ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı." |
| Tefhimü-l Kuran | «Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.» |
| Fizilalil Kuran | Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.» |
| A. Gölpınarlı | Benim çağırmam, ancak onların kaçmasını arttırdı. |
| H. S. Yeter | Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. |
| A. Uğur | Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. |
| G. Onan | "Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı." |
| Ş. Piriş | Çağrım onların kaçmasından başka bir şeye yaramadı. |
| Yusuf Ali (EN) | But my call only increases (their) flight (from the Right). |
| M. Pickthall (EN) | But all my calling doth but add to their repugnance; |
(NÛH suresi 7. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا
| Okunuş | Ve inniy kullema de'avtuhum litağfire lehum ce'alu ezabi'ahum fiy azanihim vestağşev siyabehum ve esarru vestekberustikbaren. |
| Diyanet Çevirisi | “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.” |
| Diyanet Vakfı | Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. |
| Elmalılı Orijinal | Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler |
| Elmalılı Sade. 1 | Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.» |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.» |
| S. Ateş | "Günâhlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler." |
| A. Bulaç | "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.' |
| Muhammed Esed | Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar. |
| Y.N. Öztürk | "Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler." |
| S. Yıldırım | Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Esvaplarıyla örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler. |
| Tefhimü-l Kuran | «Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.» |
| Fizilalil Kuran | Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler. |
| A. Gölpınarlı | Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrâr ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar. |
| H. S. Yeter | Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. |
| A. Uğur | Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. |
| G. Onan | "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler." |
| Ş. Piriş | Ben, onları senin bağışlaman için her ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkayıp, elbiselerini başlarına bürüdüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. |
| Yusuf Ali (EN) | And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance. |
| M. Pickthall (EN) | And lo! whenever I call unto them that Thou mayest pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride. |
(NÛH suresi 8. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا
| Okunuş | Summe iniy de'avtuhum ciharen. |
| Diyanet Çevirisi | “Sonra ben onları açık açık davet ettim.” |
| Diyanet Vakfı | Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Sonra ben onları açık açık çağırdım.» |
| Ö. N. Bilmen | (7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.» |
| S. Ateş | "Sonra ben onları açıkça da'vet ettim." |
| A. Bulaç | "Sonra onları açıktan açığa davet ettim." |
| Muhammed Esed | Doğrusu, ben onları açık açık çağırdım; |
| Y.N. Öztürk | "Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım." |
| S. Yıldırım | Ben onları bu sefer yüksek sesle dâvet etmeye başladım. |
| Tefhimü-l Kuran | «Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim.» |
| Fizilalil Kuran | Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım. |
| A. Gölpınarlı | Sonra onları, gerçekten de yüksek sesle çağırdım. |
| H. S. Yeter | Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. |
| A. Uğur | Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. |
| G. Onan | "Sonra onları açıktan açığa davet ettim." |
| Ş. Piriş | Sonra ben onları açıktan açığa çağırdım. |
| Yusuf Ali (EN) | So I have called to them aloud; |
| M. Pickthall (EN) | And lo! I have called unto them aloud, |
(NÛH suresi 9. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا
| Okunuş | Summe inniy a'lentu lehum ve esrertu lehum israren. |
| Diyanet Çevirisi | “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.” |
| Diyanet Vakfı | Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum. |
| Elmalılı Orijinal | Sonra hem i'lâm ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim |
| Elmalılı Sade. 1 | Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli söyledim. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli.» |
| Ö. N. Bilmen | (9-10) «Sonra şüphesiz ki, ben onlar için ilan ettim ve onlara gizliden gizliye de bildirdim. Artık dedim ki, Rabinizden mağrifet dileyiniz, şüphe yok ki O, çok mağfiret buyurucudur.» |
| S. Ateş | "Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim: |
| A. Bulaç | "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." |
| Muhammed Esed | onlara açıktan tebliğde bulundum; (ayrıca) onlarla gizlice, özel olarak da konuştum; |
| Y.N. Öztürk | "Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım." |
| S. Yıldırım | Daha sonra onları gâh açıkça çağırdım, gâh iyice gizli bir dâvet yönelttim, her türlü yolu denedim. |
| Tefhimü-l Kuran | «Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.» |
| Fizilalil Kuran | Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim. |
| A. Gölpınarlı | Sonra açığa vurup yaydım onlara ve gizlice konuştum, davet ettim onları da. |
| H. S. Yeter | Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum. |
| A. Uğur | Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum. |
| G. Onan | "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." |
| Ş. Piriş | Sonra onlara açıktan açığa da; gizli gizli de söyledim. |
| Yusuf Ali (EN) | Further I have spoken to them in public and secretly in private, |
| M. Pickthall (EN) | . |
(NÛH suresi 10. ayet) (Resmi:71/İniş:71/Alfabetik:83)
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا
| Okunuş | Fekultüstağfiru rabbekum innehu kane ğaffaren. |
| Diyanet Çevirisi | “Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’ |
| Diyanet Vakfı | Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. |
| Elmalılı Orijinal | Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır |
| Elmalılı Sade. 1 | Gelin, Rabbinizin bağışlamasını isteyin, çünkü O, bağışlaması çok bir bağışlayandır! dedim. |
| Elmalılı Sade. 2 | «Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır.» |
| Ö. N. Bilmen | (9-10) «Sonra şüphesiz ki, ben onlar için ilan ettim ve onlara gizliden gizliye de bildirdim. Artık dedim ki, Rabinizden mağrifet dileyiniz, şüphe yok ki O, çok mağfiret buyurucudur.» |
| S. Ateş | 'Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim." |
| A. Bulaç | "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. |
| Muhammed Esed | ve dedim ki: "Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O, kuşkusuz bağışlayıcıdır! |
| Y.N. Öztürk | Ve şöyle dedim: "Rabbinizden af dileyin! O, bağışlamayı çok sevendir." |
| S. Yıldırım | Dedim ki onlara: "Rabbinizden af dileyiniz. Zira o gafurdur." |
| Tefhimü-l Kuran | «Bundan böyle» dedim. «Rabbinizden mağfiret isteyin çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. |
| Fizilalil Kuran | Dedim ki: «Rabbiniz'den bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır.. |
| A. Gölpınarlı | Dedim ki: Rabbinizden yarlıgan-ma dileyin, şüphe yok ki o, bütün suçları, tamâmıyla örter. |
| H. S. Yeter | Dedim ki : Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. |
| A. Uğur | Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. |
| G. Onan | "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O çok bağışlayandır. |
| Ş. Piriş | Onlara dedim ki: -Rabbinizden bağışlanma dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır. |
| Yusuf Ali (EN) | Saying, Ask forgiveness from your Lord; for He is Oft-Forgiving; |
| M. Pickthall (EN) | And I have said: Seek pardon of your Lord. Lo! He was ever Forgiving. |


0 yorum yazılmıştır